| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Şapkanın altındaki senaryo
Türkiye bir yandan, değişim ve demokrasi yüzyılında evrensel değerleri içselleştirerek Avrupa'nın "aile fotoğrafı"nda yeralabilmek için çalışırken, bir yandan da Demirel'le geleceğini yeniden 20. yüzyıla ipoteklemeye çalışıyor. Bu ülkede hemen herkesin yaşayarak gördüğü bir gerçek var ki, o da Demirel'in ilkelerin değil, konjonktürel çıkarların adamı olmasıdır. Yani fötr şapkanın "bekası" ilkelerin de, demokratik değerlerin de üstündedir. Ünlü "İLKSAN yolsuzluğu"nda "Verdimse ben verdim" diyen Demirel'le, yeniden Cumhurbaşkanı seçilebilmek için milletvekillerine "kıyakçılık" yapan Demirel aynı Demirel'dir. Dün "fay hattı" üzerine temel atarken fötr şapkasının altında "Şarklı hayaller" kuran Demirel'le 17 Ağustos depremi sonrası Çankaya'nın köylü litaratürüne "Altımız çürük" deyimini armağan eden Demirel yine aynı Demirel'dir. Türkiye yeniden Susurluk benzeri kirli bir olayla, "Batmangate" skandalıyla çalkalanıyor. Silah-ölüm ve vurgun üçgeni... Dönemin Başbakanı talimat veriyor, proforma faturalarla silahlar alınıyor, vali "özel birlik" kuruyor, silahların yarısı kayboluyor. Hemen arkasından Kahramanmaraş'ta konuşan Cumhurbaşkanı Demirel, "Devlet halin icabına göre hareket eder. Her zaman rutini takip etmek zorunda değildir. Devletin yüksek menfaatleri icabettirdiği zaman, devlet rutinin dışına çıkabilir" diyerek Batman silahlarının alım emrini veren dönemin Başbakanı Tansu Çiller'e destek veriyor. Peki ama ne adına? Her zaman olduğu gibi bu destek de, yine o meşhur Demirel popülizminin ve ömür boyu sürmesi planlanan "derin" Çankaya hesaplarının bir uzantısı olmasın? Bütün demokratik teamülleri ve hukuksal yapıları zedelemek pahasına Demirel'in yeniden seçilebilmesi için kampanya başlatan kimi "omurgasız" aydınlar ve küçük hesap peşindeki politikacıların kulakları çınlasın. 35 yıllık siyasi hayatı boyunca sivilleşme ve demokratikleşmeyi değil, daha çok statükoyu temsil eden Demirel için şimdilerde dolaşıma sokulan en yaygın görüş: "Demirel, çok müstesna bir kişidir, ülkenin bu çok kritik devresinde ordu ile hükümet arasında iyi bir denge unsurudur." Bu nasıl bir anlayıştır ki, Çankaya'da bulunduğu 7 yıllık süre boyunca Cumhurbaşkanlığı makamını Genelkurmay Genel Sekreterliği düzeyine indiren bir zat, çağdaş demokratik değerleri hedefleyen bir ülkede "denge" unsuru olarak görülebiliyor. Aynı Demirel, seçimler öncesinde, "Bu seçimde ordu düşmanlığı ve din istismarı yapılırsa devlet yeniden harekete geçer" şeklinde demeçler vermişti. Görüldüğü gibi Demirel her dönemde kendisini, bizzat temsil ettiği "milli irade"nin üstünde bir gücün sözcüsü olarak görmektedir. Yani Demirel iktidar olma hakkını milletten aldığı halde, nedense asli sadakat odağı olarak hep "üstün güçler"i tercih etmiştir. Kim ne derse desin, böylesine oportünist bir tavır demokratik bir dengeden çok, mevcut "vesayet rejimi"nin konsolide edilmesi anlamını taşımaktadır. İşte bu yüzden, Türkiye bir beş yıl daha Demirel'le 21. yüzyıla yelken açamaz. Çünkü Demirel'in temsil ettiği "siyasi kültür" ile demokratik dünyanın temelini oluşturan "Kopenhag Kriterleri" hiçbir noktada buluşmuyor. Parlamento bu kez statükonun değil, değişimin sesini dinleyerek Demirel'in deyimiyle "rutinin dışına" çıkmalı ve yeni bir Cumhurbaşkanı seçmelidir. Eğer Türkiye, 76 yaşındaki Demirel'den başka güveneceği, geleceğini emanet edeceği bir lider bulamıyorsa, o zaman biz bu çağdaş demokrasi sevdasından da, Avrupa Birliği hayallerinden de vazgeçelim gitsin. Bu kadar kendine güvensiz bir toplumun gelecek umutları da zaten yok demektir.
mocaktan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|