| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Bunun adı '28 Şubat Susurluk'udurBaşbakan Bülent Ecevit, 25 Temmuz Pazartesi günü gazetecilerin önüne çıktığında kendisine "Devlet memurlarının yargı kararı olmaksızın meslekten ihracına imkan tanıyan bir kanun hükmünde kararnamenin olduğu söyleniyor. Siz ne diyorsunuz?" sorusu yöneltilmiş o da "Haberim yok" demişti. Politikacılar, bu cevaba genellikle, üzerlerine alınmak istemedikleri işler önlerine geldiğinde müracaat ederler. Çok nadiren de gerçekten haberdar olmadıkları durumlarda dürüstçe bu gerçeği itiraf ederler. Ecevit'in cevabı işte bu dürüstlüğün saf bir ifadesiydi. Başbakan, altında kendisinin ve Bakanları'nın imzası olan kararnameden gerçekten habersizdi... Başbakan'ın ayaküstü söylediği bu iki kelime 28 Şubat sürecinin 'Susurluk'undan başka bir şey değildi. Bu sözlerin altından; tıpkı "devlet-mafya-siyaset" üçgeninde olduğu gibi, kamuoyunun sezdiği ama boyutunu bilmediği kanunsuz ve hukuksuz bir düzenin gerçek güç odakları çıkıyordu. Nitekim Ecevit, 28 Temmuz Cuma günü bu güç tarafından konu hakkında bilgilendirilmiş, hem kararnamenin gerekliliğini, hem de bu tür uygulamaların kanun hükmünde kararnamelerle yapılabileceğine dair geniş bir ictihat listesini kamuoyuna deklare etmiştir. Ve o konuşmada da "Bu düzenleme 28 Şubat 1997 tarihli MGK kararına dayanmaktadır" diyerek bu yeni Susurluk'la ilgili sorumluları ilk günden ele vermeye başlamıştır. Ecevit'in bir hükümet başkanı olarak içinde bulunduğu acz, hükümet ortağı partilerin seçmenlerine verdikleri sözleri unutmaları vs. eleştirilebilir. Bu; muhalefet partilerinin işidir ve zaten fırsatı da kaçırmamışlardır. Ancak, bu eleştiri vatandaş olarak kesinlikle işimize yaramaz. Üzerinde durmamız gereken gerçek, devletteki derin gücün artık hükümetlere "buyurma" dönemini geride bıraktığı işleri bizzat kendisinin takip etmeye başladığıdır. Devlette işler artık böyle yapılır olmuştur. Sayıları 2 milyonu aşan memurdan, bugün "mürteci", yarın "faşist" ve ertesi gün de büyük ihtimalle "komünist" yaftasını yiyenlerin sorgusuz-sualsiz işine son verilmesini sağlayacak bir yasal dayanak "kanun hükmünde kararname" ile temin edilir hale gelmiştir. Bu tür düzenleme sadece TBMM'nin çıkaracağı bir yasa ile mümkün olabilirdi. Böyle yapılmamakla, hükümet ve onun içinden çıktığı Meclis, by-pass edilmemiş düpedüz yok sayılmıştır. Bu da yetmemiş, Başbakan'a ve Bakanlar'a haberi olmadıkları kararnameyi imzalaktan güç dün "inadım inat" demeye devam etmiş ve Başbakanlık'tan resmi bir açıklama yaptırtarak kararnameyi savundurtmayı başarmıştır. Demokratik güçlerle anti-demokratik güçleri karşı karşıya getiren bir '28 Şubat Susurluk'u yaşamaya başlıyoruz. Demokrasi ve hukuk, bu çatışmanın baskısı altında kaçınılmaz olarak sabotoj ve provokasyonlara daha da açık hale gelecektir. Hizbullah'ın memur kıyım genelgesine referans olması gibi, irili-ufaklı her türlü 'eski-yeni terör' ve eylem demokrasinin geriletilmesine dayanak olacaktır. Genelge belki; kamuoyunun kesintisiz eğitim, böşörtüsü, 312. madde, parti kapatmalardan alışık olduğu türden bir işlem. Ama, oluş biçimi "Hiçbir şey genelgeden sonra eskisi gibi olmayacak" dedirtecek kadar önemli. Fark burada..
mkaraalioglu@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|