T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K Ü L T Ü R

Polisiye herkesin harcı değil

Ahmet Ümit, 'Agatha'nın Anahtarı', 'Sis ve Gece', 'Kar Kokusu' ve 'Patasana' adlı romanlarıyla, polisiyenin ülkemizde sevilmesine katkıda bulundu. Birçok yazarın polisiye türünde yazmaya burun kıvırdığı bir dönemde, ısrarla polisiye yazmaya devam eden Ahmet Ümit'e, polisiye romanların yazar ve okuyucu açısından ülkemizdeki macerasını sorduk

Türkiye'de polisiye yazmanın zorlukları neler?

Türkiye'de polisiye roman yazmanın zorluklarını iki başlık altında toplayabiliriz. İlk zorluğun başında Türkiye'deki geleneksel suç kültürü gelmektedir. Bizim suç kültürümüzü belirleyen hukuk, sanıldığı gibi medeni hukuk değil, kısasa kısas hukukudur. Bu kültür, son yirmi yıldır sanayileşmenin yaygınlaşmasıyla değişime uğramaya başladıysa da henüz etkisini sürdürmektedir. Daha çok feodal toplum özellikleri taşıyan bu suç kültüründe, inceden inceye düsünülmüş -sofistike- suçlar son derece azdır. -Son yirmi beş yıldır özellikle devlet kaynaklı çetelerin işlediği suçları, yine aynı kaynağın içinde olduğunu düşündüğüm Hizbullah cinayetlerini bunların dışında tutuyorum.- Polisiye romanın konusu gizemli suçlar olduğuna göre, böyle suçların işlenmediği bir ülkede, romancının işi zorlaşmakta. İkinci neden yazarlarımızın bu türe yaklaşımlarındaki yanlışlıktır. Bu yanlışlık Batı'da modası çoktan geçmiş bir anlayışa: Polisiye romanın ikinci sınıf edebiyat olduğu yolundaki görüşe dayanmaktadır.

Okuyucu profiliniz nasıl, sizi kimler okuyor?

Benim yazdığım romanlar, klasik polisiye romanlarından oldukça farklı. Yazdıklarım sadece gizemli bir suçun aydınlatılmasını içermiyor. Ben, gizemli suç ekseninde insan varlığını sorgulamaya çalışıyorum. Nasıl ki roman insan benliğinde yaptığımız bir yolculuksa, suç da bu yolculuğu ilginç, heyecanlı, zevkli kılan, kolaylaştıran olgulardan biridir. Suç bizim davranışlarımızın kökenini ele veriyor. Bunların ne kadarı çevreyle ilgilidir, ne kadarı genlerimizden kaynaklanmaktadır; insanoğlu nereden gelip nereye gitmektedir, bütün bu konularda tartışmalar açmak için polisiye roman yazara sayısız olanaklar sunuyor. Böyle romanlar yazınca da, okurlarınız, ortalama okur kitlesinin üzerine çıkıyor. Okurlarım üniversite öğrencisi daha da çok üniversite mezunu, orta gelir düzeyinin üzerinde.

Polisiye, Türkiye'de çok az okunan bir tür. Sizce ilerde polisiye romana olan ilgi artacak mı?

Artacak. Çünkü suç kültürümüz hızla parçalanıyor. Mahkemelerimiz hiç karşılaşmadıkları türden suçlarla -banka hortumlanması, seri cinayetler vb- karşılaşmaya başladı. Daha da önemlisi, sokaktaki insan ekonomik durumun giderek kötüleşmesi karşısında yaşamı sorgulamaya başlıyor. Bu sorgulayış, ilkel de olsa analitik düşünmeyi beraberinde getirecektir. Analitik düşünen insanlar, pembe aşk sözcükleri ya da utandıkları cinselliklerini onlara hatırlatan tecimsel romanlar okuyarak uyuşmak yerine, gerçeklerle yüzleşmekten korkmamaya başlayacaklar, olayların labirentinde gezerek gerçeği bulmanın insana verdiği o müthiş zevkin farkına varacaklardır. Biraz iddialı olacak ama, Türk okuru ilkel güdülerini doyurduğu ve çok sesli bir kültüre ulaştığı zaman ülkemizde polisiye roman da çok okunacaktır, görüşündeyim.

İlk polisiye kutsal metin

Ahmet Ümit, Türkiye'deki yazarların polisiye romana soğuk durmasınının nedenini, polisiye roman yazmanın güçlüğüne bağlıyor: "Köklü bir roman kültürüne sahip olmayan yazarlarımız uzun yıllar polisiye romanı küçümsemiş, bu türü yazmaktan utanç duymuştur. Tümüyle Batı özenticiliğinden kaynaklandığını düşündüğüm bu davranış, son yıllarda Batı'da polisiye romana itibar iade edilince değişmeye başlamıştır. Bizim edebiyat çevreleri de bu türe ilgi göstermeye, yayıncılarımız polisiye romanlar basmaya koyulmuştur. Polisiye yazılmamasının yine yazarlarımızın öznelliğinden kaynaklanan bir nedeni daha vardır: Bu da, iyi polisiye yazmanın son derece güç bir iş olmasıdır. Yüzbinlerce kötü polisiye yazılmıştır ve yazılmaya devam etmektedir. İyi olanlar parmakla sayılacak kadar azdır. Azdır çünkü polisiye roman, sinema gibi, jazz gibi yaşayan, gelişen, yeniliklere açık bir türdür. Hem iyi bir edebi dile sahip olmayı, hem iyi bir kurgu yapabilmeyi hem de psikolojik derinliği olan tipler yaratabilmeyi gerektirir. Bütün bu nitelikleri bir romanda toparlayabilmek öyle her yazarın harcı değildir." Polisiye romanın köklerinin kutsal metinlere kadar uzandığını söylüyor Ahmet Ümit: "İyi polisiye roman yazmak için, dinsel metinler dahil, insanların elindeki edebi-felsefi metinler hakkında bilgi sahibi olmak gerekmektedir. Çünkü ilk polisiye metin, sanıldığı gibi Edgar Allan Poe'nun 'Morgue Sokağı Cinayeti' değil, kutsal kitaplardaki 'Kabil'in kardeşi Habil'i öldürmesiyle ilgili bölümdür. Durum böyle olunca polisiye romanın kökleri kutsal kitaplara uzanmaktadır. Kökleri bu kadar derinlere inen polisiyenin, iyi olanını yazmak son derece güçtür. Bu nedenle yazarlarımızın bir bölümü de bu tür romanlar yazmaktan korkmaktadır."

AHMET ÜMİT KİMDİR?

1960 yılında Gaziantep'de doğan Ahmet Ümit, Marmara Üniversitesi'nde Kamu Yönetimi okudu. İlk kitabı 'Sokağın Zulası'nın ardından kitabı 'Çıplak Ayaklı Gece'yle 'Ferit Oğuz Bayır' Öykü Ödülü'nü aldı. 'Çıplak Ayaklı Gece'yi ve mistik bir gerilimi konu alan ikinci öykü kitabı 'Bir Sis Böler Gece'yi yazdı. İnsani değerlerin önemini işleyen çocuk kitabı 'Masal Masal İçinde'den sonra 1996'da 'Sis ve Gece' adlı polis romanıyla Türkiye'de geniş yankılar uyandırdı. Roman Yunanistan'da yayınlanarak Türkiye dışında yayınlanan ilk Türk polisiyesi unvanını kazandı. 'Kar Kokusu'nda politikanın insan yazgısı üzerindeki ekilerini bir cinayet ekseninde inceledi, 'Agatha'nın Anahtarı'nda ise insanın suç olgusu karşısındaki tepkilerini yansıtmaya çalıştı. Son romanı Patasana'da ise, insanın içindeki şiddet duygusunu tarihsel bir atmosferde ele aldı.

 
Diyalog 'evet'le başlar

Hacıbektaş Ödülü Reha Çamuroğlu'na
Hacıbektaş Dostluk ve Barış Ödülü bu yıl araştırmacı-yazar Reha Çamuroğlu'na verilecek. Hacıbektaş Belediye Başkanı Mustafa Özcivan yaptığı açıklamada, başkanlığında kurulan ve aralarında Kültür Bakanı İstemihan Talay'ın da bulunduğu 6 kişilik jürinin, 8. Hacıbektaş Dostluk ve Barış Ödülü'nü, Alevi ve Bektaşilik konusunda araştırma yapan İstanbul Üniversitesi öğretim görevlisi, araştırmacı-yazar Reha Çamuroğlu'na vermeyi kararlaştırdığını kaydetti. Yazar ödülünü, 16 Ağustos günü başlayacak 38. Ulusal, 12. Uluslararası Hacıbektaş Veli Anma, Kültür ve Sanat Etkinlikleri'nde alacak. Etkinlikler çerçevesinde ayrıca halk ozanı Hüseyin Çırakman'a da onur ödülü verileceğini belirten Özcivan, 18 Ağustos'a kadar sürecek etkinlikleri izlemek için ilçeye yaklaşık 300 bin kişinin gelmesini beklediklerini, misafirlerin ilçe halkının evlerinde ve Çilehane mevkiine kurulacak 3 bin çadırda konuk edileceğini bildirdi. Özcivan, Başbakan Bülent Ecevit'in 15 Ağustos'da yapımı tamamlanan Hacıbektaş Kültür Merkezi'ni hizmete açacağını, etkinlikler kapsamında da panel ve söyleşiler ile konserler düzenleneceğini, semah ekiplerinin gösteriler sunacağını kaydetti. Özcivan onur konuğu olarak Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve eşinin de davet edildiğini belirtti.
8 Ağustos 2001
Çarşamba
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED