| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Kim nereden devşirme?
Birkaç haftadır "İslamcı basın"dan çok söz ediliyor. Hizbullah operasyonu sonrası hiç değilse "laik medya"(!) mensuplarının "Sabah duaları"nı "İslamcı yazarlar"ın kaleminden çıkanlar oluşturuyor. (Biliyorsunuz, Hegel, "Gazeteler entellektüellerin 'sabah duası'dır" diyordu.) "İslamcı basın"a ilgi artık sütunlara da sığmıyor; bir tam sayfanın ayrıldığına bile rastlıyoruz. İlginin ve merakın sınırı yok. 'Acaba İslamcı basın bugün de Hizbullah'ı kınadı mı?', 'Acaba bugün hangi yazar itiraf ediyor?' "Din-yoğun basının aklı başında yazarlarından Ahmet Taşgetiren" (Hakkı Devrim) bugün ne söylemiş olabilir? ("İslamcı basın" nitelemesi yakında yerini "Din-yoğun basın"a bırakırsa şaşmayın!) Hürriyet'in geçen günkü sayısında gördüğümüz gibi, taze ürün bulamayınca iki hafta öncesinin bir tartışma programının bant çözümleri bile tam sayfa yayınlanabiliyor. "Laik basın"ın bu büyük ilgisine mazhar olmuş "İslamcı basın"da yer alan bir kimse olarak geçen cuma günü "İslamcı gazete"lerden Zaman'ı gözden geçiriyordum. 14. sayfanın tamamı ve 15. sayfanın iki sütunu "Kültür"e ayrılmıştı. Okumaya Cem Behar'dan başladım.. Her zamanki gibi insanın severek ve öğrenerek okuduğu bir yazı. Behar'ın yanında Hüseyin Sorgun'dan "İmaj hiçbir şeydir" başlıklı üzerinde epeyce çalışılmış bir film eleştirisi yer alıyordu. Onun altında Mustafa Armağan, "Siyasal İslâm'ın iflası"nı konu edinmiş. Bülent Arınç ve Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarından hareketle, özellikle İsmail Kara'nın yorumunu esas alarak konuyu ciddi bir biçimde inceliyor. 14. sayfada Luc Besson'un "Jeanne D'arc"ıyla ilgili bir haber de yer alıyor. "Kültür"ün bir sonraki sayfaya taşan bölümünde de Hilmi Yavuz'un "Desacralisation ya da Kur'an'ı profanlaştırmak" başlıklı, okurları tartışmaya ya da hiç değilse düşünmeye davet eden uzun bir köşe yazısı bulunuyordu. Yani özetle şöyle bir durum: "İslamcı basın"ın temsilcilerinden olan bu gazetenin "Kültür" sayfaları temiz baskısı, güzel sayfa düzenlemesi, küçük puntoyla dizilmiş dört imzalı yazısı ile dolu dolu okumamıza açıktı. (İsterseniz bahse girelim: Ben diyorum ki, Zaman'ın o sayıdaki "Kültür" sayfasında yer alan yazılarla -içerik olarak tabii ki değil, yalnızca "vuruş" olarak söz ediyorum- iki sayı Sabah yayınlamak işten bile değildir!) Geçen cuma günü, bu güzel iki sayfadan sonra elime Milliyet'i aldım. Gazeteyi karıştırmaya tesadüfen arka sayfadan başlamış olmalıyım ki, ilk olarak gözüme şu başlık ilişti: "Pist devşirmelerin"(!) Haberin devamı 34. sayfada olduğundan biz de doğruca oraya... 34. sayfanın özel başlığı "Spor Özel" olarak belirlenmiş. Bu sayfanın ana başlığı şöyle: "Devşire devşire NE HALE GELDİK"(!) Başlığın hem altında "halimiz" açıklanıyor: "Türkiye'yi, Balkan Salon Atletizm Şampiyonası'nda, İstiklal Marşı'nı bile bilmeyen beş devşirme sporcu temsil edecek." Birkaç saniye gözlerime inanamadım; bu ırkçı Le Pen ağzı da nereden çıkmıştı. Demek, Bulgar, Rus, Etiyopya ve Rumen dört kadın sporcunun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını seçerek milli takımda yer almaları Milliyet'in "milliyet meselesi"ne yaklaşımına hiç mi hiç uygun değil. Gazete, son "devşirme operasyonu" ile "ok yaydan çıktı" diyor. Öyle ki, "ithal sporcular"ın Milli Takım'ı ele geçirdiklerinden söz ediliyor. "Laik medya" adına ne perişanlık bir durum bu böyle... Bu medya küçük Le Pen'lerin işgali altında mı? Hatırlarsınız, beş yıl önce yapılan Avurupa Futbol Şampiyonası'nda başarılı olan Fransız Milli Takımı'ndaki siyah renkli oyuncular, Le Pen'in "Bunlar da Fransız mı?" şeklindeki alaycı değerlendirmesine konu olmuşlardı. Dahası var; Le Pen, özellikle şu eleştiriyi yapıyordu: "Bunlar daha Fransız Milli Marşı'nı bile bilmiyorlar"(!) Siz şu benzerliğe bir bakın. (Bu benzerliği gazetenin "ombudsman"ı da dikkate almalıdır.) Daha iki gün önce ırkçı Haider hakkında söylemediğini bırakmayan gazete, şimdi "devşirmeler"e karşı mücadeleye girişmiş. Milliyet'in yayını günlük hayatta sıkça rastlanan ve "sıradan ırkçılık" olarak nitelenen türden bir davranış da değil. Bu yayın, tam Le Pen'in ve Haider'in ağzına layık, hatta onlarla ırkçılıkta yarışan bir ruh halini yansıtıyor. Gazeteci endişeliydi. Türkiye'yi "İstiklal Marşı'nı bile bilmeyen beş devşirme sporcu" mu temsil edecekti? Endişelenmeye gerek yok; şampiyonaya onu da gönderir, Sibel Özyurt (Sebile Bekele) ya da Ayşe Barak (Oksana Zheleznyak) altın madalya aldıkça İstiklal Marşı'nı kendisine okuturuz! İşte böyle... Geçen cuma günü biri "İslamcı", diğeri "laik" basından olmak üzere iki gazetenin durumu bu merkezdeydi...
kbumin@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|