T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Akit'i susturmak

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın geçen yıllardaki bir iftarından sonra vakfın merkezinde sohbet ediyorduk, Mehmet Aydın Hoca anlatmıştı:

-Bir profesör arkadaşım, bir gün üniversite öğrencisi oğlunun elinde Akit gazetesini görmüş, şaşırmış:

-Ne o oğlum, sen Akit okumazdın? Çocuk;

-Hiç sorma baba, demiş. Artık başkası kesmiyor!

Hep gülüşmüştük. Evet, bir dönemin içinden geçiyorduk ve o dönem, ülke çapında siyasetten ekonomiye, insan haklarına uzanan alanda öylesine yoğun bir anafor yaşanıyordu ki, öyle beri-benzer bir muhalefet dozu insanların duygularını -yoksa öfkelerini mi demem lazım?- tatmin etmiyordu. "Kesmiyor" ifadesi onun tercümesi... Akit o duyguların ve öfkelerin tercümanı oldu.

Bir davamda DGM savcılığı, delil olarak benim Yeni Şafak'ta yayınlanan yazımın Akit'teki alıntısını dosyaya koymuştu. Akit'in Medyakritik sayfası, -biliyorum en çok okunan sayfası olmalıydı- benim yazımın ve benimki gibi pekçok yazının Akit'çe bir üslup kazanarak sunulduğu, dolayısıyla çok daha ses getirdiği bir alan durumundaydı.

Akit'in birinci sayfası, sanki o gün Türkiye'de bir toplum kesiminin, ve hiç şüphesiz ekonomik, sosyal, siyasi her bakımdan ezildiğini hisseden bir toplum kesiminin nabzını yansıtıyordu. Bir feryaddı ve Türkiye ile rezonans halinde bir feryaddı. Tamamen Türkiye'yi yansıtıyordu. Bir başkaldırı idi zaman zaman, bir öfke ifadesiydi, belki zaman zaman bir şamardı. Akit çizgisinin Türkiye'nin bu savruluş günleri için bir ihtiyaç olduğunu o üniversite öğrencisinin "Artık başkası kesmiyor" ifadesi en güzel özetliyor olmalı.

Böyle durumlarda ben gene kendi üslubumca şöyle düşünürüm: "Bir ülkede bir toplum kesimi, Akit'in çığlığını içindeki fırtınalı duyguları kesici bir ilaç gibi algılıyorsa, orada çok ciddi insani sorunlar - sancılar var demektir ve iyi niyetli sistemler, yönetimler öncelikle bu sancıları dindirmek için kolları sıvarlar. Çünkü özellikle muhalif medya, toplumun deşarj alanıdır ve yönetimler toplumun nabzını oradan ölçerler. Muhalif medyayı yok ettiğinizde toplumsal sorunlar birikir birikir ve patlar."

Muhalif medyayı yok etmek... İşte şimdi birileri, bu çılgınca projeyi hayata geçirmek üzere Akit'e karşı harekete geçmiş bulunuyor.

Birkaç gündür Akit'in sayfaları karşı karşıya kalınan bu imha hareketinin ilanı ile dolu. Öğreniyoruz ki gazete, açılan astronomik tazminat davaları, mahkumiyetler ve nihayet onların karşılanması için hem satış hem resmi ilan gelirlerine el konulması gibi bir kıskaç içine alınmış durumda. Yani tüm nefes boruları kesilmiş bir gazete... Personeline maaş ödeyemeyen, daha kötüsü kağıt alamayan, rotatifleri döndüremeyen bir gazete...

Ya da Türkiye'de demokrasi standardı...

Şunu hemen ifade etmek mümkündür ki, bu tür yöntemler ne ezilen insanların çığlığını boğmak için yeterlidir, ne de kirlenmiş bir yapının kirini örtmeye yarar.

Bir toplumda çığlık üreten bir ortam varsa, o çığlıklar her zaman patlayacak bir alan bulur. İşte Ankara sokaklarında onbinlerce insan "Açız" diye bağırıyor. Bunlar işleri olan insanlar. Ya hiç işi olmayanların çığlığı... Bir başka çığlık, belki sessiz ama en sağır kulakların bile duyacağı bir çığlık, yardım dağıtan derneklerin, vakıfların kapıları önündeki insanlardan yükseliyor. Bir çığlık Ramazan çadırlarında yükseliyor. Bir çığlık ucuz ekmek büfelerinin önünden yükseliyor. Bir çığlık inanç özgürlüğü arayan üniversite öğrencilerinden yükseliyor. Bir çığlık başbakanlığın önünde kendini asan simitçiden yükseliyor...

Akit'i susturunca bunlar da susmuş oluyorlar mı?

Hiç sanmıyorum. Ama sanki birileri yakalarındaki elin gevşediğini hissedecek Akit susunca...

Fakat bu aldatıcı bir durum...

Mayın üzerinde oturulamaz.

Adaletsiz bir ortam, toplumu bir mayın gibi ateş gücü ile yükler.

Ve toplum kendi sesini bulur.

Akit kadrosu, diri bir kadrodur. Akit okuyucusu, misyonunu bilen ve bedelini sırtlanan bir okuyucudur. Onun için dünkü Akit'in sür-manşetinde yer alan "Bir ölür, bin diriliriz" beyanı asla boş bir meydan okuma değildir.

Dilerim Akit, ülkemizdeki özgürlük standardı adına utanç verici olan bu kıskacı kırmayı başarır. Ama bu kıskaç kırılamazsa bile Akit'i sevenlerin yüreğinin daralmasına gerek olmamalı. Çünkü Türkiye'de son birkaç yıl içinde o kadar çok bedel ödendi ki, Akit de o bedeller arasında yer almaktan üzülmeyecektir. Ben, davalarımız sebebiyle üzülen dostlarıma hep, bunu söyledim "O kadar çok ve ağır bedel ödeyen var ki Türkiye'de biz bedel ödemezsek, duruşumuzun sağlığından şüphe edilebilir." Aynen öyle. Başörtüsünü çıkarmadığı için görevden alınan ve evinde kazak örüp çocuklarını geçindirmeye çalışan öğretmenin ödediği bedel... Yağmur altında başörtüsü ile okuluna girme mücadelesi veren, çığlığı duyulmadığı için öğrenim hayatı sona erdirilen öğrencinin ödediği bedel... Yurt dışında öğrenim için çırpınanlar... Ne bedeller!

Bir gazetecinin payına da 312'ler, tazminat davaları, gelirlere el koymalar ve kapıya kilit düşüyor...

"Burası Türkiye" demek memleketime haksızlık. Ama acıların yumak yumak örüldüğü ortamı paylaşıyor bu ülkenin insanı...

Vakit, Akit'te yaşamıştı... Akit de bir başka isimle yeniden doğar, buna inanmak lazım. Ama ben hâlâ Akit'in yaşamasını diliyorum. Çünkü birkaç yıldır üzerine çok ağır yükler yüklenen Türkiye'nin Akit'in kapanmasının yükünü de taşımaması gerektiğine inanıyorum.


3 Aralık 2001
Pazartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED