| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Akif İnan: Çorak toprakta akan insan
Çorak toprakta akma benzetmesi benim değil, Akif'in. O, seyrek olmakla birlikte hayata karşı kahretmişliğini dışa vurduğu her seferinde: "Rasimciğim, çorak toprakta akıp gidiyoruz" derdi. Çorak toprakta akmak.. bu, şairin, bir bakıma kendini tanımlaması olarak da düşünülebilir. O, yalnızca kişisel hayatındaki mutsuzluğu değil, edebiyat hayatında yapmak isteyip de meydana getirmeye fırsat bulamadığı ürünleri için de aynı cümleyi kullanırdı. Akif'in şair yanı kadar hareket yanı (eylemci yanı) da vardı. Aslında kendi kendine sınırlar koymasaydı, iyi bir siyaset adamı olarak temayüz etmesi işten değildi. Asıl eğitimi edebiyat olmakla birlikte siyasete olağanüstü yatkındı. Ne var ki, bu yanını o alanda hemen hiç kullanmadı. 1960'lı yıllarda yaptığı Türkocağı Merkez Müdürlüğü dolayısıyla ülkenin birçok politikacısıyla, sanatçısıyla bire bir ilişkiler kurmuş, onlarla olan ilişkilerini hep sürdürmüştür. Ancak bu ilişkileri pratik hayatta kendi siyasi amaçlarına tahvil etmeyi aklından geçirmemiştir. Bizim, Akif'le birçok yolculuğumuz olmuştur. Bu yolculukların bir bölümü birlikte katıldığımız bir panel veya bir konferans veya bir cenaze töreni münasebetiyle vuku bulmuştur. Özellikle otobüs yolculuklarımız esnasında sürekli şöyle bir hayal kurardı. Mesela kıyısından geçmekte olduğumuz bir nehrin, kendince beğendiği bir kenarında, hayalen bir çiftlik kurar; orada hayvan yetiştirir; dışardan satın alınabilecek herhangi bir şeye ihtiyacı olmaz; çiftliğin ürünleriyle maişetini sağlarken, okuyup yazması için de fırsat bulmuş olurdu! Bu hayalini o kadar çok tekrarlamıştır ki, artık, onun nerede çiftlik kurabileceğini bilir hale gelmiştik. Mesela bu çiftliklerden biri Ankara-Kırıkkale karayolunun Kızılırmak tarafından kesildiği bir yerindedir. Kızılırmak, o yerde minik bir halka yaparak ayrılır; halka yeniden birleşir, ortada böylece bir adacık meydana gelir; işte o adacık, Akif'in çiftlik yerlerinden biri olarak tasarlanır. Aslında diyebilirim ki, Akif, gündelik hayatının düzenlenmesinde, okuyup yazmayı hep öne almıştır. Böyle olmakla birlikte, istediği verimliliği sanmıyorum ki, elde etmiş olsun. Çünkü o sözü, o "çorak toprakta akıp gidiyoruz" sözü, her defasında karşımıza çıkar; bir hayal düşüşünün ifadesi olarak zihinlerimize çakılıp kalırdı. Bana öyle geliyor ki, Akif, şiirinde de kendini kısıtlamış, kendini engellemiştir. Bu, yazdığı şiirin kalitesiyle ilgili bir durum değil; farklı bir şey. O, coşkun ve taşkın bir mizaca sahip olmasına rağmen, şiiri munis ve içe dönüktür. O coşkun ve taşkın mizaç kendini kapıp koyvermeye eğilimliyken; o daima şiirini, belli kalıpların içine sıkıştırmak zorunluluğu içinde yazmıştır. Böylece içindeki şairlik potansiyelinin tümüyle açığa çıktığını sanmıyorum. İçinde kalan şiiri, yazdıklarının kat kat fazlası olmalıdır. Dahası, onun eylem hayatı bile, şiirinin dışa vurmayan bir yansıması olarak düşünülebilir. Padişahlığı olmayan bir "sultan şair" örneği...
rozdenoren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|