|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
MGK'da yapılan konuşmaların kamuoyuna açıklanması kanunen yasaktır ve kamuoyu sadece genel sekreterliğin yaptığı açıklamalarla bilgi sahibi olabilir. Ancak bu "gizli" bilgileri, sadece Hürriyet gazetesi alır ve yayınlar. Muhtemelen bu gazete, devletin "özel" güvenine mazhar olmalı ya da bizzat bizim bilmediğimiz bir şekilde "devletin gazetesi olmalı ki "gizli" bilgileri yayınlamasında bir mahzur görülmüyor. Her neyse, bu o kadar da çok önemli değil. Devletimizin canı nasıl isterse öyle yapar elbette. Bizim için önemli olan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu'nun MGK'da yaptığı belirtilen konuşma. Eğer Hürriyet'in haberi doğruysa, Anayasa değişikliklerinin ve AB normlarının konuşulduğu toplantıda Kıvrıkoğlu siyasilere "Evet, her seferinde AB normlarından söz ediyorsunuz. İyi, ama biz AB normlarını siyasette de görmek isteriz" diyor ve ardından şu soruyu yöneltiyor: "Hanginizin partisinde demokrasi kuralları tam anlamıyla işliyor?" Genelkurmay Başkanı, ardından şu eklemeyi yapıyor: "Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında bu salonda bizim oturduğumuz sol sıra devamlı bir şekilde değişiyor. Bizler görev süremizi tamamladığımızda yerimizi yeni gelen komutan arkadaşlarımıza bırakıyoruz. Ama sizler, yani masanın sağ tarafında oturanlar her zaman aynı kalıyorsunuz." Böyle bir konuşmanın ardından, insanın içinden ister istemez "Değiştir paşam yetki sizde" demek geliyor. Çünkü, 28 Şubat'tan bu yana Türkiye'de ekonomiden siyasete, dış politikadan eğitime kadar bütün alanlardaki operasyonlar, MGK'nın daha doğrusu "askeri otorite"nin çizdiği "master planı" çerçevesinde gerçekleştirildi. Örneğin Türkiye, 28 Şubat'ın "vesayet" politikaları sonucunda toplumsal kutuplaşma azdırılmış, kebapçının, gazozcunun renkleri üzerinden adeta "ayrımcılık" yapılmıştır. Şimdi, 28 Şubat'ın getirip bıraktığı Türkiye, tarihinin en yüksek iç ve dış borç stokuna mahkum olmuştur. Ülkenin geleceğinin ipotek altında olduğu artık bir slogan olmaktan çıkmış ve hepimizin yüzleşmesi gereken acı bir gerçek haline gelmiştir. Milli Güvenlik Kurulu kararlarının, siyasetin yerine geçtiği, siyasetin ve toplumsal barışın temellerinin dinamitlendiği bu süreç, maalesef Türkiye'nin en hazin yılları olarak geçecek tarihe. Belki de tarihimizin hiçbir döneminde, devletin halkını "potansiyel suçlu" gibi gördüğü böylesi bir dönem hiç olmamıştır. Bu ülkeyi seven herkesin, bu dramatik tablodan alması gereken çok büyük dersler olmalı. Çünkü, işsizlik nedeniyle her gün artan intiharlar, dağılan aileler ve kararan umutlar Türkiye'nin acı gerçekleri olarak her gün yüzümüze çarpmakta ve her geçen gün insanımızın geleceğe ilişkin umutlarının daha da kararmasına yol açmaktadır. Şimdi oturup düşünmek gerekiyor, eğer bu kadar sefalete ve daramatik Türkiye tablosuna rağmen, bütün halk desteğini ve siyasal inisiyatifini kaybetmiş bir Başbakan hâlâ Türkiye'nin başında durabiliyorsa, bu sadece "askeri vesayet"in bir sonucudur. Parlamenter sistemin sağlıklı çalıştığı dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde böyle bir iktidar kendi gücüyle ayakta kalamaz. Siyasal iktidarları "değiştirme" inisiyatifinin, parlamentodan "vesayet" merkezlerine kaydığı bir ülkede "masanın sağ tarafındakileri" değiştirme yetkisi de parlamentonun elinde değil demektir. O zaman tek seçenek kalıyor, değiştir paşam!..
Huzura hançer
Değerli işadamı Üzeyir Garih'in öldürülmesi, hepimizi derinden üzmüş bulunuyor. Bu olay, Türkiye'nin hasretini çektiği huzur ve barışa saplanan bir harçer olmuştur. Böylesine kırılgan bir ortamda gerçekleşen bu vahşi cinayet, maalesef Türkiye'yi destabilize edebilecek bir mahiyet arzetmektedir. Şimdi, yaşamakta olduğumuz dramatik sorunları tartışmayı bir tarafa bırakıp, Türkiye'nin huzurunu hançerleyen bu olayı düşünmek zorundayız. Bu ülkede yaşayan bir birey olarak, Türkiye'nin geleceğine kastedenlerin gerçekleştirdiği bu kirli cinayeti lanetlemeyi bir vatandaşlık görevi olarak görüyorum.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |