| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Güç oyunu
Geçen akşam, bir dost yemeğinde, kulağı delik bir meslektaş, biraz önce kendisine iletilen haberi bizlere ulaştırdı: "Ertuğrul Özkök genel yayın yönetmenliğini bırakmış..." Çıkan seslerden bu haberin herkeste aynı etkiyi bıraktığını fark ettim: Hepimiz, Özkök'ün grup içerisinde daha önemli bir yere getirildiğini düşündük; yine hepimiz bu operasyonun Sedat Ergin'in yönetmen olması için yapıldığı kanaatindeydik... Medya sınırları oldukça dar bir dünya, önceki akşam duyduğuma benzer haberler hergün birileri hakkında dolaşır; kimi doğrudur bu haberlerin, kimi de balon çıkar... Dost yemeğine katılmak için İstanbul'a gelirken, uçakta karşılaştığım bir meslektaş, "Kulağı deliktir" dediği birinden duyduğu benzer bir haberi aktarmıştı bana. Bulunduğu yere yeni gelmiş, hayatının en verimli dönemlerinden birini yaşayan meslektaşın, aylardır maaş ödeyemeyen bir kanala geçeceğine aklım ermedi. Bu dünyada duyduğunuz her şeyi akıl süzgecinden geçirmeden kabul etmeyeceksiniz. Sedat Ergin'in Hürriyet'in başına gelmesi en çok beni sevindirir; Ertuğrul Özkök'ten daha iyi bir yönetmen olacağına inandığım için değil, aylar önce yaptığım bir tespit doğrulanacağı için... "Ben dememiş miydim?" böbürlenmesi fırsatı yakalamayı kim sevmez? Burada yazdığım için biliyorsunuz: Sedat Ergin dünya egemenleri gözünde önemli bir gazeteci... Dünyayı sarsan haberlerle çıkmıyor belki okurların karşısına, cumhurbaşkanı ve başbakanın gözüyle olayları aktarıyor sadece; bir de sistemin sahibi olduğuna inanan güçlerin 'tehlike' kabul ettiği siyasi çizgiyi zor duruma düşüren yorumlarda usta... Şimdiye kadar Bilderberg toplantılarına ülkemizden pek çok politikacı, işadamı, hatta gazete patronu katıldı, ama 'gazeteci' sıfatıyla dünya egemenleriyle diz dize oturan ilk meslektaşımız o... Lizbon'daki Bilderberg'e katıldığını duyduğumda şu tespiti yaptığımı hatırlıyorum: Bilderberg toplantılarının bir özelliği var, dâvetliler kısa süre içerisinde mesleklerinde dev bir hamle yapıyorlar... Margaret Thatcher silik bir muhafazakâr politikacıyken Bilderberg'e dâvet edildi, ertesi yıl partisine başkan, ülkesine başbakan oldu. Bill Clinton bir küçük eyaletin adı yolsuzluklara karışmış valisiydi; Bilderbergçiler toplantılarına çağırdılar, ertesi yıl başkanlık yarışına katıldı ve kazandı... Bunlar, yüzlerce örnekten yalnızca ikisi... Gazete temsilcisi sıfatlı Bilderbergçi olmaz; bir yıla kalmaz Sedat Ergin'in de statüsü yükselir... Benzer bir akıl yürütmeyi Mesut Yılmaz'ın cumhurbaşkanı adaylığıyla ilgili de yapıyorum ben. Mesut Bey, herhalde biliyorsunuz, Bilderbergçi... Eğer yanılmıyorsam, bir değil iki kez katıldı Bilderberg toplantılarına... İlkinde ANAP'ın sıradan bir üyesi, eski bir bakandı; sonraki yıl içerisinde genel başkan ve başbakan oluverdi... Süleyman Demirel de, Bülent Ecevit de yıllar önce Çeşme/Altın Yunus'ta yapılan Bilderberg toplantısına katılmışlardı; ama esas Bilderbergçi Mesut Bey... Cumhurbaşkanlığı yarışında arkasında böyle bir güç var... Sabah Grubu patronu Dinç Bilgin de Mesut Yılmaz'la birlikte katılmıştı Bilderberg'e. O gün bugündür, sadece medya patronu değil, banka sahibi oldu, enerji ihaleleriyle, GSM sistemleriyle ilgilenir hale geldi. Bütün bu ilgileri başında bulunduğu medya grubunu da güçlü tutuyor. Doğan Medya Grubu ile Sabah Grubu arasında ipler kopma noktasına mı geldi? Bazıları, şu sıralarda bu iddiayı seslendiriyorlar... Dağıtım ortaklığındaki tekelleşme Sabah Grubu'nun aleyhine olmuş, pazar payı kuşa dönmüş; o da, daha önce Aydın Doğan'la beraberce dışladığı Star'ı yanına almaya karar vermiş... Böyle deniyor... İki grup arasında savaş alttan alta başladı gibi. Bir gruptan diğerine gazeteci transferini önlemek üzere yapılmış bir centilmenlik anlaşması vardı; halbuki Doğan Grubu şu sıralarda Sabah ve Yeni Binyıl'dan eleman transfer edip duruyor... Şimdilik teknik adamlar ve haber merkezi elemanları düzeyinde bu transferler; ancak yakında yıldız isimler de gündeme gelebilir... Aydın Doğan, satın alırken altına imza attığı anlaşma gereği, Hürriyet'in Avrupa baskısını Erol Simavi'ye bırakmıştı. Anlaşma bu yılbaşında bitti ve Aydın Bey artık Hürriyet-Avrupa'nın da sahibi... Stuttgarter Zeitung gazetesinin (9 Şubat 2000) haberine göre, bu dönüşüm sonrası Hürriyet-Avrupa'da sıkıntılar yaşanıyor... Çok sayıda gazeteci işten çıkartılmış, hemen her şeyi Türkiye'de hazırlanan gazete okurları eskisi kadar tatmin etmiyormuş... Aydın Doğan uluslararası imajına dikkat eder, bu tür haberler epey fiyaka bozucu... Sabahçılar ellerindeki bir değerin ya farkında değiller, ya da o değeri nasıl en iyi değerlendireceklerini bilmiyorlar... Tam bir yıldır, aramızdaki dostluğu da bilenler, Mehmet Altan'ın yazı sayısındaki azalmayı bana soruyorlar... Ne çok beğeneni, ne çok okuru var Mehmet Altan'ın, bir bilseniz... Bir kaç ay öncesine kadar, "Amerika'ya gitti de ondan" cevabını veriyordum yazılarının haftada dörtten bire indirilişine gerekçe olarak, şimdi o bahane de kalmadı, suskunum. Kendisine sormayı da yüreğim yemiyor açıkçası... Ufuk Güldemir genel yayın yönetmeni oldu, ama Sabah'a kendi damgasını bir türlü vuramıyor... Ertuğrul Özkök bünye içerisinde daha etkin bir konuma gelip Sedat Ergin'e yerini bıraktı mı gerçekten? Göreceğiz...
tkivanc@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|