T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

H A Y A T

'Çeşmi cihan' sizi bekliyor

Eski bir kartpostalda, "benzerine az rastlanır doğa güzelliği, ılık yaz mevsimi, plajları, çevre koyları, eski eserleri ve ağaç çekiciliği" ile övülen ve keşfedilmeyi bekleyen tarih olarak "uyuyan prenses"e benzetilen Amasra, turizm bakımından adeta bir uyanış yaşıyor.

Türkiye'de "turizmin ilk başladığı yer" olarak bilinen Amasra, yıllar süren suskunluğunun ardından, turizmde yeniden keşfedilmenin tadını çıkarıyor. Fatih Sultan Mehmet'in, Trabzon'u fethinin ardından İstanbul'a dönerken yeşilin maviye karıştığı kenti, Bakacak tepesinden gördüğünde, beyaz atının üzerinde doğrulup, "Lala, çeşmi cihan (dünyanın gözü) burası mı ola?" diye sorduğu Amasra'nın turistik kapasitesinin artırılmasına yönelik çalışmalar yapılıyor. Karadeniz'in her tonuyla yeşil dokusu ve koyu maviliğiyle gözleri kamaştıran bir ortamda; sokaklarında dolaşırken tarihin peşinizi bırakmadığı Amasra, Türkiye'de "turizmin başladığı yer" olarak biliniyor. 1940'lı yıllarda ev pansiyonculuğu ve çadırlı kampçılığın geliştiği ilçe, 1950-1965 arasında Türkiye'nin en çok turist çeken yeri oluyor; ancak Akdeniz ve Ege kıyılarına ulaşan karayollarının gelişmesiyle bu önemini yitiriyor. Geçen yıl 2 bin 270'i yabancı, 118 bin 320'si yerli olmak üzere 120 bin 590 turistin geldiği ilçeyi bu yılın ilk altı ayında 2 bin 650'si yabancı, 51 bin 123'ü yerli olmak üzere 53 bin 773 turistin ziyaret etmesi de bu uyanışa tanıklık ediyor. Edinilen bilgiye göre, 10 yıl önce 4 otel ve birkaç pansiyon bulunan Amasra'da bugün 12 otel, ilçeye gelen konukları ağırlıyor ve inşaatı süren 4 otel de, ev pansiyonculuğu da olmasa yer bulmanın imkansızlaşacağı ilçenin konaklama kapasitesine katılmaya hazırlanıyor. İnşaatı süren 4 otel arasında, Amasra Belediye Başkanlığı ve Bartın İl Özel İdaresinin ortaklaşa yaptıkları 72 yataklı olacak bir otel de bulunuyor. Bu arada, 1950 yılında hizmete giren ilçenin ilk oteli "Paşakaptan Oteli" nin yıkılıp yerine yeni bir otel yapılacak olması, Amasra'daki değişimin bir göstergesi olarak nitelendiriliyor.

Amastris'in gizemi

Persli Prenses Amastris'in yeniden kurarak adını verdiği kent, milattan önce üçüncü yüzyıla kadar "Sesamos" olarak biliniyor. M.Ö 12. yüzyılda Fenike, 8. yüzyılda Milet kolonisi, 306-288 yılları arasında Synoikisnos site devletinin başkenti, Roma ve Bizans dönemlerinde (M.Ö 70 ve M.S 395-1460) Paflagonya eyaletinin merkezi, 1261 yılından sonra da Cenevizler'in yaşadığı topraklarda hala o uygarlıklara ait çeşitli eser ya da kalıntılara rastlanıyor. M.Ö 306 yılına kadar Sesamos adıyla anılan ilçeye adını veren Prenses Amastris döneminde Amasra'da görkemli evler ve köşkler yapılmış. Roma İmparatoru Claudius (M.S 41-54) ise kenti, Tekkeönü (Kromna) üzerinden Sinop'a (Sinope) bağlı Bartın (Parthenia) üzerinden de Filyos'a (Tios) bağlayan karayolu ağına ve Kale, Bedesten, Tiyatro, Hamam, Yol Anıtı, Antik mezarlık gibi mimari yapılara kavuşturmuş. 13. yüzyılda Cenevizler'in eline geçen Amasra, ticaret üssü olarak kullanılmış. Fatih Sultan Mehmet 1460'ta kenti fethettiğinde bir kiliseyi camiye çevirmiş, Eflani kalesindeki halkı Amasra'ya getirmiş, Amasralılar'ın bir kısmını da İstanbul'a göndermiş. Amasra Osmanlılar döneminde kadılık merkezi olmuş.

 
Kovulursan sakin ol! İşinden ayrılanların sakin düşünmesi ve panikle yanlış bir adım atmaması, ne olursa olsun eski işveren ve işyerini kötülememesi tavsiye ediliyor.
Boğazlar'da nükleer atık tehlikesi yakın
TAEK Başkanvekili Dr. Erdener Birol, nükleer atık taşıyan gemilerin Türk Boğazları'ndan geçişinin önlenmesinin çok zor olduğunu ifade ederek, "Montrö Anlaşması'na göre, Boğazlar uluslararası su yolu sayılıyor. Nasıl tonlarca petrol taşıyan tankerlerin geçişine mani olamıyorsak, bu gemilerin geçişini de önlemek zor" dedi. Dr. Erdener Birol, petrol taşıyan bir tankerin Türk Boğazları'nda yaratacağı tehlike riskinin nükleer madde taşıyan bir gemiye göre daha fazla olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi: "Herşeyin bir riski var. Önemli olan riski kabul edilebilir seviyeye indirmek. Oysa petrol yüklü büyük bir tankerin kaza yapması halinde petrolün denize yayılması, yanması ve hasara yol açması durumu var. Kuralına uygun şekilde hazırlanmış bir radyoaktif madde taşıyan geminin batması halinde bile hemen karşılaşacağınız bir riskiniz yok. Özel olarak paketlenmiş bu maddelerin suya düşmesi halinde bile tekrar çıkartabilirsiniz. Ancak sızma olursa radyoaktif madde yayılabilir ve canlılar üzerinde birikme yapabilir. Bu nedenle uluslararası nükleer madde taşımacılığına uygun şekilde hazırlanan atıkları taşıyan bir geminin kaza yapma durumunda, radyoaktif madde yayılma ihtimali çok az. Dünyada bu anlamda bir kaza meydana gelmedi."
26 Ağustos 2001
Pazar
 
Künye
Temsilcilikler
Reklam Tarifesi
Abone Formu
Mesaj Formu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED