|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Durup dururken ortaya atılıp "hastalık nedeniyle", Endüstri Meslek Liseleri'nden, İmam Hatip Liseleri, Kız Meslek Liseleri ya da herhangi bir üniversiteden ayrılan öğrencilerin tedavi giderlerinin devlet tarafından karşılanmasını istesem ne dersiniz? Tabiî, bunun için para da gerekeceğinden; bu durumda olanların sağlık sorunları giderilinceye kadar, varsa ilgili kurumların sağlık kuruluşlarında ya da diğer sağlık merkezlerinde tedavi edilebilmeleri için bütçeye ödenek konmasını da isteyeceğim. Sanırım, büyük çoğunluk teklife, "Ne güzel! Devlet, gençlerini yüzüstü bırakmıyor" falan diyecektir. Sıkıntılı günler yaşadığımız için, bu "extra"yı fuzuli bulanlar bile kolay kolay itiraz edemeyeceklerdir. Ancak, hepsinin değil de sadece bu durumdaki askeri öğrencilerin tedavi giderlerinin devlet tarafından karşılanmasını istesem, durum bu kez farklı olur herhalde. "Askerin yeri tabii ki ayrı" ama, kimse ortadaki bu ayrıcalığa takılmadan geçemez. Konu da zaten benim önerilerim falan değil, önceki gün TBMM Başkanlığı'na sunulan bir tasarı. Gerçekten de Meclis'e, "Uzun süreli tedavi gerektiren hastalığı nedeniyle okulla ilişiği kesilen askeri öğrencilerin tedavi giderlerinin devlet tarafından karşılanmasını öngören" bir tasarı sunuldu. Bu tasarı, meşhur Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 70. maddesine bir fıkra eklenmesini öngörüyor ve Meclis'te kabul edildiği takdirde askeri öğrencilerin tedavileri, okuldan ilişiklerinin kesilmesine neden olan sağlık sorunu giderilinceye kadar askeri sağlık kurum ve kuruluşlarının yanında diğer resmi sağlık kurum ve kuruluşlarında da sürdürülmesini sağlıyor. Tedavi giderleri de Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçelerinden ödenecek. Devletimiz askerine kol kanat geriyor; asker olmaya niyetlenip olamayanların sağlık sorunlarına bile para harcayacak kadar detayları düşünerek onlara sahip çıkıyor. Ne güzel! Anayasa'nın 2. maddesi de zaten aynen bunu anlatıyor ve Türkiye Cumhuriyeti'nin birçok ayırd edici özelliğinin yanısıra, "sosyal bir hukuk devleti" olduğunu belirtiyor. Ama aynı Anayasa'nın 10.maddesi başka bir şey daha söylüyor: "Herkes... ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları, bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." Bu maddeyi okuyunca insanın, "10. madde neredeyse, İç Hizmet Kanunu'nda yapılmak istenen bu değişiklik için yazılmış" diyesi geliyor. Hukuk devletinde kanunlar önünde eşitlik olduğu kadar, kanun koyucuların bu eşitlik ilkesine göre hareket etme mecburiyeti vardır. Aksi takdirde Anayasa'nın emrettiği eşitliğin bir anlamı kalmaz. Yine de bu teklifin, komisyonlardan tıkır tıkır geçip Genel Kurul'da da sorgusuz sualsiz kabul edileceğini tahmin etmek güç değil. Çünkü, bugüne kadar 'Asker' kanalıyla gelen bütün kanun ve kanun değişikliği teklifleri aynı hızla Meclis'ten geçmiştir. Özellikle 28 Şubat'tan sonra, askeri iyiden iyiye sivil irade ve denetimin dışına çıkaran 10'u aşkın tasarı, kamuoyunun haberi bile olmadan Meclis'te kanunlaşmış, bunların ne hukuk prensiplerine ne de Anayasa'ya aykırılığı iddia edilmiştir. Yine öyle olacağı tahmin etmek, bu yüzden zor değil. Değil ama, "asker"in durup dururken kendini antipatikleştirmesinin toplumla arasındaki sınırı kalınlaştırmasının ve ayrıcalıklı pozisyonunu belirginleşmesinin anlamı var mıdır? Yasada tarif edilen askeri öğrencilerin tedavi masraflarının çok da yüksek bir para tutmayacağı yani devlete yük olmayacağı bellidir. Ancak, yasaların zorlamasına gerek olmadan askerine zaten ayrıcalıklı davranmayı alışkanlık haline getirmiş bir topluma karşı, bir de böyle küçük zırhlar takınmak "asker imajı"nı zayıflatır, meslek grupları arasındaki eşitsizliği güçlendirir. Aynı durumda bulunan iki gençten birisinin, bir dönem askeri lisede okumuş olması onun devlet nezdinde muteber bir vatandaş olmasını sağlamamalı; diğerinin kendisini ikinci sınıf hissetmesi sonucu doğurmamalıdır. Bu ülkede, bırakın kendi sağlık sorunları nedeniyle mağdur edilenleri bizzat devlet tarafından mağdur edilen, hasta edilen, sakat bırakılan, itilen, bunalıma sokulan onca insan varken, bunların arasında sadece bir kesimi cımbızla ayırıp almak ve yasaları sadece bir kesim üzerine bir şemsiye gibi tutmak ne hukuka ne de vicdana sığar. Devletin eli şefkatle okşayabiliyorsa bu el herkesi okşamalı; şefkat göstermek için kaynağı varsa da bu kaynak herkese eşit dağıtılmalı. Meclis, eğer gücü bu tasarıyı reddetmeye yetmiyorsa, o zaman bu yasadan benzer durumda bulunan herkesi yararlandırmanın bir yolunu bulmalıdır. Çünkü, orası bir sınıfın ya da zümrenin değil bütün ülkenin Meclisi'dir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |