|
|
|
|
Bugün dünyanın en büyük 100 örgütünden 60'ı devlet değildir. İnsanlar kısa bir zaman sonra Fransa'dan çok, IBM veya Microsoft cumhuriyetinin yurttaşı olmayı önemser hale geleceklerdir. Evimiz, otomobil veya tarlamız 'mülk' sayılabilir. Ama acaba şirketlerimiz de böyle midir? Geçen ay Denizlili işadamlarıyla kısa bir toplantı yapmıştık. Bu ay işi sıkı tutup bir tam günlük eğitim çalışması yaptık. Başlığımız "Etkili Şirket Yönetimi" idi. İlk bölümde bir tür işletme felsefesi geliştirmeye çalıştık. Geçen yüzyılın ortalarına kadar insanlar, işletmelerine sadece birer geçim aracı gözüyle bakabiliyorlardı. Çünkü dünya sisteminin en etkili örgütleri devletlerdi. Oysa bugün dünyanın en büyük, en değerli 100 örgütünden 60'ı devlet değildir. İnsanlar kısa bir zaman sonra Fransa cumhuriyetinin yurttaşı olmaktan çok, IBM veya Microsoft cumhuriyetinin yurttaşı olmayı önemser hale geleceklerdir. Böyle bir dünyada, şirketleri sadece birer geçim aracı olarak görmek mümkün değildir. Birey veya topluluk olarak ayakta kalmanın, tarihte bir iz bırakmanın, devletlerden bile önemli araçlarıdır şirketler.
Kârdaşlarla omuz omuzaCari hukuki statüsü nasıl olursa olsun, şirketler özel mülkümüz değil, birçok yarardaşla beraber omuz verdiğimiz varoluş temsilcilerimizdir. Yarardaş yerine kârdaş kelimesini de kullanabiliriz. Her ikisini de ben uydurmuş olayım. Hayatın akışı içinde, bu insanlar aynı zamanda kardaş ve gönüldaş olabilirlerse, tarihin akışını etkileyebilirler. Sadece geçim ve bireysel kazanç peşinde koşarlarsa, dolayısıyla işletmelerini çocuklarına miras bırakacakları birer mülk telakki ederlerse, bu kafayı değiştirmeye fırsat bulmadan tarihin tozu dumanı içinde kaybolup giderler. İşletmelere bakışımızı doğrulttuktan sonra, işletmelerin başlıca hayat evrelerinin ve her bir evreye denk düşen doğal 'kriz'in tahliline geçtik. Birinci evre, tıpkı insanlarda olduğu gibi, bebeklik evresidir. Burada işletme, 'yaratıcılık' yoluyla büyümeye gayret eder. Aşılması gereken kriz, liderlik krizidir. Kim lider olacaktır? İnsanlar, davranışlarını kime göre ayarlayacaklardır? Sadece işletmelerin değil, başta siyasi partiler olmak üzere, bütün örgütlerin ilk temel problemidir bu. Başkanlık veya müdürlük ile liderliği birbirine karıştırmamak gerekir. İlk ikisi birer makamdır; liderlik ise bir durumdur. Doğal biçimde gelişir. Lider, birtakım nitelikleriyle takipçilerden ayrılır; ama onları sürü olarak görmez. Tam aksine, altındakilerin liderlik yeteneklerini geliştirmelerine katkıda bulunduğu ölçüde, onun gerçek lider olup olmadığını anlarız. Nerede lidersiz iş yapılamıyorsa, orada lider zaten yok demektir.
LİDERİ NASIL TANIRIZ?Liderleri nasıl tanırız? Liderlik nitelikleri için kesin bir liste yapılabilir mi? Tabii ki hayır. Ama en çok vurgulanan, yöneten ve yönetilenlerin en fazla önem verdikleri niteliklerden gene de söz edilebilir. Denizli toplantısında 26 işadamı ve yönetici arasında küçük bir anket yaptık. En fazla değer verdikleri üç liderlik niteliğini sorduk ve sırasıyla şu cevapları aldık:
Sevgi dolu (10) Dürüst/Güvenilir (10) Cesur (7) Sabırlı/Metin (7) İnançlı (6) İstikrarlı (5) Alçakgönüllü (4) Girişimci (4) Çalışkan (3) Birleştirici (3) Akıllı/Ferasetli (3) Yenilikçi (2) Bilgili (2) Uyumlu (2) Yaratıcı (2) Karizmatik (2)
AZ, ÖZ VE İTİKATLILiderlik için yanda sıralananlardan başka, birer defa zikredilen nitelikler şunlardı: Zeki, örgütçü, inatçı, farklı, özgür, ciddi ve hırslı. En fazla öne çıkarılan kavramın sevgi olması son derece düşündürücüdür. Yunus Emre asırlar öncesinden şöyle seslenmişti Anadolu insanına: "Dürüş kazan ye yedir / Bir gönül ele getir / Yüz Kâbe'den yigrektir / Bir gönül ziyareti." Denizlili işadamı ve yönetici, işletme liderliği yolunun gönülden geçtiğini derinden kavramışa benziyor. Ayrıca, inançlı olmak, yani bir değer sistemine sahip olmak liderlik için elzem görülüyor. Türkler'in tarihte son büyük örgütçülük başarısı sayabileceğimiz Osmanlı devletinin kurucu kadrosu için tarihçi Lütfi Paşa şöyle bir değerlendirme yapıyordu: "Ol vakit gaziler az idi öz idi; itikatları muhkem idi. Hak Teala anlara itikatları cihetinden bereket verdi!" İşletmelerin hayatında ikinci evre gençlik evresidir. Burada büyüme artık liderin veya ortak liderliğin yönlendirmesi yoluyla gerçekleşmektedir. Bu evreye denk düşen doğal krizimiz "özerklik" krizidir. Lidere bağlılık o kadar öne çıkar ki, hiçbir şey ona sorulmadan yapılamaz hale gelir. Liderin bizzat kendisi de bu akışa kapılır ve kendini insanüstü görmeye başlar. Özellikle aile şirketlerinde çokça karşılaşılan bu krizi aşmanın yolu ise "yetkilendirme"dir. Haftaya bu ve diğer krizleri, aşılma yollarıyla beraber ele alacağız. Gördüğünüz gibi iki haftalık tatil büsbütün boş geçmemiş.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |