| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Yolun bir yarısı
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in Kahramanmaraş yolunda yaptığı, "Devlet bazen rutinin dışına da çıkar" açıklamasına sevinmek mi, yoksa üzülmek mi gerekiyor? Doğal gibi gelen cümle, üzerinde biraz düşünüldüğünde, sadece bazı politikacılarımızın zihniyetine ışık tutmakla kalmıyor, aynı zamanda son 100 yıla damgasını vurmuş 'sıradışı' (rutin olmayan) nice olayı da aydınlatıyor... Cumhurbaşkanının, 'devletin rutin dışı işleri' ile ilgili açıklamasını, 'Batmangate skandalı' ile doğrudan suçlanan DYP lideri Tansu Çiller'in kendisini ziyaretinden sonra yapması dikkat çekici. Tansu Çiller döneminde gerçekleştiği anlaşılan bir dizi 'sıradışı' uygulama, demek ki, sadece dönemin başbakanının başının altından çıkmamış; devlet, bir bütün olarak, o uygulamanın arkasında. "Görmedim, duymadım, söylemem" davranışına aldırmamak gerekiyor; dönemin bütün sorumluları, o günlerde Güneydoğu'da neler olup bittiğinin pekâlâ farkındaydılar... Olup biten şu: PKK'yı bitirme kararlılığı, devleti, 'rutin olmayan' bazı tedbirler almaya sevk etmiş ve bunun sonucu yasal silâhlı kuvvetler dışında özel taburlar kurulmuş, bunlar 'beylik' olmayan silâhlarla donatılmış... Gizlice ithal edilen suikast silâhı 'kanas' ile 'boğma teli' devlet görevlilerinin kullanacağı âletler değil; ancak bu âletlerin de -muhtemelen- devlet görevlileri tarafından kullanıldığı bir dönem yaşanmış ülkemizde... Kanas ile boğma teli acaba hangi eylemlerde kullanıldı 'devlet görevlileri' tarafından? 'Devlet görevlileri' denilen kişiler, devlet ile hangi düzeyde bir resmiyet bağı içindeydiler? Vaktiyle PKK için çalıştığı halde sonradan pişman olmuş Alaattin Kanat gibi itirafçılara mı verildi bu âletler; yoksa, devlet ile daha organik bağı olduğu anlaşılan Mahmut Demir (Yeşil) gibiler tarafından mı kullanıldılar? Kime karşı? Bu soruların cevaplarını vermek zor. Zaten, Cumhurbaşkanı Demirel'in açıklamaları, konunun daha fazla kurcalanmasını önlemeye yönelik bir tedbir... "Devlet bazen rutin dışı işler de yapar" denildiğinde konu genelleşmeye ve 'hikmet-i hükümet' anlayışı devreye girmeye başlar. İstenilen, aslında demokratik bir hukuk devletinde görülmeyecek türden eylemler için, "Başka ülkelerde de olan işler bunlar, fazla üzerine varmayalım..." düşüncesinin egemen olmasıdır. Dönemin emniyet genel müdürü Mehmet Ağar, bir mülâkatta sarf ettiği, "Gazeteciler nereye kadar opsiyonları olduğunu bilirler" cümlesiyle, konunun medyada dillendirilmesinden de bir şey çıkmayacağını önceden duyurmuş oluyor zaten... 1990 sonrasında farklı bir düzleme oturduğu anlaşılan PKK ile mücadele konusunda çok yönlü bir düzenek kurulduğunu fark etmek zor değil. Düzeneğin bir tarafında 'rutin dışı' yöntemleri benimseyen devlet seçkinleri, diğer tarafında 'rutin dışı' eylemleri gerçekleştiren sergerdeler varsa, bu düzeneğin bir kenarına 'opsiyonları sınırlı' medyayı da koymak gerekiyor. Gümrüklenmeden ülkeye sokulmuş suikast silâhları ve boğma telleri, 'rutin dışı' eylemleri yapacak kimselere verilmiş olmalı... Ayrıntılarını bilmesek bile amaçlanan eylemlerin yapıldığını varsayabiliriz; ayrıntıları bilmememiz, onlara ulaşabilecek durumdaki gazetecilerin 'opsiyon' darlığı yüzünden... (Acaba, kendisine tanınan opsiyona aldırmayan gazeteciler oldu mu? Olduysa, başlarına kötü işler geldi mi?) Kayıt dışı silâhlarla donatılan sergerdeler, kendilerine destek verenlerin çizdiği sınırlar için de mi kaldılar, yoksa 'rutin dışılığı' aşırıya vardıranlar da çıktı mı içlerinden? 'Batmangate' skandalında adı sıkça geçen 'Kintex' firması sadece klasik silâhlar üretmiyor, bütün bombalı suikastlarda kullanılan 'C-4' plastik patlayıcı da Kintex ürünü... 'Kanas' suikast silâhını, boğma telini ithal edenler, acaba aynı kayıtsız yollardan 'C-4' plastik patlayıcı da soktular mı ülkeye? Soktularsa, o madde, nerelerde kullanıldı? C-4'ün bir özelliğinin içine sindirilmiş özel katkılarla menşeini ele vermek olduğunu biliyoruz; acaba Bahriye Üçok'tan Ahmet Taner Kışlalı'ya uzanan siyasi suikastlar zincirinde kullanılmış 'C-4', menşe itibariyle, kayda geçmemiş ithal mallarından olabilir mi? Türkiye'nin 'Batmangate' ile cumhurbaşkanlığı seçimi arifesinde karşılaşması bir yönüyle talihsizlik (bir yönüyle değil; çünkü skandalın patlamasını belki de o vesileye borçluyuz). Ancak, bugüne kadar ortalığa saçılanlar ve bilgi ufku içine girenler bile, Susurluk kazası sonrası kurulan ama bir türlü üzerine gidilemeyen irtibatları iyice göze sokar hale getirdi. Bir hafta öncesine kadar, "Devlet yapmaz" diyen Cumhurbaşkanı Demirel'in, bugün "Devlet bazen rutin dışı işler de yapar" demesi az bir gelişme mi? Yolun yarısını aştık...
fkoru@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|