| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Özkök, "28 Şubat bayramı"nı hâlâ kutluyor!..
Hürriyet'in Ertuğrul Özkök'ü "28 Şubat post-modern darbesi"ne meşruiyet aramak için, beyinsel çalışmalarını sürdürüyor. Son olarak baskınlarla açığa çıkan "Hizbullah terörü"nü kanıt gösterip, "irticai terörün paranoya olmadığı görüldü. Demek 28 Şubat meşruymuş" diye yazmış. A güzelim Ertuğrul Özkök.. Madem Hizbullah terörü, bir askeri müdahaleye gerekçe olacak çapta tehdit oluşturuyordu.. O zaman, "devlet"e müdahale eden "derin devlet", neden yıllarca, "faili meçhul cinayetler" konusunda böyle hareketsiz kaldı? Bütün bu iddiaların cevabını aramak için, kendi gazetesi "Hürriyet"i açıp, "gerçekten araştırmacı" gazeteci Enis Berberoğlu'nun sütununu okusa, Hizbullah'a dayanıp, "28 Şubat"a meşruiyet aramaz Özkök'ler.. Ne diyor Berberoğlu.. -Güneydoğu'nun üç gülü, Susurluk Çetesi, PKK ve Hizbullah'tır.. Ertuğrul Özkök, Türkiye'deki askeri müdahalelere gerekçe arayacak yerde, Türkiye'deki çarpık yapılanmayı merak etse, TBMM'deki "Faili Meçhul Cinayetler" ve sonra da "Susurluk" için kurulan komisyonların üyeleri ile görüşebilirdi.. "Faili Meçhul Cinayetler" komisyonunun o zamanki SHP'li milletvekili üyesi Mustafa Yılmaz, "Sabah" gazetesinde neler anlatıyor. -1993 yılından başlayarak, Batman'da Hizbullah kamplarını devletin görmezden geldiğini saptadık.. Rapordaki "Hizbul-kontra" ifadesi, çıkartıldı.. Çünkü devletin, PKK'ya karşı Hizbullah'ı kullandığı söyleniyordu.. Ah Ertuğrul Özkök ah!.. Sanki bir gazetede, haberlerin ve söylentilerin ortasında yaşamıyor.. Belki de hâlâ, Kral Hüseyin'in tabutu başında Fatiha okuyor olduğunu zannediyor.. Hiç merak etmiyor.. "Susurluk Komisyonu" raporlarını hiç duymamış.. Belli ki, 28 Şubat'ın Jandarma Komutanı Orgeneral Teoman Koman'ın, TBMM'deki komisyonu yok sayıp, gelmediğini de hiç hatırlamıyor.. Geçenlerde, "Yeni Şafak"ta yayınlanan Mihri Belli söyleşisinden bir cümle alıp, "28 Şubat"ın haklılığını anlatmaya çalışmıştı.. Baktım, dün Mihri Belli'yi "Türk Solunun Duayeni" başlığıyla tanıtan bir röportaj yayınlamış Hürriyet!.. Ah Ertuğrul Özkök ah!.. Birileri de, "12 Mart 1971" askeri müdahalesini meşru göstermek için, Mihri Belli'lerin eylem ve düşüncelerini kanıt olarak sunardı.. Ertuğrul Özkök ve onun gibi 28 Şubat'a bağlılık yemini içenler, çok iyi bilmeli artık.. "Çağdaş devlet"in temel ilkeleri, hukukun üstünlüğü, devletin de yasalara uyması, şeffaflık ve sivil demokrasi gibi maddelerdir. Örneğin medyada veya herhangi bir ekonomik faaliyette, sermayelerin kartel kurarak "serbest rekabeti" engellemesi, hem ayıptır, hem suçtur.. Tarihi ne olursa olsun ve ister modern, isterse post-modern olsun, her çeşit askeri müdahale, "Avrupa Birliği" diye hedef aldığımız "büyük demokrasi projesi"nde, kabul edilir birşey değildir.. Üç günde bir, ilgili ilgisiz her duyduğunu kanıt gösterip, "demek 28 Şubat meşruymuş" diye yazı yazmak, kimseye yakışmıyor.. 1 Aralık Çarşamba günü, ortada Aydın Doğan, yanında Mehmet Ali Yalçındağ ve Ertuğrul Özkök olduğu halde çekilen fotoğrafın haberinde ne deniliyordu?.. -Doğan Medya Grubu temel ilkeleri benimsedi!.. Neydi peki bu temel ilkeler? -Hukuk devletine bağlılık, demokrasiye bağlılık, Atatürkçülüğe bağlılık, laikliğe bağlılık, İnsan haklarına ve özgürlüklere bağlılık.. Bu ilkelerle, herhangi bir çeşit askeri müdahaleyi meşru göstermek, birbirini ne kadar tutar ki? Keşke şu 28 Şubat müdahalesi, 29 Şubat'la yapılsaymış.. O zaman Ertuğrul Özkök, olayın yıldönümünü, dört yılda bir kutlardı.. ŞAKA
Ama ne ekolmüş!..
Beykoz'daki hücre evinde "ölü olarak ele geçirilen" Hizbullah'ın lideri Hüseyin Velioğlu, Siyasal Bilgiler Fakültesi'ndenmiş. Bildiğimiz kadarı ile, PKK'nın lideri Abdullah Öcalan da, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden.. Bu "Mülkiye Ekolü", amma da ilgi çekici isimleri içeriyor.. "Resmi İdeoloji"nin beşiğinde, meğer çok sesli ninniler söyleniyormuş.. KARTEL
Sarıer'e bir mantık cevabı!..
Çok sevdiğim, beğendiğim, yıllarca beraber çalıştığım, gerçek basın emekçisi İlker Sarıer, dünkü "Sabah"ta, "Mehmet Barlas'a bir mantık sorusu" başlığıyla açmış sütununu.. Beni anlamış ama, biraz da yanlış anlamış.. Ben Kadir Çelik'in yaptıklarını hoş görmüyorum elbet.. Zaten Kadir Çelik'in televizyon programını konu olan yazıyı da, bu yüzden yazdım.. Ama vurgulamak istediğim şey şöyle.. Medyadaki çarpıklıklar, Kadir Çelik olayından ibaret değil.. Örneğin bir "kartel" meselesi var.. "Kartel"in istemediği gazete dağıtılmıyor, kartelin ambargo koyduğu gazeteciler, işsiz kalıyor. İlker Sarıer veya diğer arkadaşlarım, bu konulara değinemez.. Aynı şekilde medya sermayesi, bankacılığa girince veya devlet parası ile haşır-neşir olunca, medyanın bağımsızlığı ve özgürlüğü bitiyor.. İlker Sarıer'e bunlar yazdırılamayacağı için, ben bunları "Yeni Şafak"ta yazıyorum.. Örneğin İlker Sarıer, açıp gazetesi Sabah'ın arşivlerine baksa.. Aralık 1997'den başlayarak, yeni Meclis Salonu'nu yapan firmalar hakkındaki haberleri okusa.. Sonra bugün, Sabah sermayesinin, bu firmalardan biri olan bir şirketle (Nurol) ortak olarak, Petrol Ofisi özelleştirme ihalesine katılacağını öğrense, ne yapar? Bunları "Sabah"ta mı yazacak? İşte bu yüzden ben medyayı eleştiriyorum. Amacım, İlker Sarıer gibi, bu ortamı susarak ve üzüntü ile izleyen arkadaşlarıma yardımdır.
mehmetbarlas@attglobal.net
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|