T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
'Siyasi merkez', Erdoğan ve Derviş...

Türkiye'nin 'güç dengeleri' kimilerinin söylediği (veya arzuladığı) gibi ne '28 Şubat sürecinin devam ettiği'ne işaret ediyor; ne de 28 Şubat'ın tortularının tümden ortadan kalktığına... Bir 'alacaranlık dönemi' bu ve bu dönemdeki 'süreç'i başlatan bir 'katarsis' söz konusu. Kriz... Türkiye tarihinin en ağır 'ekonomik ve mali krizi'...

O yüzden, Şubat 2001'de kriz patlak verdikten ve Kemal Derviş Türkiye'ye 'ithal edildikten' sonra Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının dikkatini çekmiş ve 'Artık, Türkiye'de sadece 28 Şubat sürecinin mağduriyeti üzerinden siyaset yapılamaz. Türkiye'ye 'ekonomik çare' ve 'yeni siyaset vizyonu sunmak gerekir' demiştik.

Kemal Derviş'le birlikte, ülkenin yüzü ileriye dönük 'değişimci güçler'i heyecanlanmış ve 'kriz'in Türkiye için bir 'yenilenme fırsatı' da oluşturabileceğini görmüşlerdi. Kemal Derviş, kendisini, içine dahil olduğu hükümetten ayrıştırabildiği, ekonomiyi toparlamak yönünde yol aldığı sürece, üzerinde büyük umutları da odaklaştırmıştı. Birçok çevre, Kemal Derviş'ten bir 'siyasi misyon' bekler olmuşlardı.

Ama zaman, Kemal Derviş'i tümüyle yiyip henüz tüketmemişse de, bu beklentileri bir hayli söndürecek ölçüde kemirdi. 2001 sonbaharının eşiğinde, Kemal Derviş ismi üzerinde 'siyasi misyon' beklentisi dağılmaya başladı.

Fazilet Partisi'nin kapatılması, ardından –beklenmedik biçimde- Tayyip Erdoğan'ın önünün açılması ve Ak Parti oluşumu, Kemal Derviş'in sönmeye başlamasıyla eş zamanlı geldi.

Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının, özellikle Anadolu'da ve büyük şehir varoşlarında elde ettiği ivme, 'sistem muhafızları'nı ürküttü. Karşı-taarruz çok gecikmeden başladı. İstanbul medyası, ön aldı.

Erdoğan'ın ortaya attığı ve 'değiştiğini vurguladığı' görüşlere karşı 'kasetler' ateşlendi; söylediği sözlere karşılık olarak 'kaset görüntülerindeki sözleri' kamuoyuna sunuldu. 'Değiştiği'ne ilişkin her argümanı, kerameti kendinden menkul 'değişim vizesi verme servisleri'nce reddedildi. Değişim 'sihirli sözcüğü' Tayyip Erdoğan'a yasaklandı. Ağzıyla kuş tutsa, imkansız. 'Hayır. Sen değişmedin. Değişsen bile, değişen sen olacaksan, biz bunu kabul etmeyeceğiz' korosu karşısında. Hep de öyle olacak. Bu anlaşılıyor.

Dolayısıyla, Tayyip Erdoğan'ın, 'medya' ile bir 'kısır çekişme' içine girmesinin artık anlamı yok. Ortaya bir 'siyasi proje' ve en önemlisi 'ekonomiye çare reçeteleri' koyarak, kitlelere doğru yelken açması gerekiyor.

Esasen, Tayyip Erdoğan'ı hedef alan 'gazapkar medya kampanyası'nın, Türkiye'nin 'sessiz milyonları'nı ne kadar etkileyebildiği de pek kuşkulu. İstanbul medyasının (ve bazı sermaye çevrelerinin) ciddi bir 'miyopluğu' söz konusu. Anadolu –büyük şehir varoşlarıyla birlikte- 'Laila İstanbul'u metaforuna, onun 'medya'sına, gelir dağılımındaki dengesizliklere, Bodrum Türkbükü atmosferine –orası İstanbul zengin gettolarının deniz kıyısı uzantısı- ve Ankara'daki 'derin devlet' metaforu ile çapsızlığı açığa çıkmış Ankara'daki siyaset esnafına içten içe büyük bir hınç biriktiriyor.

'Ekonomik ve mali kriz', bu 'büyük hınç'ı mütemadiyen besliyor. Aynı şekilde, Tayyip Erdoğan'ın arkasındaki 'potansiyel desteği' de besliyor. Bu ülke halkının çok geniş ama sessiz bir bölümü, medya ile banka hortumculuğu, hükümet ile yolsuzluklar arasında kuvvetli bağlar olduğunu görmekten aciz değil.

Bu yönüyle bakıldığında, Tayyip Erdoğan'a yönelik 'karalama kampanyası'nı 'mevcut sistem'in bir 'savunma refleksi' olarak görmek de mümkün. 'İstanbul-Ankara ittifakı', şayet Kemal Derviş'i Tayyip Erdoğan'ın karşısına dikebilseydi, kendisini daha rahat hissedebilecekti. Kemal Derviş ismi yıprandı. Faizler ve dolar yükselip, Türk Lirası değer kaybettikçe; Kemal Derviş ismi de değer kaybetti.

Böyle bir 'siyasi vakum' hali, Tayyip Erdoğan'a her türlü 'belden aşağı', kuralsız saldırıyı, hatta her türlü 'entrika'yı mümkün kılıyor. Tayyip Erdoğan'ın bu 'ahval'de kitlelere yelken açması da, karşısında yer alan 'red cephesi'nin aralıksız salvolarını savuşturmaya yetmeyecek.

Niçin?

Çünkü, Türkiye'deki mevcut 'güç dengeleri', sadece Tayyip Erdoğan ve karşıtlarından oluşmuyor. Türkiye'nin 'mali iflas'a doğru sürüklendiğini, 'sosyal patlama ihtimali'nin mevcudiyetini büyük bir dikkat ve tedirginlikle izleyen ve buna yol açan siyasi mekanizmaya ve yolsuzluklara tiksintiyle bakan bir 'güç merkezi' var. Genelkurmay'ın o üzerinde çok tartışılan açıklamasını, bir de bu gözle yeniden okumayı deneyin...

O 'ulusal güvenlik' tartışmasını açtığı sanılarak pek bel bağlanan Mesut Yılmaz'ın MGK toplantısında ve sonrasında neden ve nasıl sus pus olduğuna ilişkin 'fısıltı gazetesi' haberlerine kulak kabartın...

Konumuza dönersek, söz konusu o 'güç merkezi'nin Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarına ilişkin 'kuşkuları' hiçbir şekilde dağılmış değil. Erdoğan'a yönelik kampanya, 'seçmen kitleleri'ni etkilemese dahi, o 'güç merkezi'nin 'zımni onayı'nı elde ederse, Ak Parti'nin 'siyasi temsil sorunu' olmasa da, 'siyasi meşruiyet sorunu' askıda kalmaya devam eder.

İşte bu yüzden, Tayyip Erdoğan ve partisinin, 'esneklik'e, 'serinkanlılık'a ve değiştiklerini gerçekten ve 'fiilen' kanıtlayacak 'siyasi ve toplumsal ittifaklar'a ihtiyaçları var.

Ve, en önemlisi 'merkez'deki boşluğu dolduracak bir 'yeni siyasi oluşum'a... Zira, kendilerinin 'merkez'e oturmaları, bu halleri ve görüntüleriyle, imkansıza yakın zor. 'Siyasi merkez'i dolduracak bir 'yeni oluşum', üzerlerindeki kampanyayı dondurur ve onların da 'demokratik güvencesi' olur.


26 Ağustos 2001
Pazar
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED