T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Herkes oyunda, oynaşta

Geçen hafta sonu büyük kentlerdeki alış-veriş merkezleri ucuzluk furyasına koşan müşterilerin akınına uğradı; buna karşılık, işçiler ve memurların oluşturduğu 'Emek Platformu', aynı hafta sonu, pek çok kentte eylem yaptı. Eylemler polisiye yönleriyle ekranlara yansırken, kanallar mağaza sahiplerinin gülen yüzleri üzerinde odaklandılar. Türkiye'yi, ekonomisini, siyasi hayatın tıkanıklığını bilmeyen gözlemcilerin akılları, hafta sonunda yaşanan birbiriyle çelişkili bu iki tablodan sonra iyice karışmıştır.

Şu ikilemle karşı karşıyayız: Halkın alım gücü varsa ekonomi o kadar da kötü değil demektir, bu durumda işçi-memur eylemleri sırıtıyor; gerçekten ekonomi berbatsa alış-veriş merkezlerine akını nasıl yorumlayacağız?

Her şeyden önce, indirim yapılan alış-veriş merkezlerine gidenler yaşadıkları kentlerin nüfusu içerisinde fazla bir yer tutmuyorlar; kaldı ki, Türkiye, büyük mağazaları fiyat ucuzlatan bir-iki kentten de ibaret değil. Bu bakımdan, sanki ekonomi olağanüstü canlıymış, tüketim patlıyormuş türü yorumlar, gerçek Türkiye fotoğrafını vermiyor. Son iki haftanın moral aşılama amaçlı yapay görüntüsünün, ülkenin temel ekonomik göstergelerini olumluya çevirecek bir etkisi olmayacaktır.

Bugünün henüz göstergelere bütünüyle yansımayan esas acı tablosunu 'işsizler ordusu' teşkil ediyor. İşsizlik, daha önceleri, belli kesimlerin 'geçici' şikâyetiydi; bugün ise, işsizlik, toplumun bütününü içine çeken, her kesimin acısını tattığı, özellikle hayata yeni atılacak gençlerin umutları üzerinde yıkıcı tahribata yol açan en ciddi sorun... İyi yetişmiş nitelikli insanlar da işlerini kaybediyor bugün, üniversitelerden parlak derecelerle mezun olan gençler de iş bulamıyor.

IMF kredileri hükümetin işini kolaylaştırıyor ve kronik hale geldiği için yıkıcı darbe vurması gereken 'borç sarmalı'nı gözlerden saklıyor. Oysa, Türkiye, ekonomik yapısı ve ödeme gücüyle, kredi alabilir bir ülke olmaktan uzak; zaten IMF'nin açtığı kredi Türkiye'nin ekonomik performansıyla değil, 'teröre karşı savaş cephesi' içerisinde yer almasıyla ilgili. Geçmişte çok kullanılan 'emperyalizmin borç tuzağı' kavramı Türkiye için bir gerçek durumunda. Yarın Ankara'ya gelecek ABD dışişleri bakanı Colin Powell, çantasında Türkiye'nin çıkarlarına uygun olmayan projeler de taşısa, muhataplarının pazarlık gücü bulunmadığını pekâlâ biliyor.

Şu hüküm cümlesini hiç tereddütsüz buraya kaydedebiliriz: Türkiye'yi yönetenler ile onların yönetiminden çıkar sağlayanlar hepimizi aldatıyorlar. Türkiye'nin içine düşürüldüğü borç tuzağı, hükümet için 'hayat öpücüğü' anlamı taşısa bile, bizler ve bizden sonraki nesiller açısından tam anlamıyla bir 'ölüm öpücüğü'dür. Gelecek nesilleri, açtığımız ele kısa sürede yine kendilerine dönecek üç-beş kuruş koyanların insafına bırakıyoruz.

Bu gerçekleri uzun zamandır kimse telâffuz etmiyor. Dökülen ve el konulan bankalar, iflâs eden şirketler, karışık muhasebe hesapları yüzünden sahiplerine fazla bir zarar vermiyor. Banka batıran, en kötü ihtimalle, birkaç yıl yatıp dışarı çıkacak. Daralan ekonominin, el konulan bankalarla iflâs eden şirketlerin zararı geniş kitleler üzerine yıkılıyor; hem de hiç fark ettirilmeden... Ekonomik bozuklukların kepenk indirttiği küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ'ler) çatısı altında toplandığı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) bile, hükümetle, zararları toplumun tümüne yayacak 'enflasyon muhasebesi' üzerinde anlaşınca, sesini kısmayı yeğledi. Gemisini kurtaran kaptan.

Gemisini kurtaramayan ise sesini duyurabileceği bir platformdan mahrum. İşsiz kalan babalar, çocuğunu besleyecek temel ihtiyaç maddeleri bulamayan anneler, gelecekten umudunu yitirmiş gençler, maaşıyla geçinemeyen memurlar, emekliler... Bütün susturmalara rağmen açlıktan ölüm haberlerinin gelmeye başladığı bir ülkeye dönüştü Türkiye...

Ramazan 'aç kalma ayı', bu yüzden içine düşürüldüğümüz hazin durumu pek fark edemiyoruz; ancak pek çok evde iftarda çorba kaynamayan, orucun sahursuz tutulduğu bir Ramazan bu. Belediyelerin hediye erzak paketleri talebe yetmiyor, iftar çadırları önündeki kuyruklar daha uzamaya başladı...

Bu gidiş iyi değil.


3 Aralık 2001
Pazartesi
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED