| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Ne olacak bu ülkenin hali?
Almanın biri, her akşam balkonda çilingir sofrası kurup tellenen Türk komşularına akıl sır erdiremezmiş. Her Allah'ın günü, suyla karıştırılınca beyazlaşan Türk içkisini kadeh kadeh devirdikten sonra Türkiye'nin enflasyondan trafik canavarına, siyasetin yozlaşmasından darbelere kadar her meselesinde atıp tuttuktan sonra en nihayet hayıflanıp ağlaşmaya başlamalarını izler, bütün bu olan bitenlere bir anlam veremezmiş. Günün birinde dayanamayıp komşularına merakını açınca, Türkler onu o akşam çilingir sofrasına davet etmişler. Koymuşlar önüne kadehi, suyla rakıyı karıştırıp dikmişler kafasına. Alman, ikinci kadehin ardından almış kafasını avuçlarının içine ve başlamış söylenmeye: "Of, of! Ne olacak bu Almanya'nın hali?" İşin ilginç yanı, belki de atalarımızın kullandığı kımızın kanımıza işlemiş olmasından olsa gerek rakının bu tesiri, ağzına içkinin damlasını koymamış olsa bile Türk milletinin her ferdini etkilemişe benziyor. Üç beşimiz ne zaman bir araya gelse başlarız ülkenin kötü gidişatından dem vurmaya. Türk milletinin müthiş eleştiri kabiliyeti, kendini kahvehane köşelerinden parti teşkilatlarına kadar hemen hemen her yerde kendini gösterir. Samimi bulduğumuz her ortam, aynı zamanda ahkam kesilmesi gereken bir ortamdır. Ancak iş başa düşüp, bu kötü gidişatı değiştirmeye yönelik adımların atılmasına gelince hepimiz geri çekilir, üstelik elin taşın altına koyacak kadar gözüpek olanlarımızı eleştirir, onları yalnız bırakmakla kalmaz, arkalarından bir darbe de biz vururuz. Neticede bu kötü gidişattan kendimizin de sorumlu olduğunu hep görmezden geliriz. Buyurun size üç haftalık malzeme: Kurdukları kanlı örgüte Hizbullah adını takma cüretinde bulunan caniler çetesinin daha bugün ortaya çıkan çirkin yüzü, gündemin üzerini karalayarak bir anda hepimizin dudak alışkanlığı oluverdi bile. Yok efendim, işte irtica gerçekten geliyormuş, hayır bu işin arkasında devlet varmış, tüm sakallı ve başörtülüler Hizbullah sempatizanı sayılamazmış, kanlı terör örgütünün bugünlerde ortaya çıkmasının Fazilet Partisinin kapatılma davasının Anayasa Mahkemesi'nce dinlenmeye başlandığı bugünlere tesadüf etmesi oldukça dikkat çekiciymiş, vesaire, vesaire. Tüm bu sorular ve eleştiriler yerinde sayılabilir. Ancak, iki gün sonra gündemi altüst edecek bir başka bomba patladığı zaman, bunları da Susurluk'u, siyasilerin kirli çıkınlarını, işkence davalarını, düşünce suçlularını, derin devleti, darbelerle sekteye uğratılan siyaset hayatımızı unuttuğumuz gibi beyin hücrelerimizden sileceksek, susalım daha iyi. Devletin göz yumduğu veya daha da kötüsü, PKK'ya karşı türettiği iddia edilen bir terör örgütünün senelerdir bu tip cürümleri işlediği, faili meçhul cinayetlerin ve adam kaçırma olaylarının özellikle Güneydoğu'da senelerdir sürdüğü hepimizin şimdi mi aklına geldi? Bu soruların peşinden koşan araştırmacıları ve insan hakları takipçilerini hapislere düşürdüğümüz, bu konularda rapor hazırlayanları yerden yere vurduğumuzu ne kadar çabuk unuttuk? Yıllardır ülkenin Güneydoğusunda yaşanan meselelerini ve bu konularda devlet adına hareket edenlerin vurdumduymazlığını bas bas bağıranların ne zaman arkasında durduk ki bugüne kadar? Medyanın "kayıp işadamları" lakabını taktığı kaçırılmış şahısların sonunun ne olduğunu bugüne kadar takip eden Mazlum-Der gibilerin çabaları olmasaydı acaba bugün bu cesetler teker teker ortaya çıkar mıydı? Yoksa yüzlerce diğerleri gibi, kim bilir nerelerde unutulmaya yüz tutarlardı? Elini taşın altına sokan Mazlum-Der gibi kuruluş ve kişilerin çoğu bugün birileri tarafından sakıncalı olarak resmediliyor. Allah vergisi eleştiri kabiliyetimiz, ne zaman onların arkasındaydı? Of, of! Ne olacak bu devletin, bu milletin hali?
mutku@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|