YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Hukukun üstünlüğüne saygı

 
Gerçekten Türkiye bir hukuk devleti mi? Türkiye, daha ziyade, güçsüzlerin kanuna uyduğu, kanunun ise, güçlülerin ihtiyacına uydurulduğu bir ülke.Bu durumu, hukukun üstünlüğü değil, üstünün hukuku tâbiri ile ifade etmek mümkün.

 

Gerçekten Türkiye bir hukuk devleti mi? Buna, Demirel'in bile inandığını sanmıyoruz.

Türkiye, daha ziyade, güçsüzlerin kanuna uyduğu, kanunun ise, güçlülerin ihtiyacına uydurulduğu bir ülke.

Bu durumu, hukukun üstünlüğü değil, üstünün hukuku tâbiri ile ifade etmek mümkün.

Tutuklama ve hukuk

Cumhurbaşkanı, HADEP'li belediye başkanlarının polis tarafından tutuklanarak Jandarma Alay Komutanlığı'na teslim edilmeleri üzerine, Türkiye'nin hukuk devleti olduğunu hatırlatıyor ve endişe edilmemesi gerektiğini söylüyor.

Bingöl, Diyarbakır ve Siirt'in Hadep'li belediye başkanları, terör örgütü ile ilişki kurdukları gerekçesiyle göz altına alındılar.

Belediye başkanlarının Almanya'da PKK'lılarla temas kurdukları, belediye kaynaklarını PKK'ya aktardıkları ileri sürülüyor.

Böyle bir gözaltını "hukukun üstünlüğünü" vurgulayarak izâh etmeyi ancak Demirel başarır.

Oysa hukukun gerçekten üstün olduğu ülkelerde, seçilmiş insanlara, çok daha özenli muamele yapılır.

Terör örgütü PKK'nın, silâhları bıraktığını açıkladığı, Abdullah Öcalan'ın hapiste bulunduğu, hatta yumuşuma dolayısıyla olağanüstü halin kaldırılmasının, korucuların tasfiye edilmesinin düşünüldüğü bir ortamda nedir bu gözaltılar?

Avrupa'ya gözdağı mı? Yoksa, keyfî düzenin sürdürülmesi için "derin devlet"in Avrupa Birliği'ne giden yolu tıkamak amacıyla giriştiği bir provokasyon mu?

Müfettiş edâsı

Gerçi, Avrupa Parlamentosu heyetinin Leyla Zana'yı ziyaret konusunda ısrar etmesi tahrik edici bir yaklaşımdı.

Zaten Batı'nın bu "müfettiş" tavrı ve edâsı can sıkıyor. Üstelik, eylemlerini de, yanlış bilgiye dayandırıyorlar. Leyla Zana, heyet üyelerinin iddia ettiği gibi, Meclis'te Kürtçe konuştuğundan dolayı hapiste bulunmuyor. PKK ve Apo ile ilişkileri tespit edildiği için mahkûm oldu.

Kaldı ki bu çifte standart can sıkıyor. Düşünce hürriyetinin sınırlanması dolayısıyla haksızlığa uğrayanların en başında Hasan Celâl Güzel geliyor. Ama bakıyoruz da Avrupa'nın ona aldırdığı yok.

O zaman, ister istemez bir kötü niyetten şüphe ediliyor. Samimiyet olsa, Avrupa Parlamentosu üyelerinin Hasan Celâl Güzel'i de ziyaret etmek istemesi gerekirdi.

İşte böylesine art niyetli teşebbüsler, Türkiye'de işleri daha da çıkmaza sokuyor.

Gözdağı

Eğer bu tutuklamalar "Zana kozuna" karşı yapıldıysa, çok yanlış. Gözdağı ters tepecektir.

Ama amaç, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini engellemekse, doğru bir strateji uygulanmıştır.

Hatta bu tutuklamalara ilâve olarak, Fazilet Partisi'ni de kapayıp, bizleri de hapse atarlarsa, hedeflerine biraz daha yaklaşmış olurlar.

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.

Bence bir hükûmet için en büyük fedakârlık, Apo'yu asmamaktı.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin idamı yasaklayan 6'ncı ek protokolünde, imzamız bulunmamasına rağmen, sırf Batı'ya şirin gözükmek için idamdan bile vazgeçildi.

Öyleyse HADEP'li belediye başkanlarının tutuklanması neyin nesi? Huzuru, yumuşamayı, birarada yaşama iradesini Türkiye'de torpillemek isteyenler var.

Arkasında toplumun desteği bulunanlar, gerekçeler ihdas edilerek hapse atılırsa ve yahut çeşitli keyfi hareketlerin muhatabı haline getirilirse, bundan yarar sağlayan devlet olmuyor.

15 yıl süren çetin mücadele, güneydoğu halkını devletinden soğuttu. HADEP'e verilen oylar, uygulamalara karşı duyulan tepkinin sandığa yansımasıydı.

Vatandaşa rağmen ülke yönetilemez.

Ama, toplum mühendisliği ve vesayet anlayışı, demokrasinin temel taşı olan bu ilkeyi arka plana itiyor.

Kürt kimliği

Hürriyet, Demirel'in bir cümlesini manşete taşımış: "Asimile edemiyorsan kabul et", "İnsanları tek ırka irca edemiyorsanız, bunları Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında birleştireceksiniz"

Demirel, başbakan olur olmaz, 1991 yılında "Kürt kimliğini tanımamız gerekir" demişti.

Aynı noktada kaldı.

Farklı kimlik ve kültürlerin kamu alanında birlikte var olması; herkesin kimliğini gizlemek, saklamak, perdelemek ihtiyacı duymadan birinci sınıf vatandaş olarak yaşayabilmesi. Bu hedefe giden yolda tek bir adım bile atılmadı.

Kürt kimliğini tanıdıktan sonra, bunun icabı da yerine getirilmeliydi. Ama Türkiye'de bilinen lisanlar arasında "Kürtçe'nin" sayılması dahi acayip bir telâş uyandırıyor.

Böyle bir hassasiyetin gerekçelerini kolayca izâh edebiliriz aslında. Birinci Dünya Savaşı'ndan bölünerek çıkan bir imparatorluk, onun mirasını devralan genç cumhuriyetin önderlerinin bu parçalanmayı bizzat yaşamaları ve 1984'te başlayan PKK terörü.

Ama artık, beraberce yaşama iradesinin samimiyetine inanıp, kuşkuları terk etmenin zamanı gelmedi mi?

Güneydoğu'muzun insanlarını rahatlatmak gerekir. Bu yüzden de o insanların seçtiklerine karşı devlet daha büyük özen göstermeli.

DEP milletvekillerinin yaka paça Meclis'ten götürülmesi, siyasetin üzerinde bir gölge olarak kaldı. Hadep'li belediye başkanlarına yapılan muamele, gene o günleri çağrıştırıyor.

Haydi hayırlısı...

Milletten korkanlar

Demirel hukukun üstünlüğünden dem vuruyor. Oysa, Türkiye'deki uygulamalar açısından üstünün hukuku daha doğru bir teşhis.

İşte, Demirel'in cumhurbaşkanı olabilmesi için, Anayasa değiştiriliyor.

Hukuk düzeni, Demirel'e uyduruluyor. Türkiye'de cumhurbaşkanı seçilmesi Anayasa tarafından yasaklanmış bir tek kişi mevcut. Onun önü açılıyor.

Demirel'i halk seçer mi? Hayır.

Öyleyse, Meclis'in milletle inatlaşarak onun, ikinci defa seçilmesinin hukuki şartlarını hazırlaması ne kadar doğru?

İktidar, milletin iradesinin aksine hareket ettiğini bildiği için, referandumu bile göze alamıyor. Anayasa oylamasında 367'ye ulaşılmadığı takdirde, değişiklik tasarısı geri çekilecek.

Demirel keşke Güniz Sokağa dönse; keşke aktif politikaya girse!

İktidarı iyice silkeler. İrtica gerekçesiyle dindar vatandaşlara yapılan zulümden söz eder. Gene milletle, milletin hassasiyetleriyle dost olur.

Zaten Ecevit muhalefetinden çekindiği için, onu Çankaya'da tutmaya çalışıyor. İstikrardan kastı bu.

Çiller ise, DYP'nin parçalanabileceği endişesini taşıyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Demirel'in seçilemeyeceğinin anlaşılması üzerine canlılık kazanacaktır.

Çankaya MHP'nin hakkıdır.

Başbakan DSP'den, Meclis Başkanı ANAP'tan. Ya MHP?

"DSP'ye iktidar yolları, MHP'ye kurşunlar.

Herşeyi versinler onlara, MHP'yi vursunlar"

Yüreğinde "kıyametler kopan" ve halini anlatmaya çalışan bir MHP'linin feryadını yazdık...


22 Şubat 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Nazlı ILICAK

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri [email protected] adresine bildiriniz...