| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
İran'da ne oldu?
"İran'da ne oldu?" sorusu "İran'a ne oldu?" şeklinde de okunabilir. Her iki soru birbirine yakın gibi görünse de aslında iki farklı anlam ve algılama çerçevesine işaret eder. İran'da Cuma günü yapılan seçim gerçekten devrimin bittiği anlamına gelir mi? İlk akla gelen soru bu; gerçi seçim sonuçlarına bakarak İran'da olup bitenleri "Kemalizm'in zaferi" olarak ilan edenler bile oldu. Ama gerçekte o tipler Şah'a karşı yapılan devrimi de anlayamamışlardı. Şah'ı İran modernleşmesinin mimarı olarak gösterip, devrimi buna karşı bir gerici hareket/başkaldırı şeklinde yüzeysel okuma biçimlerinin miyop tavırları son gelişmelerde de sürüyor. Oysa, Batı'da çok daha sağlıklı değerlendirmeler, olup biteni anlamaya yönelik derinlikli entelektüel çabalar ortaya çıktı. İran Devrimi sırasında Tahran'da uzun süre kalan yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri Micheal Foucault kitleleri harekete geçiren İslami heyecan için "İslam, ruhsuz dünyanın ruhu" tesbitini yapacaktır. Ancak her ne kadar dış şartların getirdiği dayatmalar gerekçe gösterilse bile İran yeni bir toplum oluşturmada, dış dünya ile ilişkilerini şekillendirmede en azından fiziki anlamda bir model geliştiremedi. Şekilde birtakım uygulamaların dışında, örneğin faiz ve İslam ekonomisi gibi temel konularda yeni çözümlemeler üretemedi. Bu tür başarısızlıkların arka planında devrimin dayandığı Şiiliğin tarihî ve doktriner açmazları olduğu muhakkak. Ancak devrim sırasında oluşturduğu büyük coşku, İslam dünyasından çok Batı'da yankısını bulan devrimci İslam söylemi bir müddet Irak savaşıyla sürdürülse bile, yaşanan hayatta karşılığını fazla bulamadığı bir gerçek. Reformcu-muhafazakar çatışması gibi görünen/gösterilen, hatta kimilerinin görmek istediği gibi devrimin bitişi anlamına yorumlanan seçim sonuçları uzun ve kısa vadede ne getirecek? Devrim içi dönüşüm
Her şeyden önce reformcu denilen siyasilerin büyük kısmı yine devrimin çocukları. Bu açıdan bakılınca "devrim içi" bir değişim söz konusu. İlk bakışta, İran'ın karşı karşıya bulunduğu ekonomik, siyasi, toplumsal sıkıntıları aşmaya yönelik bir gayret, toplumsal taleplerin siyasete yansıması şeklinde okumak da mümkün. Unutulmaması gerekir ki değişimin öncülüğünü yapan şu anki Cumhurbaşkanı Hatemi de bir molla... Ancak uzun vadede İran'da her iki kadroyu karşı karşıya getirecek anahtar kavramlardan birisi velayet-i fakih kurumudur. Devrimin ilk yıllarından itibaren devrimde ön planda olan pekçok (İslamcı) aydın velayeti fakih tartışması nedeniyle devre dışı kaldı. Ve uzun süreden beri devrim içi muhalefeti bu aydınlar yürüttü. İkinci önemli nokta ise İran'ın uluslararası izolasyon durumundan çıkış için kuracağı ilişkilerin boyutunun ne olacağıdır. Amerikan düşmanlığı üzerine kurulu bir retoriğin aynı tonda devam etmesi mümkün görünmüyor. Ancak Batı ile kurulacak ilişkilerin toptan Batı'nın yanında yer alma şeklinde ortaya çıkması kısa vadede mümkün değil. Devrimde önemli rol oynayan çarşı esnafı hâlâ devrimden tarafa ağırlığını koymakta; ona karşı olabilecek bir orta sınıf burjuva da oluşmuş görünmüyor. Devrimin tümüyle terkedilmesi sınıfsal açıdan mümkün olmadığı gibi entelektüel olarak da bu yönde bir çabadan söz edilemez (şimdilik). Eğer genel ekonomik anlamda bazı sıkıntıları aşabilirse İran'daki yeni dalga gelecekte daha da güçlenebilir. Sonuçta 20 yıllık yıpranmış bir kadroya karşı verilen siyasi mücadele var ve bunun böyle olması da gayet doğal. Demokrat Parti iktidarı 20 yıllık Tek Parti yönetiminin temsil ettiği devrimleri ne kadar yıkmışsa Hatemi iktidarı da o kadar yıkacak denilebilir. Teorik tartışma sürecek
Ancak her iki kesimde de teorik tartışmalar devam edeceğe benziyor. Modernleşme sorunu karşısında içe kapalı bir savunmacılık sergileyen devrim kadrolarının modernite ile, Batı ile karşı karşıya gelmekten hiç de çekinmeyen yeni kadroların din-siyaset-laiklik gibi konularda çok net fikirlerinin olduğunu zannetmiyorum. Örneğin çok parlak bir entelektüel olan Abdülkerim Suruş'un bile kafası hayli karışık görünüyor bu konularda. Önümüzdeki dönemde İran'ın aynı kalıplar içinde kalmayacağı muhakkak. Devrim dışa açılırken kendine de çeki düzen verecek, fanus içinde bir medeniyetin üretilemeyeceğini kavrayacak. Zaten devrim kadrolarının temel eksikliği, sorunun sadece siyasi olmaktan çok tüm kurumlarıyla bir medeniyet sorunu olduğunu pek anlayamamış olmalarından kaynaklanıyor. Değişim ne yönde olursa olsun toplumun kültürel temellerinden kopmadan, onu var kılan temel dinamiklerden beslenerek daha sağlıklı bir yapılanma şansını yakalayabilir. Hatemi'nin çevresindeki mollalardan entellektüellere kadar pekçok aydın kadro, Batı ile ve İslam dünyasının diğer bölgelerindeki birikimlerle daha sağlıklı ilişki kurabilirse reform denilen süreç; devrimin bitişine değil daha sağlıklı dönüşümüne kapı aralayabilir. Foucalt'nun dediği gibi "ruhsuz dünyanın ruhu" olan İslami değerler toplumsal temelde yaşamayı sürdürecek. Önümüzdeki günlerde İran'ı bekleyen sorunlar üzerine tartışmayı sürdüreceğiz.
[email protected]
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|