|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bazan insan günlük yaşamın ikilemlerinden ve tek-düzeliğinden kaçmak ister.. Düşünün.. Şu son yarım yüzyılda yaşadığımız bunca olaydan sonra, eğer hâlâ birileri karşınıza, faşizm ile sosyalizm karması saplantıları "Düşünce" diye sunarsa, siz de kaçmak istemez misiniz bir yerlere? Ressam Paul Gauguin (1848-1903) kadar cesur olmak zor.. Gauguin, hayata bir borsa simsarı olarak başlamış.. 1883 ekonomik krizi ile borsacılığı bırakıp, tüm yaşamını resim yapmaya adamış.. Van Gogh'a takılıp, Arles'e (Güney Fransa) yerleşmeye karar vermiş. Ama Van Gogh delirmiş. Önce Gauguin'i öldürmeye kalkmış.. Sonra bir gece, kendi kulağını kesip, bir hayat kadınına göndermiş.. Gauguin bakmış ki, Van Gogh'da da ümit yok.. Yaşadığı dünya açmazlarla dolu.. Hayalinde yarattığı cenneti, Güney Pasifik'te, Tahiti'de bulacağını zannetmiş.. Bir sürü güzel resim, sefil bir hayat, hastalıklar ve ölüm getirmiş bu "Kaçış" ressam Gauguin'e.. Yaşarken elde edemediği başarıyı, ancak ölümünden sonra bulmuş.. Matisse'i, Picasso'yu etkilemiş.. "Post-Empresyonizm"in başlangıcı kabul edilmiş.. Somerset Maugham gibi büyük romancılar, onun biyografisini yazmışlar.. Bu "Kaçışlar", Amerikan toplumunda da var.. Mesela Gertrude Stein (1874-1946), Amerika'nın en seçkin okullarında eğitim görmüş.. "Radcliff"ten sonra, filozof William James'in yanında psikoloji eğitimi almış.. Ve bu seçkin kadın, "Amerika beni açmıyor" demiş bir gün.. Paris'e kaçmış.. Orada, kendine bir aydınlar komünü kurmuş bir nevi.. Hemingway'in, Picasso'nun, Cezanne'in aralarında olduğu kaçkınlarla, eski dünyası olan Amerika'dan kopmuş.. Alice Toklas adında bir başka Amerikalı kadınla, hayatının sonuna kadar süren beraberliği başlatmış.. Ve bir gün, bir arada dertleşirlerken Hemingway'e "Biz kayıp bir kuşağız" demiş.. Bazan bu kaçışlar, ölümle de bitiyor.. İtalyan edebiyatına Moravia ile birlikte "Realizm"i getiren Cesare Pavese (1908-1950), faşizme karşı direnirken hapse atılınca, zindandaki üç yılını umursamadan atlatmıştı.. Ama sonraki boşluğa dayanamayıp, 1950'de bir otel odasında intihar ederek kaçtı yaşamdan.. Neyse.. Dün ben de kaçtım günlük yaşamdan.. Yesari Asım'la beraber olmak için, günlük politik yaşamın Türkiye'ye özgü durgunluklarından kaçtım.. Sesinin rengi baritonla tenor arasındaki ebemkuşağının tonlarında dolaşan Münip Utandı'nın yeni diski bana ulaştı dün sabah.. (Seslenişler, Bekleyişler.. Münip Utandı-Utandı Müzik Yapım ve Yayıncılık) Masamın üzerindeki disk-çalara koydum. Birden kendimi Yesari Asım'ın dünyasına kaçmış buldum.. Makam Kürdilihicazkâr'dı.. "Ömrümce o saf aşkını kalbimde yaşatsam Kirletmem onu kendimi hicrana da atsam Bezminde geçen bir geceyi bin yıl uzatsam Doymam o güzel sinede ömrümce de yatsam" İnanılmaz bir güzellikte yorumlamıştı Münip Utandı Yesari Asım'ı.. Aynı diskte, Yesari Asım'ın Hüzzam'dan da iki şarkısı daha vardı.. "Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır Son darbe-i kalbim yine ismin olacaktır Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır" Yesari Asım Arsoy da (1896-1992) acaba, besteleri, şarkıları ile mi kaçmaya çalışıyordu yaşamdan?.. Ya da Sultaniyegâh'a geçip, "Biz Heybeli'de her gece mehtaba çıkardık" derken mi veriyordu "Kaçış Yolu"nun işaretini? Ben, Münip Utandı'yı dinlerken, Yesari Asım'ın mehtabına kaçtım dün sabah.. ŞAKA
Suç ve ceza..
Papağanın biri, hep ayıplı kelimelerle konuşuyor, küfrediyormuş.. Sonunda sahibi sinirlenmiş.. Cezalandırmak için, papağanı buzdolabına kapatmış.. Bir süre sonra papağan feryad etmeye, "bir daha terbiyesiz konuşmayacağım" diye bağırmaya aşlamış.. Sahibi buzdolabının kapısını açıp, papağanı çıkartmış.. Papağan titreye titreye, dolaptaki haşlanmış tavuğu gösterip, sormuş.. -Peki bu tavuğun suçu neydi? HASAN PANCARCI
Gece rahat uyuyacaklar mı?
Biz bu duruma düşmeye müstehak değiliz.. Milliyet'te, İngiltere'ye kaçak olarak girmek isterken, bir TIR'ın arkasında iki çocuğu ile havasızlıktan boğulup ölen Maraşlı Hasan Pancarcı'nın öyküsü vardı.. Bunca yıldır yaşıyoruz bu ülkede.. Ama hiçbir ekonomik kriz, böylesine vurmadı geniş kitleleri.. Vasıfsız işçilerle yetişmiş bankacılar, overlokçularla elektronik mühendisleri, gazetecilerle tornacılar aynı safta, aynı meslekte birleşmiş durumda.. Bu mesleğin adı "İşsizlik".. Mesleğin getirisi "açlık", "ümitsizlik", "çaresizlik.." Maraşlı Hasan Pancarcı ve onun gibiler,"daha iyi bir yaşam" için değil, "sadece yaşamak" için, TIR'larla, motorlarla, taka bozması gemilerle Batı'ya gitmeye çalışıyor.. Afganlılar, Bangladeşliler ve Türkler.. Böyle bir tabloya sebep olan bir yönetim, aklı başında bir ortamda, bir saniye daha iktidarda kalamaz.. Şu Bülent Ecevit, köy-kentinin meydanına, Maraşlı Hasan Pancarcı için bir anıt yapmalı.. Ekmek bulmak için TIR'a gizlenip yavrularıyla havasızlıktan boğulan Hasan Pancarcı'nın hayaleti, Türk halkını bu duruma düşürenleri, gece uykularında sorgulayacaktır..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |