YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

İki ucu da vahim

 
Değişik düşünceleri demokratik sürece çekerek yönetim ilişkilerini zenginleştirmek yerine, silahla içli dışlı hale getirerek tasfiye etmek ve ülkeyi yeni sıkıntılara sokmak, terkedilmesi gereken bir devlet geleneği.

 

Gözümüzün önünde saatlerce süren polis-Hizbullah çatışması ve ardından sahne alan bilgiler ne kadar aşina değil mi? Kaçırılan işadamlarına dair tahminlerden tutun da, devletin terör olaylarıyla "içerden" temasına kadar birçok dedikodu bir anda gerçek oluverdi. Her şey bu kadar aşina olunca da bundan sonrasının da yapılan tahminler doğrultusunda gerçekleşeceğini düşünmek kaçınılmaz oluyor.

Bu çağın dili, terör yoluyla herhangi bir başarı elde etmeyi imkânsızlaştıran bir dil. Bu başarısızlık terörü gerçekleştirenlerin, terör yoluyla yaygınlaştırmayı düşündükleri düşünce ve ilişkiler açısından bir başarısızlık tabii. Yoksa bir düşüncenin muhalifleri açısından, o düşünceyi etkisizleştirmenin en kolay yolu bir şekilde silaha "bulaştırmaktan" geçiyor.

Bugün karşı karşıya olunan durumun da "özetle" bu olduğu görülüyor.

Birilerinin İslami düşünce çerçevesindeki gelişmeleri terör yoluyla etkinleştirmek gibi işin tabiatına ters bir yola girmiş olduğu duyuluyordu uzun zamandan beri. Esasında her düşüncenin "bir kenarında" o düşünceyi silahla etkinleştirmek isteyenler vardır. Bu açıdan durum -yapılan iş doğru olmasa da- çok da garipsenecek gibi durmuyor. Bunun hemen yanında duran gerçek asıl ürkütücü olan. Devletin çok çeşit sebeplerle bu işlere göz yumduğu veya bazı devlet görevlilerinin bu işleri teşvik ettiği şüphesi o kadar yaygın olarak dillendiriliyor ki, gerçeğe çok yakın bir şey olduğu ortaya çıkıyor bunun. Ayrıca böyle bir ihtimal devlet geleneğinin bildik reflekslerine de çok uygun düşüyor.

Bu çağın imkânları içinde devletin bazı birimlerinin arkasında olmadığı veya devletin bazı birimlerinin himayesine sahip olmaksızın bir terör örgütünün binlerce militana sahip olması, binlerce dolarlık bir mali kaynağa hükmedebilmesi imkânsız. Böyle bir örgüt başka bir devletten destek görse bile, bu, en fazla parasal bir hareket kabiliyeti sağlar o örgüte, ama kitleselleşme imkânı vermez. Devlet yetkilileri, kendilerinin çok sevdiği terimle, "İslami terör"ün(?) binlerce militana sahip olduğunu ifade ediyorlar. Bu da açıkladığımız şablon gereği, bu derece taban desteğine sahip olan bir örgütün devletin bazı birimlerinin desteğinde serpildiğinin örtük bir ifadesi oluyor. Modern devletin teknik kapasitesi, herhangi bir terör örgütünün devlete rağmen bu derece büyümesine imkân vermeyecek kadar gelişmiş durumda çünkü.

O zaman, bir kere daha devletin bazı birimlerinin tehlikeli bir silahla oynadıkları ortaya çıkıyor. PKK'nın gelişim tarihindeki kimi yanlışlarından hiç ders almamış bazı devlet yetkililerinin yine sahnede olduğu görülüyor. Çeşitli sebeplerle şiddete eğilimli kişilerin PKK'ya karşı dengeleyici bir güç yaratmak adına dinî söylemin işlevselleştirdiği bir terör hareketinin içine önce göz yumma, ardından da teşvik ve destek yoluyla çekildikleri ortaya tüm çıplaklığıyla çıkıyor.

Bu ülkenin büyük bir ülke olmasının önündeki en büyük engel yine sahnede. Değişik düşünceleri demokratik sürece çekerek yönetim ilişkilerini zenginleştirmek yerine, silahla içli dışlı hale getirerek tasfiye etmek ve ülkeyi yeni sıkıntılara sokmak, terkedilmesi gereken bir devlet geleneği. Fakat bu gelenek ülkenin önüne yeni fırsatların açıldığı her aşamada yeniden hortluyor. Şimdi de sanki bunca baskı ve dayatmaya rağmen, ana ekseni ve çoğunluğu itibariyle, demokratik çerçevelerin dışına çıkmama dikkati ve demokrasiye sahip çıkma olgunluğu gösteren İslami hassasiyeti yoğun çevreleri sıkıntıya sokmak üzere, kamuoyunun önüne İslam'la terörü özdeşleştiren sahneler getiriliyor. Ülkenin bu büyük potansiyeli, manipülasyonla etkisizleştirilemeyince, bir kenarda duran şiddet gruplarının merkeze yerleştirilmesiyle köşeye sıkıştırılmaya çalışılıyor.

İşin öbür ucu ise en az devlet ucu kadar vahim. Bu ülkede, gelişmek ve ülkeye yararlı dinamikler üretmek için, özgür ifade ve fikir tartışmasından başka hiçbir şeye ihtiyacı olmayan İslam düşüncesinin silahla etkinleştirilmesine soyunmanın, tam tersi sonuçlar doğuracağını gör(e)memek gerçekten vahim. Bunu görüp de küçük "hegemonya alanları" yaratmak adına buna tevessül etmek ise gerçekten Müslümanlar'a verilecek en büyük zarardır. Bu tip çabaların, bu ülke insanlarının ruhuna sinmiş hasletleri, uluslararası istihbarat şebekelerinin cirit attığı bir ilişkiler ağına "yem" olarak atmaktan başka ne gibi bir sonucu olabilir ki? İslam'a bundan daha büyük hangi zarar verilebilir ki?


20 OCAK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ömer Çelik

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...