|
|
|
|
Yıl, 1950... Askerlik görevini yeni tamamlamış bir genç, aval-aval cadde ve sokaklarda dolanıyor, boy: 1.85 m., kilo: 95 civarında. O günlerde İstanbul'un nüfusu sadece ve sadece yarım milyon kadar, her taraf yangın yerleriyle dolu. Bu kentin en az bin yıllık alışkanlığıdır yangınlar! İstanbul'da yangın olmasaydı evlerin eşikleri altından yapılırdı, deyimi doğrudur. Bu devirleri ben de yaşadım, kuşların göç mevsiminde en az10 bin leylek havalarda yol alırdı. Bazan leyleklerle kartallar gökyüzünde savaşa tutuşur ve çocuk aklımızla bizler leyleklerden yana olurduk. Bu yaratık bize daha cana yakın gelirdi. Belki de "Ben nasıl dünyaya geldim?" sorusuna o günlerde "Seni leylek getirdi" demelerinden olacak! Kent, alabildiğine "çaylak"la doluydu, kırmızı renkte eşarp takan hanımların bir hamlede başörtülerini alır, "et" olmadığını anlayıp bırakırdı. Yüksek gerilim hatları, tarım ilaçları bizlere ne leylek, ne kartal ve ne de çaylak bıraktı, koyun-koyuna nefes alıp gidiyoruz. İstedim ki 1.85 m. boyunda ve 95 kilo ağırlığındaki genç, işsiz, aval-aval İstanbul'u dolaştığında o günlerle ilgili biraz bilgi de vereyim. Oldu mu bilmem! Her ne hal ise, bu delikanlının yolu Kasımpaşa Güreş Kulübü'ne düşer, ekmekler dörtköşe değil, yuvarlaktır peşine düşmek gerekir ya. Bir de bakar bu delikanlı, Milli Takım Antrenörü Nuri Boytorun, yedeğine 2 güreşçi almış idman yaptırıyor. Pehlivanlardan biri Sabri Demiray, diğeri Memduh Hersekli. "Hocam" der askerlik görevini henüz tamamlamış ve boşta gezer delikanlı: "Beni de güreştirin." Sabri ile Memduh itiraz ederler: "Nuri Hoca! Bu acemi bizi sakatlar, onunla güreşmeyiz!" Eski tabirle "Tayyare Mühendisi" olan Nuri Hoca, boşta gezer delikanlıya "Soyun!" der, kapışırlar, Sabri ile Memduh'un korktuğu acemiyi yerden yere vurur. Sonra da ayağa kalkıp "İşte korktuğunuz adam bu!" diyerek öğrencilerinin tavırlarını yerer. Bu sözler üzerine boşta gezer delikanlı: "Aaa, hocam olmadı! Büyüğüm olduğunuzdan sıkı tutmadım, isterseniz ciddi maç yapalım" teklifinde bulunur. Nuri Hoca'dan "evet" çıkar, kapışırlar, Hoca, alt-üst olur. Bu boşta gezer delikanlıya adını sorar, o da söyler: İrfan ATAN... Hayat rastlantılardan ibarettir ve bu anlattıklarım yüzde yüz doğrudur. Nuri Hoca, bir maden bulmanın keyfi içinde Federasyon Başkanı Sadullah Çifçioğlu'na telefon açar ve İrfan Atan'ı kampa aldırır. Türkiyemiz çok, ama pekçok ilgi çekici bir ülkedir. Bu tanışmadan 5 ay sonra serbest ve grekoromende Dünya Şampiyonlukları kazanmış İsveçli Bertil Antonsson, İstanbul'a gelir. İrfan Atan, bu müthiş güreşçinin tozunu atar, öyle namlı öyle namlı olur ki, Beyoğlu'na çıktığında sporseverlerin sevgi tezahüratından yürüyemez. 1950-1953-1955 Kırkpınar Başpehlivanlıkları, Olimpiyad üçüncülüğü (1952), Dünya ikinciliği (1954) kazanan İrfan Atan, 1929 doğumlu olup, genç yaşta hayata veda eden unutulmaz Adil Atan'ın bir yaş küçük kardeşidir. Pehlivanlığa ve atlara düşkün olan Kırkpınar Ağası Fethi Atan'ın (1977) ağabeyi, Adil Atan'ın oğlu Uğur Atan'ın amcası olan ve en azından 15 yıldır görüşemediğim İrfan Atan'a mutluluklar diliyorum. Tıpkı Adil Atan gibi o da unutulmazlardandır. Oyunları
İrfan Atan, güreşirken rakiplerini ayakta sağlı-sollu elense'lerle bozar, ardından da but'lara dalar, indirir, kündeyi yerleştirirdi. Yağlı'nın bu has oyunlarına, rakiplerimiz yıllarca karşı koyamadı. İrfan Atan'ın bir yaş büyük ağabeyiz (rahmetli) Adil Atan da bütün rakiplerini aynı şekide bozar ve yenerdi. Alamadı
ATAN kardeşlerin en yakını başpeh-livan Zülküf Karabulut, hayatı boyunca adına yazılan çeklerin hiçbi-rini alamadı, çünkü, kimlik belgesin-de herkesin bildiği (Zülküf Karabu-lut) değil de Zülkifi Aykus yazıyor. Sohbet
İRFAN Atan'ın sohbetlerine doyum olmaz, Arap-İngiliz her ne tür olursa olsun atların dilinden anlar. O'nun gerçek at öyküleri tükenmek bilmez, bir de İstanbul'dan Roma'ya uçarken pilotun aniden rahatsızlanması üzerine uçak kullanması vardır ki, anlatırken dinleyenler adeta bayılır. Antonsson
Yer güreşinde soldan taktiği "kle" amansızdı! Doğum yeri Jönköping'te yaşayan Bertil Antonsson'un damar tıkanıklığı yüzünden sağ bacağı, diz kapağından kesildi.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |