YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Mesut Yılmaz sınavda -yine- çaktı

Orhan Veli'nin "Olmaz ki..." şiirindeki gibi bir görüntü: Ayaklarını sereserpe uzatmış, bir elinde kahve fincanı tutarken yanı başındaki kemençeyi dinler gözüken kravatlı bir adam... Mesut Yılmaz bu; unutulmayacak sözlerini, ya o keyifli halinden hemen önce, ya da o sıralarda sarf etmiş olmalı: "Devlet memurlarına kısıtlayıcı hükümler uygulanabilir; önemli olan anayasal düzenin korunmasıdır..."

Herhalde anladınız: ANAP lideri Mesut Yılmaz, bir haftadır tartışılan, 'devlet memurlarını sorgusuz sualsiz görevden alma'yı amaçlayan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) konusunda beklediğimiz tavrını açıklamış... Bu 'açık' tavır kendi ağzından öğrenilene kadar, ANAP liderinin, son zamanlarda benimsediği Avrupa Birliği (AB) eksenli tepkileri yansıyordu basına... Partili bakanları, güya, "Nasıl imzalarsınız böyle bir kararnameyi" diye azarladığı... Kararnameyi, "Memura yargısız infaz" olarak gördüğü... Demek ki, Yılmaz'ın 'AB demokratlığı' ilk MGK toplantısına kadarmış!

Memuru 'ideolojik devletin ajanı' sayan bir anlayış ANAP liderinin seslendirdiği; bu yönüyle de doğru: Nazi Almanyası'nda, memurlar, devlete bağlılık andı içmeden göreve başlayamazlardı... Nazi rejimiyle örtüşmeyen fikirlere sahip insanlar memur olamayacakları gibi, mevcut memurlar da, keyfî olarak sürülen 'devlet düşmanı' lekesiyle işlerini kolayca kaybedebilirlerdi. Bugünün Avrupası'nda ise, memurun 'halkın hizmetçisi' (civil servant) olduğu kabul ediliyor... Daha geçenlerde, devlete sadakat ile şeref sözcüklerini aynı cümlede kullandı diye, Avusturya'nın şimdiki başbakanı, "Nazi" olmakla suçlanmaktan kendisini kurtaramadı...

Hadi, yapılmak istenen yeni düzenleme ile Mesut Yılmaz'ın "En büyük garantiniz benim" dediği 'Avrupa hukuk stardardına ulaşmak' arasında ilişki kurmaktan vazgeçip, "Biz bize benzeriz" diyelim... Demokrasi özürlü bir ülkenin politikacısı olan Yılmaz'ın kafasının da "Bize özgü şartlar" ile dolması doğal... Ancak, Türkiye'yi AB'ye sokma iddiasının sahibi görünen ANAP lideri, kendisi hükümete girdikten sonra, ülkeye 'Kopenhag kriterleri' ile uyum sağlayacak bir demokratikleşme hamlesi yaptırmak şöyle dursun, devlet memurlarını, 77 yıllık Cumhuriyet'in herhangi bir döneminde karşılaşmadıkları bir 'infaz kararnamesi' ile tanıştırıyor... 28 Şubat'ın dayattığı, ancak bugüne kadar hiçbir hükümetin gerçekleştiremediği bir düzenlemeyi, kendisinin onayı ile, "Yılmaz'lı Ecevit Hükümeti" başarmaya kalkışıyor...

Daha da önemlisi şu: Meclis'ten geçirilemeyeceği iki yıl önce denenerek öğrenilmiş hak ve özgürlükleri kısıtlayan bir düzenleme, mâli konularda hızlı karar almayı sağlasın diye Meclis'in verdiği bir yetki yasasına dayandırılarak çıkartılmak isteniyor... Oysa, eldeki yetki yasası böyle bir düzenlemeye izin vermediği gibi, yapılmak istenen, Ahmet Necdet Sezer'in üyesi olduğu Anayasa Mahkemesi'nce karara bağlanmış, "Kişisel hakları kısıtlayan, kamu görevlilerinin çalışma esaslarını değiştiren KHK çıkartılamaz" hukukî görüşüne de aykırı... Mesut Yılmaz, "Kısıtlama olabilir" demekle, yalnızca kendine uygun gördüğü misyona değil, "Türkiye'ye özgü şartlar" içerisinde verilmiş Anayasa Mahkemesi kararına da ters düşmeyi göze alıyor...

Mesut Yılmaz'a büyük bir âferin... Bu çıkışı olmasaydı, kendisinin değiştiğine neredeyse ben de inanacaktım. AB yolunda demokratikleşme hamlesinde ANAP liderinden yararlanılabileceği umuduyla kendisinin 'demokrasi ayıplı' olduğunu hatırlatanları sürekli kınayanlara, Hanya ile Konya'yı bir kez daha göstermiş oldu.

ANAP lideri Yılmaz'ın, bacaklarını sereserpe uzatarak dinlediği kemençe eşliğinde dile getirdiği görüş, mevcut siyasî kadroların zihnî kirliliğini bildiğim için, beni hiç şaşırtmadı. 28 Şubat'a, Mesut Yılmaz ve kadrosunun alkışları eşliğinde girildi; Türkiye bu kıskaçtan kurtulacaksa, 'demokrasi ayıplı' bütün unsurları süpürecek yepyeni bir zihniyetle kurtulacaktır... Hem geçmiş hukukî mütalaası sebebiyle, hem de Türkiye'yi değiştirmeyi vaad eden '10 Aralık süreci'nin ürünü olduğu için, bu yanlışlığı geri çevirme sorumluluğunu Cumhurbaşkanı Sezer üzerinde taşıyor...

MGK'da yaşananlara bakılırsa, sistem, Cumhurbaşkanı Sezer'in 'hukukîlik' ile 'rejim hassasiyeti' arasındaki tercihini merak ediyor, bu belli; ancak millet de 'içinden biri' olarak Çankaya'ya taşıyıp bağrına bastığı cumhurbaşkanından, 'hukukun üstünlüğü' yönünde açık tavır almasını bekliyor... Politikacıların göze alamadığını ondan beklemek belki haksızlık; ancak siyasi aktörler içinde 'devlet adamı' görüntüsü veren nâdir insanlardan biri o, ne yapalım?


30 TEMMUZ 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Fehmi Koru

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...