| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
İçimizdeki uzantılar1992/İstanbul'daki Güneydoğu Güneydoğu'dan hemen her gün PKK'nın eylemleriyle ilgili haberler geliyor. Şehre inen hareket gittikçe etkinliğini artırma eğilimi gösteriyor bir müddettir. Şehirlerde ayaklanma denemeleri, baskınlar medyanın manşet konusu. Devlet ve hükümet büyüklerimizin ezeceğiz türünden beyanatları. Hâlâ bir avuç teröristten bahsediyor önüne mikrofon uzatılan ve kendini yetkili gören herkes. Medyanın estirdiği hava tek kelimeyle paranoyak bir korku: Kürt kökenli hatta Güneydoğu doğumlu herkes potansiyel PKK'lı ya da içimizdeki muhtemel uzantılarından biri! Sokaktaki insanı bu psikolojinin yavaş yavaş sardığını endişe ile izliyorum. Ülkenin ve insanımızın gerçeğinden habersiz zavallı Türk aydınının ve elitinin düştüğü durum; daha doğrusu toplumu düşündüğü durum ve toplumun ödediği bedel... Ali Kemal Temizer'in izlenimleri Beyan Yayınları'nın deneyimli yayın yönetmeni Ali Kemal Temizer bir aylık bir "memleket" gezisi dönüşü İnsan Yayınları'nda izlenimlerini anlatıyor. Biz Türkiye gündeminin çok uzağında görünen ama bize göre temel insanlık durumuyla ilgili felsefi eserleri yayına hazırlamakla meşgul durumdayken Ali Kemal Temizer'in izlenimleri bir anda ayağımızın yere basmasını sağlıyor adeta. Özetle diyor, bunca gürültüye rağmen devlet PKK'nın işini kısa sürede bitirir. Durumun devletin kontrolünde olduğu izlenimini edindim. Şu anda PKK'ya karşı Hizbullah diye bir örgütün ortaya çıkarıldığı ve ona karşı kullanıldığı yönünde bir görüş birliği var. Esas tehlikeli olan, bazı etkili ve yetkili kimselerin PKK'ya karşı Hizbullah'ı kullandıktan sonra üstüne yürüyüp, İslami çevreleri de terörle özdeşleştirecek bir operasyona girişmeleridir. Bu durum hiç de uzak bir ihtimal gibi görünmüyor. Temizer'in o dönem için çarpıcı gelen tesbitleri gelen tehlikenin ayak seslerinden başka bir şey değildi. Mehmet Bekaroğlu'nun feryadı Haberi aldığında Hasan Aktürk adeta yıkılmıştı. Yayınevinde neredeyse bir ruh gibi dolaşıyor, kime ne söyleyeceğini bilemiyordu. Böylesi değer abidesi birine bu zulüm nasıl yapılabilirdi? Ömrünü ilme vermiş, aklı selim sahibi birine kim niçin kıyabilirdi? Söylenenlere göre cinayetin işleniş biçimi Hizbullah'ın cinayet tarzına benziyordu. Karlı bir Diyarbakır sabahında camiye giderken katledilmişti Molla Ubeydullah... Hayatı hakkında anlatılanlar beni de etkilemişti. Cenazenin kaldırılmasından kısa bir süre sonra psikiyatrist Mehmet Bekaroğlu'nun bir entellektüelden çok bir vicdanın sesi haline dönüşen yazısı hepsinden daha çok etkiledi. Karda kışda Trabzon'dan kalkarak Diyarbakır'a giderek cenaze namazını kılmıştı. Ancak ölüm kadar dostların ölüme ilgisizliği Bekaroğlu'nun feryadına neden olacaktı. Neredeydi sahip çıkması gereken dostları? Bu vicdanları sızlatan, akıl tutulması cinayet kim tarafından ve nasıl işlenebilirdi? Buna din ve insanlık adına dur deme cesaretini gösterecek birileri yok muydu? Ve hepimiz, Molla Ubeydullah'ı tanıyan tanımayan hepimiz suçluyduk en azından cenazesine katılmamakla. Bekaroğlu'nun feryadı hâlâ gökkubbede yankılanıp duruyor. 1995/Yeni Şafak yazı işleri Bir grup İtalyan gazeteci Türkiye'deki siyasi ve sosyal durumla ilgili görüşmek istiyor. Bu görüşme isteğinin aslında Kürt sorunu demek olduğunu anlamak zor değildi. Onca soru tek soruyu sormak içindi aslında: Türkiye'de bir Türk-Kürt çatışması, iç savaş çıkar mı? Mustafa Özel, İtalyanlar'ın hiç de alışık olmadıkları biçimde tarihî perspektiften bakarak cevap veriyor: Son bin yıldır Orta Asya'dan Orta Avrupa'ya kadar imparatorluk çapında varlık gösteren kaç devlet var? Osmanlı ile birlikte birkaç taneyi geçmez. İmparatorluk kurabilmek bir ulus için basit bir şey değildir. Bizim halkımız devletimizden daha basiretli olduğu için merak etmeyin iç savaş çıkmaz.
aemre@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|