|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ben bir Amerikalının "Müslümanlar şu konuda kendilerini sorgulamalılar" demelerini anlıyorum. İnançsız birisinin de benzeri bir sorgulama talebi olabilir. Ama kendini "Müslüman" olarak tanımlayan birisinin, gözünüzün taa içine bakıp sizden "İslâm ülkeleri neden geri?" sualinin cevabını istemesi, ya da terör konusunun hesabını sizden sorması anlaşılması zor bir hadisedir. Bu ikincisi, son zamanlarda hem içerde hem dışarda oynama avantajını kullanan bir kesimin genel davranışı haline geldi. Bir kimlik değeri olarak sahiplenmek gerektiğinde Müslümanlığın içinde, ama İslâm dünyasını yargılarken sanki dışarda... Bir panelde kendimden "Müslüman aydın olarak..." diye bahsettiğimde yanımda oturan bir başka panelist "Biz neyiz o zaman?" diye sormuştu. Ben "Siz de kendinizi böyle tanımlayabilirsiniz" diye cevap vermiştim. Cevap vermiştim ama belki de o haklıydı. Öyle bir ortamda bir tek kişinin Müslümanlığı bir sıfat olarak vurgulamasının kendi konumunu zorlaştırdığını düşünmüştü. Gerçekten diğerleri ne adına konuşacaklardı? Sonradan, böyle algılamalara imkân vermemeliydim diye düşündüm. Türkiye'de nüfusun yüzde 99'unun Müslüman olduğu kabul edilir. İnsanlar da kendilerini "Müslüman" olarak tanımlarlar. Türkiye de bir İslâm ülkesi olarak tanımlar kendisini, ve dünya öyle bilir Türkiye'yi. Buna rağmen, sanki zaman zaman Türkiye'de de hem içerden hem dışardan davranma eğilimi oluştuğu görülür. İslâm ülkesiyizdir ama, İslâm ülkelerini yargılama hakkı olan bir İslâm ülkesi olarak bakarız kendimize. Şöyle bir zihnî süreç işliyor bu konuda: "Müslümanız. Müslümanlığımız iyi bir şey. Ondan vazgeçemeyiz. Ama ötede başka Müslümanlar da var ve çeşitli sebeplerle onlarla bütünleşmek istemiyoruz. Onlarla yanyana, içiçe görünmek bizi utandırıyor. Üstelik onların İslâm'ı ile de bütünleşmek istemiyoruz. Çünkü onların mevcut hallerinde, "kendilerine özgü Müslümanlıkları"nın da etkisi bulunduğunu düşünüyoruz. Ama "başkaları"nın gözüyle baktığımızda onlardan tamamen kopmamız da mümkün değil. Sonuç itibariyle "başkaları", Müslümanları bir bütün olarak görüyor. Öyleyse ne yapmalı?" İşte burada bir yandan kendimize has bir Müslümanlık tanımı oluşturuyor, "ötekiler"i, birlikte görünmekten utandığımız akrabalar haline getiriyor, üstelik onların Müslümanlık anlayışlarını da reddediyor ve bizi yargılamalarından endişe ettiğimiz ve utanç duygumuzun kaynağı olan "başkaları"nın yanına geçerek, biz de onlarla birlikte yargılamaya yöneliyoruz. "Aslında siz haklısınız, bunlar utanılacak bir konumdalar" diyoruz. Zaman zaman Türkiye bu hislerle bakıyor İslâm dünyasına, zaman zaman da Türkiye'de bazı kesimler diğer Müslümanlara... Sonra sıra geliyor hesap sormaya... İslâm dünyasının hesabını verecek birileri olmalı... Kimler olabilir bunlar? İslâmî hassasiyeti daha diri olanlar olabilir meselâ. İslâm dünyasının meselelerine bir bütün olarak bakma eğilimindeki insanlar olabilir. Müslümanlığı bir coğrafyanın ortak iklimi, ortak değeri olarak görenler olabilir. Belki Türkiye'yi İslâm coğrafyası içinde daha diri sorumluluklar üstlenebilecek bir ülke olarak görenler olabilir. -Haydi hesap ver, İslâm dünyası neden geri? Parmaklar üzerinizde... Üstelik "başkaları" na ait değil, "Müslüman" parmakları bunlar... Şaşırıyor, sonra soruyorsunuz: -Hadi diyelim, Afganistan'ın, Pakistan'ın hesabını içimizden birilerinden soralım, onları yeterli cevap veremedikleri gerekçesiyle mahkûm da edelim. Peki ya Türkiye'nin hesabını kimden sormak gerekir? Hangi "Müslüman"dan? Yoksa onu da bir türlü Müslümanlıklarını dönüştüremediklerimizden mi sormalıyız? Şu konular üzerinde düşünme ihtiyacımız var diye düşünüyorum: -Sanırım "Müslüman tanımı" konusunda bir problemimiz var öncelikle. Kur'an'da "her grubun kendi din anlayışı ile iftihar ettiği"nden bahsediliyor. Ana kaynaklarla te'yid etme gereği duymadan Müslümanlık tanımı yapma eğilimi, bizde de var, başka İslâm ülkelerinde de... Tek tek her bir Müslüman'da da var. Buradan da herkesin kendi Müslümanlığının güzelliğini sorgulaması yerine, başkalarında olanı yargılaması çıkıyor. -Sanırım bir kesimimizde, İslâm'la irtibatını bir kimlik rengi olarak önemsemekle birlikte, başka önceliklerin daha öne geçme durumu da var. İslâm ihmal edilebilir bir alan olarak görülüyorsa, ortaya sağlıklı bir Müslümanlık tanımı çıkarmak yerine, bulunduğu konumun hakim rengine göre değişen, dönüşen bir İslâm tanımı çıkmış oluyor. -Ve önemli bir psikolojik zaaf, kendi kültür köklerinden utanan zihniyetin usta bir manevra ile kendisini "dışarı"ya alıp, dönüp babasını-atasını ve onların bugünkü temsilcileri olarak gördüğü insanları yargılamaya başlaması... Acaba bu kesim "dışarı"dan nasıl görünüyor? "Dışarı" onları "içselleştiriyor" mu? Bence bu da İslâm dünyasının insan problemi açısından çok önemli bir soru. Acaba İslâm dünyasının bugünkü halinde böyle "içeri"den "dışarı" gibi konuşanların etkisi ne kadardır?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |