|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yeni Şafak, Akit, Zaman veyahut Star okumazsanız, evvelki gün (10 Aralık'ta), Dinç Bilgin ile Cavit Çağlar'ın davaları olduğu ve bu iki kişinin tahliye taleplerinin red'edildiği hususu gözünüzden kaçabilir. 313 ve 314'e ilişkin suçları DGM kapsamından çıkaran kanunun netlik kazanması amacıyla, hâkimin, 15 gün sonraya gün verdiğini ancak (Kartel'in dışında kalan) gazetelerden öğrenebildik. Diğerleri, olayı okuyucunun dikkatinden kaçırmak için, köşe bucak saklamış. Cambaza bak
Bakmayın, Sağlık Bakanı Osman Durmuş'a, "temiz toplum" adına hücum etmelerine! Esas soygunu örtmek için, bir günah keçisi bulup ona saldırmayı, dikkatleri "cambaza bak" diye farklı bir noktaya teksif etmeyi iyi bilen gazeteciler var aramızda. Bakan Durmuş'un peşine düşenler, Nuh Mete Yüksel'in, hakkında Adalet Bakanlığı'na suç duyurusu yaptığı Hüsamettin Özkan meselesini, acaba niçin kurcalamazlar? Recep Önal'ın, ekonomik yetkiler elinden alındıktan sonra bile, niçin koltuğunu muhafaza ettiği üzerinde durmazlar? Cumhur Ersümer'in sadece koltuğunu bırakması yeterli mi? Hesap vermeyecek mi? Sayıştay raporu, Enerji Bakanlığı bünyesinde, Yap-İşlet-Devret modeliyle yürütülen projelerin toplamının, ihtiyacın üzerinde olduğunu, ihtiyaç fazlası enerjinin satın alma mükellefiyeti yüzünden, Hazine'nin büyük yük altına girdiğini, verilen uzun vadeli ve pahalı satın alma garantilerinin enerji sektöründe rekabet imkânını ortadan kaldırabileceğini, rekabeti zedeleyen bu gibi uygulamalar yüzünden enerjide fiyatların arttığını belirtiyor. Aynı çekinceler, İşletme Hakkı Devirleri konusunda da serdediliyor: "Ülkemizde, işletme hakkı devri, sadece Enerji Bakanlığı tarafından belirlenen bölgelerdeki elektrik üretim ve dağıtım işlerinde uygulanmaktadır. Şu anda bekletilen 12 adet termik ve doğalgaz üretim projesi, 15 adet de elektrik dağıtım tesisleri projesi mevcuttur. Hazine'nin bu projelere garanti vermesi halinde, Elektrik Piyasası Kanunu ile amaçlanan tam rekabetçi bir piyasanın oluşması engellenecektir. 20 yıl süre ile işletme haklarının devri, elektrik fiyatının serbest piyasada oluşmasına mani olacaktır." Bu gerçeğe rağmen, Cumhur Ersümer ne kadar da ısrarlı olmuştu, bazı medya patronlarına üretim ve dağıtım tesislerini 20 yıl süreyle devretmeye. Ya ülkemizin stratejik menfaatlerine ters düşecek ve Türk Cumhuriyetleri'ni mağdur edecek şekilde, Türkmen gazını Rusya'dan almasına, Mavi Akım Projesi'ne ne demeli? Şimdi bütün bu olaylar çerçevesinde oluşan suçları, DGM kapsamından çıkarmaya çalışıyorlar. Cumhurbaşkanı, Meclis'ten aynen geçen kanunu mecburen onaylayacak. Ama Anayasa'ya aykırılık iddiasında bulunması ihtimali var. Hatta, telâfisi güç gelişmeleri önlemek için, kanunun yürürlüğünün durdurulmasını isteyebilir. Zaten Dinç Bilgin ve Cavit Çağlar'ın davasında, hâkimin "Durum netlik kazansın" diye tahliyeyi red'etmesi, Cumhurbaşkanı'nın kararını beklediğinin işaretidir. Anladığımıza göre, Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi'ne müracaat ederse, durum netlik kazanmamış olacak; bu defa da Anayasa Mahkemesi'nin kararı beklenecek. Şahin'in açıklaması
Türk Ceza Kanunu'nun 313 ve 314'üncü maddeleri (suç işlemek için teşekkül oluşturmak ve yardım yataklık) DGM kapsamından çıkarılmalı mı? TBMM, firesiz, bütün partilerin katılımıyla, DGM'lerin görev sahasının daraltılmasını benimsedi. Bu arada "Hortumcuların hortumunu keseceğiz" vaadine, "söz konusu uygulama ters düşer" diye AK Parti'ye sitem etmemiz üzerine, Grup Başkanvekili Mehmet Ali Şahin bir açıklama gönderdi. Açıklamada, AK Parti'nin hortumcularla mücadele azmi vurgulandıktan sonra, iki husus üzerinde duruluyor: 1) Biz AK Parti olarak DGM'lere karşıyız; toptan kaldırılmasını istiyoruz. Bu durumda görev sahasının daraltılması teklifine evet dememiz mantıklı bir davranıştır. 2) Ağır Ceza Mahkemeleri'ndeki hâkimler ile DGM'deki hâkimler aynıdır. Ağır Ceza hâkimlerinin, banka soygunlarına karşı daha müsamahakâr bir tavır içinde olacaklarını söylemek, onlara haksızlık etmek anlamına gelir. Eğer, uygulama, bundan sonraki davaları ilgilendirseydi, Mehmet Ali Şahin haklı olacaktı. Ama DGM hâkiminin, Bilgin ve Çağlar'ın tahliye talebini red'ederken, kanunun netlik kazanmasını beklemesi dahi, bizim 313-314'üncü maddeler DGM kapsamından çıkarılınca "banka hortumcuları salıverilecekler" iddiamızın haklılığını gösteriyor. Kanun netlik kazanınca, yani Cumhurbaşkanı'nın onayından geçince -Anayasa Mahkemesi yürürlüğü durdurma kararı vermediği takdirde- kamuoyunda hortumcu diye bilinenler cezaevinden çıkacaklar. Bizim dediğimiz budur. O zaman, o yüksek ilkeleri kamuoyuna izah etmekte AK Partili dostlar zorlanabilir. Tantan kitabı
Gazeteci Ferhat Ünlü'nün Saadettin Tantan ismini taşıyan bir kitabı, Siyah-Beyaz Yayınları'ndan çıktı. Yolsuzlukla mücadelenin ana hatlarını hatırlamamıza vesile olan bu kitapta, çete kavramındaki konsept değişikliğine işaret ediliyor: ".... 1998'de, önce, genelde adam kaçırma, fidye isteme, çek-senet tahsilatı faaliyetleriyle uğraşan çeteler, 1998'den sonra bir yapı değişikliğine uğradılar. Daha doğrusu, devletin çetelerle mücadelede yeni bir anlayış belirmesinden sonra, silâh zoruyla çek-senet tahsilatı yapan yerel gruplardan çok, yurt dışı bağlantılı olarak organize bir şekilde hayali ihracat kaynaklarını kendi lehlerine kullanan veya ihale kotaran gruplar çete olarak ortaya çıktılar. Saadettin Tantan döneminde, organize suçlarla mücadelede adı öne çıkan polis şefi Emin Aslan, 25 Nisan 2001'de bir basın toplantısı düzenledi. Aslan '1,5 yıl öncesine kadar, organize suç olarak adam öldüren, vuran, kıran, kaçıran çeteleri gördüklerini, ilk önce bu mafya grupları ile uğraştıklarını' belirtti ve şu önemli noktaya parmak bastı: 'Ancak daha sonra bunların da asalak veya tetikçi düzeyinde olduklarını gördük. Mafya gruplarını, bu büyük organizasyonlar besledi. Sen şu ihaleden, şu teşvikten 7-8 trilyon kazandın, 500 milyarını bana ver. Dürüst yollardan kazanan iş adamları, mafyacılara kolay kolay para vermiyor. Mafya yolsuzluk yapanlar tarafından finanse ediliyor'" Büyük operasyonlar
Siyasetçi, bürokrat, işadamı, medya patronu gibi etkili çevrelerce organize edilen suçları deşifre etmek ve suçluları kovuşturmak kolay değildi. Bu yüzden, halkın da ilgisini çeken Kasırga, Beyaz Enerji, Balina, Buffalo gibi isimli operasyonlar düzenlendi. Tantan, Ekim 2000 tarihinde yaptığı bir açıklamada, kendisine iç tehdit sıralamasını soran gazetecilere "Ne irtica, ne Kürtçülük, ne solculuk. En büyük tehdit yolsuzluk ekonomisi" demişti. Yolsuzluklar namus ve ahlâk anlayışını, yerle bir ederek ülkenin geleceğini kemirecek düzeye ulaşmıştı. Meselâ Enerji Bakanlığı'ndan yükselen pis kokuları herkes duyuyordu da, bir türlü üzerine gidemiyordu. Sonra da "Düğmeye ben bastım" diye ortaya çıktı Cumhur Ersümer ama, ertesi gün "Mali 28 Şubat" tanımını haklı çıkarak biçimde, Hürriyet gazetesinde ismini vermeyen bir general tarafından yalanlandı. "Düğmeye Cumhur Ersümer'in bastığı iddiasını... bir kere onun kesinlikle üstünü çizin. Asla öyle bir şey yok. Ersümer'in iddiasını tekzip edin.... Yolsuzluk bir örümcek ağı gibi sarmış devleti. Üzüntü verici şey bürokratların da bu pisliğin içine girmesi. Operasyon, DGM savcısının kontrolünde yürüyor. A şahsı, B şahsı, bakan milletvekili mühim değil; Bir Türk vatandaşı suç işlemişse, gider hesabını verir. Bu operasyonun adı Beyaz Enerji. Karanlıktaki pislikler beyaz enerji ile aydınlanacak.... Devletin hayatî stratejik kararları satılıyor; çocukların geleceği satılıyor. Çark usulsüzlükle dönüyor" Bu sözlerin sahibinin General Osman Özbek olduğu daha sonra öğrenildi. Kulaktan kulağa dolaşan bir başka duyuma göre, operasyonda hedef alınanlardan biri Turgut Yılmaz'dı. Mesut Yılmaz'ın istifa edeceği tehdidini savurması üzerine, Turgut Yılmaz'a dokunulmamıştı. Tetikçi saldırısı
Eğer Tantan'ın düzenlediği büyük operasyonlar olmasaydı, DGM savcıları Nuh Mete Yüksel, Ercan Cengiz, Talat Şalk gibi isimler kararlı davranmasalardı, hortumcular bu kadar da darbe almayacaktı. Oysa onlar, gençlerin geleceğini çaldılar; ülkemizin bu ölçüde fakirleşmesine yol açtılar. Bankaların içini boşaltanlar kendilerine yatlar katlar, yurt dışında malikâneler, özel uçaklar aldılar. Midelerinden yakalandıkları için basın mesleğini de yozlaştırdılar. Diğer bir kısım siyasetçi ve bürokrat ise kendilerine menfaat sağlarken, enerjiyi birkaç kişiye peşkeş çektiler, rekabetçi piyasaya darbe vurdular, ihalelerde adam kayırıp, devletin imkânlarını aralarında paylaştılar. Ekonominin iflâs etmesinde, siyasetin ve basının çökmesinde, on milyarca dolarlık soygunların izlerini görmemek mümkün mü? Mafyayı besleyen de bu yolsuzluklar. Organize soygun çetesi, kendisini elbette mafya ile koruyacaktır. Veyahut elindeki basın silâhıyla. Dinç Bilgin'in birkaç gündür tetikçilerini üzerimize saldığı gibi... Bizim gerçekleri yazmamızı engellemeye çalışıyorlar. Dünyanın neresinde nitelikli dolandırıcılık, zimmet ve çete suçundan yargılanan, üstelik devlete 100 milyonlarca dolar borçlu biri, gazete patronu olarak kalır; reklâm gelirlerine ve satış gelirlerine el konulmaz. Gayrimenkulleri, arabaları bile satışa çıkarılmaz. DGM kanunu netleşince, hepsi salıverilecek. Dosyalar Ağır Ceza Mahkemeleri'ne gönderilecek. Ağır Ceza Mahkemeleri, işe yeni baştan başlayacak. Neredeyse karar aşamasına gelen 10'larca dosya yeniden tetkik edilecek. DGM'lerin yükü çok deniliyor. Ama yolsuzluk dosyaları, DGM'deki tüm dosyaların sadece 18'de birini oluşturuyor. Demek yük gerekçesi inandırıcı değil. Ya demokrasi gerekçesi. Halk acaba bu gerekçeye inanıyor mu? Cumhurbaşkanı eğer Anayasa Mahkemesi'ne başvurursa, gene halkın eğilimlerine ve hukuka saygılı davranan kişi olacaktır. Siyasetçilerin, siyaseti bu kadar hırpalayıp, itibarsızlaştırmaya ne hakları var?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |