|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Önce Radikal'den Murat Yetkin'in dünkü yazısının son satırlarına bir göz atalım: "Bu kadar ciddi konudan sonra hoş bir anekdot vereyim: Ecevit bizleri toplamış, sorularımızı yanıtlarken makam telefonlarından birisi çaldı. Ecevit'in toplantıda olduğu biliniyordu, bir yanlışlık olmasındı! Ecevit telefonu 'Efendim' diye açtı. Sonra 'Yanlış numara efendim' diye devam etti. Başbakan'ın makam masasındaki telefon nasıl yanlışlıkla aranabilirdi? Sonra gülerek bize döndü: 'Yanlış numara. Bu telefon kullanılmıyor ki. Numarasını ben bile bilmiyorum.'" Bana sorarsanız, son yılların en hoş anekdotlarından birisi bu! Başbakan'ın masasındaki telefon çalıyor ve Başbakan "Yanlış numara efendim!" diyor... Düşündüm de, Başbakan her gün bu telefona kimbilir kaç kez cevap yetiştirmek zorunda kalıyor! "Yanlış numara efendim!", "Hayır aradığınız numara burası değil efendim!", "Hayır burası orası değil, burası Başbakanlık efendim!" .... Ve belki de bazen "Hayır efendim, burası Başbakanlık değil efendim!" Murat Yetkin'in "ciddi konular" dediği, Mesut Yılmaz'ın ANAP kongresinde lâfı getirdiği "ulusal güvenlik" konusundan başkası değil. Yetkin, yazısına "Askeri teskin çabası mı?" başlığını atmış. Yetkin, sorusuna olumlu cevap vermiş. Ben de o fikirdeyim. Yoksa Başbakan'ın durup dururken "gazetelerin Ankara temsilcileri"ni (tabii ki sadece "akreditasyon" sınavından geçenleri!) kahvaltıya davet ederek sabah sabah "milli güvenlik" bahsini açması nasıl açıklanabilir. Yetkin, bu davetin anlaşılabilmesi için Başbakan'ın birkaç gün önce toplanan son Yüksek Askeri Şûrâ öncesinde yaptığı "alışılmadık açıklama"nın da hatırlanmasını öneriyor. Hatırlıyorsunuz, Ecevit, YAŞ'da yapacağı konuşmanın metnini Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu'nun "onayını alarak" alışılmadık biçimde basına açıklamıştı. Söz konusu konuşmanın ana temasını Yetkin, şöyle özetliyor: "...askerlere ekonomik kriz nedeniyle yaşadıkları sıkıntının bilincinde olduğunu, ancak biraz daha, örneğin 2002 sonuna dek dişlerini sıkarlarsa, tahammüllerinin semeresini, milletle birlikte alacaklarını söylüyordu." (Belki hatırlamıyorsunuzdur diyerek, şunu da ben hatırlatayım: Ecevit'in bu konuşması Cumhuriyet gazetesi tarafından "Ecevit'ten orduya teşekkür" başlığıyla verilmişti. Ve sizi bilmem ama ben bu başlığı ve yaklaşımı çok yadırgamıştım. Bir ülkede bir başbakan, harcamalarının kısılmasını (hem de bu krizde) anlayışla karşıladığı için "Ordu"ya "teşekkür" eder mi? Niçin etsin? Sanırsınız ki, bir tarafta Başbakan'ın başkanlığında bir hükümet, diğer tarafta ise kendisine sık sık "teşekkür" edilen ve sanki hükümetten ve devletin diğer kuvvetlerinden ayrıymış gibi duran "Ordu" var!) Başbakan'ın "gazetelerin Ankara temsilcileri" ile yaptığı toplantıda neler konuşulduğunu da yine en iyi Yetkin, aktarmış. Başbakan'ın o kadar güzel açıklamaları var ki... Başbakan'a göre, "İnsanımız bugünden umudunu kesmiştir" diyen Yılmaz haksızlık etmektedir, çünkü bu "çok karamsar bir ifadede"dir; "10 yıldan beri patinaj yapıyoruz" diyen Yılmaz haksızlık etmektedir, çünkü "patinaj" ne kelime "atılımlar" yapıyoruz; "Önümüzde ya Miloseviç ve Saddam'ın yolu, ya da çağdaş yol vardır" diyen Yılmaz haksızlık etmektedir, çünkü Türkiye hiçbir zaman Atatürk'ün bizi soktuğu çağdaşlık yolundan ayrılmamıştır... Ve soru/cevap faslı gelip dayanıyor "ulusal güvenlik" meselesine. Başbakan'a göre, "ulusal güvenlik kavramının içini boş bırakmamakta büyük yarar" vardır. Peki, toplantıya katılan gazetecilerin formüle ettiği biçimde soracak olursak, "Ne şekilde açıklanabilir ulusal güvenlik kavramı?" Gördüğünüz gibi iyi bir soru. Başbakan'ın bu soruya cevabı da pek zayıf; "Ama dediğim gibi, bu ulusal güvenlik konusunda çok iyi atılımlar yapılıyor" gibi "ulusal güvenlik"i ulusal güvenlikle açıklayan bir cevap vermekle yetiniyor! Gazeteciler ısrar ediyor: "Ulusal güvenlik kavramının içi doldurulmalı dediniz. İçi boş mu ulusal güvenlik kavramımızın?" ("Ulusal güvenlik" kavramından artık bir "küp" gibi söz edilmektedir!) Başbakan'ın cevabı: "Bilemiyorum. Onu Sayın Yılmaz'a sorun. Kavramı ben ortaya atmadım"(!) Toplantıda konuşulanlar içinde benim ilgimi çeken soru/cevaplardan birisi de şuydu: Soru: "Sayın Yılmaz bu konuları MGK'da gündeme getirdi mi?" Başbakan: "Ulusal Güvenlik Politikası son gelişmeler ışığında yeniden değerlendirildi ve uygun bulundu. MGK'daki konuşmalar bildiğiniz gibi açıklanmaz." İlgimi çekti ve kendi kendime şöyle dedim: MGK'nın adı, "Ulusal Güvenlik Politikası"nda olduğu gibi niçin "Ulusal Güvenlik Kurulu" olarak değiştirilmez? Fena mı olur; böylece "Ulusal Güvenlik Politikası" derken kimin politikasından söz edildiğini millet daha çabuk ve doğru anlamış olmaz mı? Unutmayın; Başbakan Ecevit, makam masasında bulunan telefonlardan birisi çaldığında, telefona "Yanlış numara efendim!" diye cevap vermişti! İsterseniz, bu kadar lâfın arasında "ulusal güvenlik" kavramının içinin dolu mu boş mu, ya da doğrudan ne menem bir şey olduğunu anlamak için, Sabah'tan Ali Bayramoğlu'nun dünkü yazısında aktardığı bir tanımı biz de aynen alalım: "Meşruiyet, hükümetin yönetme veya bir kurumun karar alma hakkını kabul etme isteğidir. Meşruiyet soyut bir kavramdır. Genel seçimler her zaman meşruiyeti yansıtmaz." (Harp Akademileri Komutanlığı'nın "Alçak Yoğunluklu Çatışma" başlıklı yayınından.) "Yanlış numara. Bu numara kullanılmıyor ki. Numarasını ben bile bilmiyorum."(!)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |