T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Hayatın odak noktasında insan ve hakları vardır

Dayatmacı ülkelerin dışında dünyanın her ülkesinde hiç kimse "inanc"ını değiştirmeye zorlanmadığı gibi, kimse de "inanc"ı yüzünden aşağılanmaz.

Türkiye gibi, bir ülkede "inanma" hakkına "devlet"in bütün kurum ve kuruluşları saygı göstermiyorsa, o ülkede "insan hakları" yok demektir.

İnanma hakkının olmadığı bir ülkede, insan hakkı hiç olmaz. Çünkü insanın insan olmakla kazandığı hakların başında inanma hakkı gelir.

Hafta başında AK Parti'nin kurucularından İsmail Safi'yle birlikte İstanbul'un en güzel beldelerinden biri olan Çavuşbaşı Belediyesi'nin iftar davetine katıldık.

Dünyanın her yanında "10 Aralık" artık "İnsan Hakları" günü olarak kutlanıyor. Batı dünyasının temel referanslarından biri olan "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi" B.M. Genel Kurulu'nun 10 Aralık 1948 yılında yaptığı toplantıda kabul edildi.

Çavuşbaşı'nda belediye yöneticileri ve 'meclis üyeleri'nin de katılımıyla "10 Aralık"ta "İnsan Hakları" paneli yapıldı. Panale Doç. Dr. Davut Dursun, Dr. Yalçın Akdoğan ve İstanbul Belediyesi'nde "Beyaz Masa" uygulamalarının öncüsü Cevdet Tellioğlu katıldı.

Panelde "İnsan Hakları" teorik boyutları ve uygulamada ortaya çıkan aksaklıklarle ele alınarak, dinleyicilerin de katılımıyla tartışıldı.

Başta Türkiye olmak üzere, neredeyse bütün dünya ülkeleri tarafından kabul edilerek imzalanan "Beyanname" insan olmanın getirdiği temel hak ve özgürlükleri, ülkeler arasında hiçbir fark gözetmeden evrensel boyutlarda ele alır.

Bir ülkede, insanların devredilemez doğal haklarına gösterilecek saygı, o ülkenin olduğu kadar dünya barışının da teminatı kabul edilir. Bunun için, insanların ülkelerinde uğradıkları haksızlıkları, uluslararası hukuk çerçevesinde inceleyen mahkemeler kurulmuştur.

Beyanname'de yer alan ana hak ve özgürlüklerden ırk, renk, dil ve din farkı gözetmeden herkesin yararlanması gerekir. Ancak bir ülkenin kanunlarında insan haklarının yer alması, o ülkeyi bir "hukuk" devleti yapmaya yetmez.

Türkiye'de "devlet" ülkenin tek ve değişmez sahibi olduğu için, temel hak ve özgürlükler, evrensel ilkelere göre değil, ülkenin özel durumuna göre ele alınır. Bunun sonucu da herkes, her zaman işkence ve yargısız infazla karşılaşabilir.

Eski Sovyetler Birliği'nde olduğu gibi, Türkiye'deki dayatmacılar da, kendi düşüncelerinden başka bir düşünceye hayat hakkı tanımazlar. Özgürlük karşıtları, bir ülke, "resmi görüş" dışındaki "görüş"lere özgürlük tanırsa, ayakta duramaz sanırlar.

Tarihe geniş bir zaman aralığından bakıldığında, farklı düşüncelere yaşama imkanı vermeyen devletlerin uzun ömürlü olmadıkları görülür.

Bir ülkeyi baskı ve şiddet değil, temel haklara tanınan özgürlükler ayakta tutar.


12 Aralık 2001
Çarşamba
 
NAZİF GÜRDOĞAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED