T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Çok ayıp ettiniz hamşolar...

"Biliyor musun" dedi, "Ben de o eleştirdiğin gruba mensubum ve yazından fevkalade müteessir oldum..."

En sevdiğim dostlarımdan biri.

Bir uzun yolculukta beraber olmuştuk; nasıl candan, nasıl dost, nasıl duyarlı bir insan, bilemezsiniz. Şimdi, müfrit bir "yandaş" kimliğiyle karşıma çıkmış, benden, gazetelere iftira servisi yaparak bürokraside yükseleceğini sanan o zavallı müfteri için yazdığım yazının hesabını soruyor.

Üzüldüm tabii...

Tıpkı, sonumun iyi olmayacağını söyleyerek, aklınca tehdit eden o eski yarene üzüldüğüm gibi.

Biri de aradı, "tetikçilik"le suçladı. Eksik olmasın.

Küfredenler.

Bu yazıyı bana yakıştıramadıklarını söyleyenler.

Selamlarını ve sitemlerini yollayanlar.

Gırla...

Tabii, İçişleri Bakanlığı müfettişi Candan Eren'i çağırıp belediyelerle ilgili güya "ifşaatlarda bulunan" ve zanlıların "işkence"den geçirilmesine, kadınlarla çocukların da "rehin" tutulmasına neden olan arkadaşın eyleminden söz eden yok.

Bu yazıyı yazmamalıymışım.

Niye?

Yakışmıyor...

Yine çok değer verdiğim bir arkadaşım, anlamakta güçlük çektiğim bir misyonla karşıma dikilmiş, beni, büyük siyasî dengelerle oynayan bir "çomaklayıcı" olmakla suçluyor ve bundan sonra "aklımın ermediği" konularda yazmamamı öğütlüyor.

Bu da, adının Halil İbrahim Polat olduğunu söyleyen hayvandan:

"Ulan pislik oğlu pislik, ne o? O herifin (Mahmut Kuş'un) açıklamaları niye kişnetiyor seni? Sen r.t.e'nin paralı köpeği misin piç. Doğruların üzerini her zaman örtebileceğini mi sanıyordun. Dur bakalım daha ne pislikleri çıkacak o çukur adamın. Anladın mı b... oğlu b...!"

Daha hard mesajlar da var ama, canınızı sıkmamak için buraya almıyorum.

Zaten, o "uzun yol arkadaşı" arayıp, "Ben de o gruba mensubum..." demeseydi, bu satırları yazma gereği duymayacak, küfredenleri küfürleriyle, aklımın ermediği konularda yazmamamı öğütleyen arkadaşları da kendi görüşleriyle başbaşa bırakacaktım.

Ben hiçbir grubu eleştirmedim.

Hiçbir insanı (arkadaşımı, dostumu) mensubiyetinden dolayı suçlamadım, kınamadım.

Üstelik, arkadaşımın kendisini yakın hissettiği gruptan ("grup" derken bile rahatsız oluyorum) çok saygın, çok değerli insanlarla dostluğum, ahbaplığım var.

Ayrıca, kimin ne olduğu da kimseyi ilgilendirmez.

Mahmut Kuş'a gelince.

Onun için de üzülüyorum aslında.

Kimlerin, hangi mahfillerin dolduruşuna geldiğini bilmeden bir işe kalkıştı ve altında kaldı.

Belki de bürokraside yükselme tutkusunun kurbanı oldu, bilmiyorum. Şimdi, nedamet getirdiğini sanıyorum.

İlk yazımda "Kendisini hangi mihraklara yakın hissettiğini, gizli bir oturum yapılsa da, ona güvenerek operasyona kalkışan İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen ve bakanlık müfettişi Candan Eren'e anlatsam" demiştim.

Buna da Mahmut Kuş "açıklama" getirsin.

O değil miydi Tagore'la, Borges'le, Tanpınar'la sabahladığını söyleyen...

Akşamları, Kaymakamlık'ta sardığı cigaraları personeliyle paylaşan...

Asaf Halet'i bir öpücük gibi çocuklara "isim" olarak konduran...

Halkına sıcak, dostlarına müşfik, şiiri hayatının dalga boyuna yayan...

Ya da öyle olduğunu sandığımız.

Şimdiki Mahmut Kuş'a bakıyorum da, elbette üzülüyorum.


3 Aralık 2001
Pazartesi
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED