| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Zekâtsız mal ve üzerimizdeki vebal
Hizbullah konusunda yanıp yakınan tavırlarla, bu örgütün sergilediği vahşi tutumu kınamalar, ikisi bir arada ve iç içe. Zaten kimsenin bu tür hunharlıkları onaması da beklenemez. Ne var ki, Hizbullah etrafındaki bir bulanıklığın da behemehal giderilmesi gerekmektedir. Bir dönem PKK'ya karşı, bazı devlet organlarının arkaladığı iddia edilen örgüt işte şimdi yaygın operasyonlarla çökertiliyor. Bu arada husus öne çıkıyor: Hizbullah-Türkiye/Afganistan-ABD
Demek ki devlet kendi zaruretleri tahtında, sık sık bu tür örgütlenmelere vücut verebiliyor. Hizbullah hakkında daha başından beri, bu tür iddialar hiç de eksik değildi. Şimdi PKK karşısında kesin bir başarıya ulaşan devlet, onu göğüslemek amacıyla, vücut verdiği Hizbullah'ı tasfiye ediyor. En kaba anlamıyla, sürdürülen operasyonlardan çıkan sonuç bu!.. Bize göre buna fazlaca şaşırmaya da gerek yok. Şöyle gözümüzü geriye çevirdiğimiz takdirde, bu örneğin ne ilk, ne de son olduğunu kabul etmek asla zor olmamalıdır. Burada Afganistan örneğini hatırlamanın da tam zamanı. Rus işgaline karşı; aynen İspanya iç savaşında olduğu gibi, müslüman ülkelerin her türlü aktif unsurlarını bu bölgeye celbeden ABD, zafer sonrasında ne yaptı? Gerilla eğitimi verdiği silâh desteğinde bulunduğu aktif İslâmi güçleri; ABD nasıl devreden çıkardı, onlara birer suçlu muamelesi yaptı ise, şimdi bizde olanlar da bundan farksızdır. Afganistan'da görev yapan gerillalar, daha sonra Bosna'ya, Kosova'ya geçtiler. Fakat ABD artık onlara ihtiyaç duymadığı için, her birinin sırtına uluslararası suçlar isnad etmekte gecikmedi. Şimdi bu gruplardan bazıları Çeçenistan'da!.. Çeçen savaşı başarıya ulaşsın, ilk suçlanacak ve devreden çıkarılacak grup gene onlar olacaktır. Yani kendilerine "yeniçeri rolü" yüklenenler başka, politika belirleyiciler daha bir başka oluyor. Bunun farkına varamayanların, tabii ki yakınmaya da hakkı yok. Hizbullah'ın durumu da bundan farksız anlayacağınız. Zekâtı verilmeyen mal
İkinci hususa gelince: Bu ilişki biçimi daha başından belli olduğuna göre!.. Bu ilişki biçimini, özellikle sol kesimler ve devletin PKK'ya karşı mücadelesinde, kısmen PKK'dan yana tavır koyanlar, kısmen de bu mücadelenin anti-demokratik taraflarına işaret edenler sık sık vurgularken; şimdiki yaygın operasyonlardan rencide olan bizler, neredeydik Allahaşkına? O karanlık yıllarda dergilerimiz, gazetelerimiz, radyo ve televizyonlarımız neredeydi? Niçin bu konularda biz kalem oynatamıyor, vicdanlarımızdaki derin sızıyı ifade edemiyorduk? Hem bu adamlar devletle iç içe diye herkes sızlanacak; hem sergiledikleri vahşiyâne tutumlar görmezden gelinecek; hem de İslâmi olduğu varsayılan telâkkileri dolayısıyla, haklarında herhangi bir eleştiri geliştirilemeyecek. Asıl üzerinde durulması gereken burası!.. Bugün Hizbullah olur, yarın bir başka örgüt!.. Bunların sonu gelmez!.. Bütün mesele, biz hep zıtlarımızla mı meşgul olacağız? Kendi ihmal ve hatalarımızı, noksanlarımızı medenî, kompleksiz tavırlarla konuşamayacak mıyız? Ne Aczimendilik üzerinde, ne de meselâ İbda-C üzerinde, bizim ürettiğimiz bir kamuoyumuz yok. Bir ayıklama, seleksiyon, yargılama!.. Bunlar maalesef bizde bulunmayan şeyler. Olmayınca da, zekâtı verilmemiş mal gibi, böyle sık sık zarara uğruyor, haksız töhmetlere maruz kalıyoruz. Zararı göze almadan ise ne ticaret yapılır; ne de ziraat!.. Unutmayalım, budanan asmaların verimi daha fazla olur. Buna kıyamayan bağcı ise ............................ 28 Şubat'tan beri, hatta hatta Uğur Mumcu'nun öldürüldüğü, Sivas Davası ve Gazi olaylarından beri; bu ülkede İslâmî kesimleri terörize etmeye, tahrike ve yasa dışı tutumlara sevketmeye zorlayan bir süreç yaşanıyor. Hal böyle iken, bunu anlamazdan gelmenin bir mânâsı olabilir mi? Cephecilik üretmek, çatışmalar ihdas etmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürenler, ne yazık ki, hiç de az olmadı. Bir de üstüne üstlük böyle eli kanlı örgütler!.. Ne yaptığını savunan, ne de yapacağını kamuoyuna izah ihtiyacı duyan yapılanmalar. Özellikle böyle zamanlarda, bu tür örgütlere yerli istihbarat elemanları değil, aynı zamanda yabancı istihbarat örgütleri de sızmakta güçlük çekmez. Kim ne yaparsa, at Hizbullah'ın üzerine!.. Adamlar hayır demiyor ki. PKK da zaten bu hale gelmemiş miydi? Kendisi mi yaptı, içindeki unsurlar mı? Yerli mi, yabancı mı, Allah bilir. Araştırmacı gazetecilik ve televizyonculuk
Bana göre burada acilen yapılması gereken şu: Müslüman kamuoyunu bilgilendirmek!.. Bir ev mi kiralanmış? Kiralayanlar kim, bu adamların mahiyeti nedir? Fikrî, zikrî, gelmişi geçmişi nedir, bunları aydınlatarak kamuoyunu bilgilendirmek!.. Ta ki insanlar kendi çevresindeki derin gelişmelerin farkına varabilsin. Meselâ işkence yapılan kişilerin gömüldüğü evler!.. Bu evleri kiralayan, bu evlerde oturan ve cinayetleri işleyen kişilerin portrelerini iyice netleştirelim. Şimdiki zamanda gazeteciliğin görevi bu olmalı. Zira bu karanlığı aydınlatmak buradan başlayacaktır. Varsa bağlantıları, kuşkuları biz kanıtlayalım. Birileri öldürüp, o evlerde oturanlara mı emanet ediyor, yoksa kendileri mi bu işi yapmışlar? Bu argümanları biz kendimiz üretelim. Başkalarının isnad ve argümanlarını kullanmakla asla yetinemeyiz. Allahım şu garabete bakın siz. Öldürülüp kaçırılanlar müslüman!.. Hem kaçıran, hem işkence ile öldüren veya diri diri gömenler de İslâmî teröristler!.. Bu işi, araştırmacı gazetecilik ve televizyonculuk tavrıyla aydınlatmak; asıl bizim kesimlerin boynundaki bir vebaldir.
aridvan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|