YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Gündem

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.


İSLAMİ HAREKETLER VE SİYASAL İSLAM
  • ABDULLAH MURADOĞLU                 1

    Tepki mi, öze dönüş mü?

    Siyasal İslam kavramı, Osmanlı İmparatorluğu'nun tasfiyesinden sonra sömürge altındaki İslam dünyasında ortaya çıkan İslami akımları tarif etmek için kullanılan bir kavram. Batı karşısında askeri, ekonomik ve siyasal alanlarda yenilgiye uğrayan Müslüman toplumların İslam'ı ana kaynaklardan yorumlayarak Asr-ı Saadet özlemini gerçekleştirmeye dönük eğilimleri bu kavram ile izah edilmeye çalışıldı. Bu açılardan bakıldığında 'Siyasal İslamcılık' Batı'ya karşı bir refleksi ifade ediyor. Arap Sosyalizmi ve Arap Milliyetçiliği'ne karşıtlıklarına rağmen bu akımlardan da etkilenen Radikal İslami söylem, dinin bir doktrin ve bir ideoloji olarak algılanmasına neden oldu. Öte yandan İslamcı akımların Batılı kavramlardan etkilendiği, bu etkileşimin söyleme bir biçimde yansıdığı kabul ediliyor. Otoriter rejimlere bir tepki olarak ortaya çıkan İslami hareketlerin süreç içerisinde demokrasi ve çoğulculuk tartışmalarından etkilendiği belirtiliyor. Bu etkileşim, büyük bir gövdeyi temsil eden İslami hareketleri kendi içinde ayrıştırdı, farklılaştırdı. Küçük dallar dışında ana gövde demokratik usüllerle iktidara gelmek ve demokrasinin kurallarıyla çatışmamak yönünde evrildi.

    İran Devrimi Batı'yı etkiledi

    1979'daki İran İslam Devrimi ile 'Siyasal İslam' Batı'nın gündemine yerleşti ve Batı'nın İslam politikasının sınırlarını belirledi. Ortadoğu'da politik dengeleri alt üst eden bu gelişme nedeniyle, Mısır, Cezayir, Sudan ve Tunus'taki İslami hareketler de Batı dünyası tarafından mercek altına alındı. Cezayir ve Tunus'ta demokratik kurallar içerisinde iktidara gelmek isteyen ve halkın büyük bir çoğunluğunun desteğine sahip olan bu hareketler engellendi. Cezayir onbinlerce insanın hayatını kaybettiği bir iç savaştan geçti ve sancıları hâlâ sürüyor.

    Demokratik İslam

    Seçimle iktidara gelmek isteyen ve çok partili sistemi benimseyen ılımlı ana gövde, askeri rejim ile radikal silahlı grupların çatışması arasında sıkışıp kaldı. Mısır, Cezayir, Tunus bu açılardan ilginç örnekler arasında yer aldı. Bu sıkışma, ana gövdeyi temsil eden akım ya da partilerin demokrasiye olan bakışlarını büyük ölçüde değiştirdi. Batılı bir kavram olarak küçümsenen demokrasi, süreç içerisinde kabul edilerek içselleştirilmeye çalışıldı. İçselleştirme çabaları çoğulculuk ve insan hakları tartışmalarını da beraberinde getirdi. Bu tartışmalar yeni yorumların kapısını araladı. "Demokratik İslam" kavramını kullanan Tunus'taki Nahda'nın lideri Raşid El Gannuşi, "Biz demokrasi derken sadece özgürlükçü, çok partili ve serbest seçimlere dayanan bir siyasal ortamı kastediyoruz. Seçilir ve hizmet edersiniz. Edemez de görevi kötüye kullanırsanız, halkın sizi hem yerinizden etme, hem de cezalandırma yetkisi vardır. Sorarım size hangi İslam ülkesinde halka bu hak verilmiş" cümlesiyle özetliyor durumu. FIS Danışmanı Azzam Temimi FIS ve askeri rejim arasındaki sorun hakkında ilginç gözlemlerde bulunuyor: "FIS'a muhalefet eden kitlelerin de bulunduğunu bugüne kadar hiçbir FIS yöneticisi yadsımadı. Orduyu ayağa kaldıran bazı elitler ise, FIS'ı kabullenmeye yanaşmadılar. Her şeye rağmen, ordunun da bir gün gerçekleri görüp, küçücük bir azınlık yerine tüm ülkenin menfaatlerini gözetmeye başlayacağına inanmak istiyorum.."

    Totaliter rejimlerin ürünü

    Fransa'nın eski Ankara Büyükelçisi, Ortadoğu uzmanı, gazeteci Eric Rouleau, İslamcı akımlar arasında ortak noktanın, hepsinin protesto akımları, partileri olmaları şeklinde belirtiyor. İslamcı akımların genellikle insan hakları ve demokrasinin olmadığı yerlerde; anti-demokratik rejimlere protesto hareketi olarak geliştiğini vurgulayan Rouleau, "Maalesef demokrasi şampiyonları olarak algılanıyor. Demokrasiyi savunuyorlar, çünkü ayakta kalmak istiyorlar" cümlesiyle bu olguya dikkat çekiyor. Merkezi Londra'da bulunan Liberty adlı kuruluşunun başkanı ve FIS'ın danışmanı olan Azzam Temimi, Cezayir örneğinden yola çıkarak, "Demokratikleşme süreci tamamlanır ve ordu da demokrasiye sahip çıkarsa, korkacak bir şey kalmaz. Diyelim ki FIS veya başka bir parti iktidara geldikten sonra 'davadan dönüp' halka zarar vermeye başladı; halk elindeki bu mekanizma sayesinde suçlulardan her zaman hesap sorabilir. Demokrasinin en güzel yanı da bu zaten" cümlesiyle kaygıları cevaplandırıyor.

    'Türkiye, demokratik bir laboratuar'

    Türkiye'de 1995 seçimlerinden birinci parti olarak çıkan ve Doğru Yol Partisi ile koalisyon kuran Refah Partisi deneyimi ise İslam Dünyası'nda olumlu bir etki yaptı. Raşid El Gannuşi, bu gelişmeyi, "Bir milyar insan, Türkiyeyi demokratik İslam için bir laboratuvar olarak görüyor. Müslüman aydınlar, İslam'ın bu çok partili rejim içindeki uygulamasını an be an izliyor ve notlar alıyorlar. Müslüman rejimlerin en güzeline, en özgürüne layıktır. Bugün ise 40'a yaklaşan İslam ülkesinin pekçoğunda eski SSCB'ye rahmet okutan diktatöryel uygulamalar görüyoruz. Bu da bana azap veriyor" cümlesiyle karşılıyordu.

    Bir kurtuluş reçetesi: İslamcılık

    Siyasal İslam kavramı Türkiye'de de çok tartışılan bir kavram olarak güncelliğini koruyor. Ancak bu tartışma yeni yapılıyor değil. İslamcılık, Osmanlı İmparatorlu'nun Batı karşısında çözülme süreci içerisine girdiği son dönemde bir kurtuluş reçetesi olarak ortaya çıktı. Önerilen diğer iki reçete ise Osmanlıcılık ve Türkçülük'tü. Buna Batıcılık'ı da eklemek gerekiyor. Bu eğilimler 2.Meşrutiyet döneminde bir şekilde kendisini ifade imkanı buldu. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra sahadan çekilen İslamcılık, 1950'lerden sonra yeniden fikir düzyinde kendini hissettirmeye başladı. Kenarda bırakılmış ve sistemin dışına itilmiş mütedeyyin kesimlerin talepleri Demokrat Parti ve Adalet Partisi tarafından çözüme kavuşturulmayınca, Milli Nizam Partisi ve daha sonrasında Milli Selamet Partisi bu kesimlerin demokratik yollarla siyasi ifadesi olarak ortaya çıktı. Burada mütedeyyin kesimlerin taleplerini meşru yollarla merkeze taşıma işlevinden söz edebiliriz. Bu nedenle Siyasal İslam denildiğinde Prof. Necmettin Erbakan'ın başını çektiği partiler akla gelmektedir. 'Siyasal İslam'ın bir damarı bu.

    Ana kaynaklara inme çabası

    1960'larda Ortadoğu'da ortaya çıkan,1980'li yıllarda dünya gündemine oturan ve bir çok ülkede güç kazanan İslami hareketler Türkiye'deki genç Müslümanlar'ı derinden etkiledi. "Halk İslamı" ile çelişen ve yabancılaşan bu yeni eğilim İslam'ı ana kaynaklardan yorumlama tartışmalarıyla beslendi. Bu eğilim, geleneksel tarikatler ve cemaatler kadar, siyasal İslam'ın ifadesi olarak kabul edilen Refah Partisi'ne de mesafe koydu. Gerekçe Refah Partisi'nin sistem içinde kalmayı kabul etmesiydi. Daha çok fikri düzeyde kendini hissettiren bir eğilim bu. Gençlerin rağbet ettiği bu eğilimde süreç içerisinde köklü değişiklikler yaşandı. Hak ve özgürlükler alanında ortaya çıkan genel demokratikleşme havası bu değişiklikte önemli rol oynadı.

    Ali Bulaç : Siyasal İslam ulus devlet projesidir

    Siyasal islam tabiri iki bağlamda ele alınabilir. Biri modern siyasi formlardan derin bir etki alarak ulus devlet tipi bir devletin İslami terim argüman ve retoriklerle tasarlanması. Burada bireyin ve toplumsal hayatın bütününü dönüştürme amacında olan bir devlet projesi var. Bu devlet hareket noktası olarak aldığı modern devlet dolayısıyla otoriter ve totaliter özeliklere sahiptir. Bu devlet önceden kurulup ardından kendine bir ulus ve toplum inşa ameliyesine girişen modern devlet gibi tepeden tırnağa İslam kimliğiyle öne çıkan, farklılıklara yer vermeyen, gayri müslimleri zımmi kabul etse de zaman içinde eritmeyi amaçlayan, bu meyanda resmi bir din görüşü ve ideolojisi olan, ancak ismi İslam olan bir ulus devlettir; Kur'an, hadis kaynakları ve bir de kültür mirasından devşirilen uygun malzeme ve argümanlarla böyle bir İslam devletinin mümkün olabileceği, hatta Müslümanlar'ın bunun kurulması için farz bir ibadet olarak üzerlerine düşen her şeyi yerine getirmekle yükümlü oldukları öne sürüldü. Oliver Roy ve Gilles Kepel'in 'iddiası ve tezi iflas etti' dedikleri Siyasal İslam tam olarak budur. Hakikatte iflas etmiş olan ulus devlet projesidir. Çünkü bunun ne kadarının İslami nihai amaçlara uygun düştüğü tartışmalıdır. Cemalettin Afgani'den Reşit Rıza'ya, Hizbuttahrir'den İran İslam Devrimi'ne kadar ortaya konulan ve İslam diye takdim edilen örneklerin hemen hepsi modern ulus devletin kopyası niteliğinde oldu.

    Müslümanlar'ın hukuk devletine itirazları yok

    Siyasal İslam'ın ikinci versiyonu, herhangi belirgin, somut bir yönetim tarzı veya devlet şekli üzerinde ısrar etmeyip, genel olarak siyasetin, yönetimin ve iktidar ilişkilerinin İslami değerlere uygun tasarlanıp iş görür hale gelmesini talep etmektir. Bu taleplerin genel çerçevesini işleyen, katılımcı ve çoğulcu demokrasi ile anayasaları üst hukuk ilkeleriyle bağlayan insan haklarıdır. Müslümanlar'ın çoğulcu, farklılıklara açık bir demokrasiye ve herkesin temel hak ve özgürlüklerinin korunduğu bir hukuk devletine hiçbir itirazları yok.

    Prof. Mehmet Bekaroğlu(FP Rize Milletvekili) : Siyasal islam hep tartışıldı

    Altmışlı, yetmişli yıllardaki muhalif hareketler sadece siyasal projeler olarak görünmüyor, aynı zamanda modernleşme ve kentleşmenin getirdiği kimlik sorununu çözme işlevini de yükleniyorlar, bu durum 'milliyetçi' ve 'İslamcı' kesim için daha belirgindir. Bu arada ülkede baskıcı, katı bir merkeziyetçi yapının olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu baskıcı yapı tüm muhalif hareketleri sakatlayıp ifade imkanını yok ederek kendi rengini vermiştir. Siyasi İslam bugün kendi içinde çözülmektedir. Özellikle dinin kamusal alanda görünümünün getirmiş olduğu sorunlar, İslamcı denilen kesim içinde ciddi tartışmalar başlatmıştı. Şimdi gelinen noktada, dinin kamusal alana müdahalesinden çok, dini görünümlerin gündelik yaşamda yerini alması, alabilmesi tartışılmaktadır ki, bu da demokrasi ve özgürlük talepleri ile örtüşmektedir.

    Av. Kezban Hatemi : Tek bir İslam vardır

    Tek bir İslam vardır o da İslam'dır. Siyasal İslam söylemi egzantrik görünmeye çalışan ecüş-becüş akılların uydurduğu bir terminoloji değeri bile olmayan boş laftan ibarettir. Batı'da da siyasi Katoliklik gibi terimler kullanılır. Fakat onlar bu terimleri inceledikleri olgulara bir hücum gerekçesi icat etmek için kullanmazlar. Bu ülkelerde esasen Hıristiyan Demokrat partileri kurmak serbest olduğu ve gayet tabii görüldüğü için siyasi katoliklik gibi terimlerle bu partilerin programlarını ve hedeflerini açıklamaya çalışırlar. Oysa Batı'da ve özellikle bizde İslam sözkonusu olduğu zaman aynı siyasi nitelendirmesinin Hıristiyanlık için de kullanıldığı unutulur ve siyasilik niteliği sadece İslam için söz konusu olabilecek patolojik bir özellik olarak mahkum edilir. Kötüye kullanmaları da önlemek üzere siyasal İslam tabirinin terkedilmesi gerektiği kanaatindeyim.

  • YARIN : Teokratik devlet talebi

     




    Kağıda basmak için tıklayın.

  •  

     


    28 Şubat 1997'den itibaren dozunu artıran irtica, laiklik ve demokrasi tartışmaları Hizbullah Operasyonu'nun arkasından bir kez daha gündeme getirildi. Toplumu dehşete düşüren Hizbullah'ın kanlı eylemlerini, bazı medya kuruluşları bir fırsat olarak görerek, İslami yaşam tarzını benimseyen tüm mütedeyyin insanları hedef alan bir kampanyaya dönüştürmeye çalıştıkları gözlendi. Kampanyanın örtülü amacının, meseleyi Hizbullah bağlamında Siyasal İslam'a indirgeyerek, mütedeyyin kesimlerin önümüzdeki süreçteki demokratik taleplerinin kısıtlanmasına yönelik olduğu anlaşılıyor. Din'i bir inanç ve yaşam tarzı olarak gören, sosyal yaşamlarında dinî değerleri esas alan büyük bir kesimi 'Siyasal İslam' nitelemesiyle mahkum etme yaklaşımı, gelişmelere soğukkanlı yaklaşan bilimadamlarını ve aydınları da endişelendiriyor. Anlamadan çok yargılamaya, bilgiden çok ideolojik kıstaslara dayandırılan bu anlayışın ne kadar çürük olduğu da ortada. Bu gelişme,Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne aday ülke olarak kabul edilmesinin ardından başlayan demokratikleşme tartışmaları ile bir noktada çakışıyor. Sorun, mütedeyyin kesimlerin taleplerinin demokratik sistem içinde nasıl ve ne kadar yer bulabileceği noktasında düğümleniyor.

     


    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
    İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV


    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED

    Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...