|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İster beğenin, ister beğenmeyin; Süleyman Demirel geliyor... Daha doğrusu, getiriliyor. Muhterem, "Ülkeyi iki ayda düze çıkarırım" buyurmuş. Biz inanmıyoruz, ama, inanacak saf bir azınlık çıkacaktır her zaman. Bu köşenin önceki sahibi, "Süleyman Bey konusunda bir türlü kandıramıyorum kendimi" demişti. Neden mi? Okuyalım: Muhterem, devr-i saadetinde, sık sık "devlet" ve "ciddiyet" kavramlarına vurgu yapar; devletin ciddî bir kurum olduğunu, "özgürlük" avazeleriyle aslında ciddiyetiyle kaim bu kurumun yıpratıldığını söyler ve tuhaftır, inandırıcı da olurdu. Ne zaman ki Evren'in gadrine uğrayıp "yasaklı" konumuna düştü, zehir zemberek açıklamalarından aslan payını önce "ciddiyetiyle kaim" bu kuruma, yani devlete ayırdı. Belki inanmayacaksınız ama, Süleyman Bey özgürlük istiyordu, "demokrasi"den bahsediyordu ve daha da ileri giderek "demokratikleşme"nin önündeki en büyük engelin "devlet" olduğunu söylüyordu. Fakir, zatı devletlilerinden çok çekmiştir. Anlatayım: Güneydoğu'da "terör örgütü"nün etkisini kırmak için, Başbakanlığı devraldığı 90'lı yılların başında yardımcısı Erdal İnönü'yü de yedeğine alarak Diyarbakır'a gitmiş, orada yaptığı konuşmada "Kürt realitesini tanıyoruz" diye esip gürlemişti. Süleyman Bey'in icraatı "Kürt realitesini tanıyoruz"la sınırlı kaldı, ama bu "realite"ye kamu alanında konum biçen gazeteci ve yazarlar "usulünce" cezaevlerini boyladı. Fakir de, o sıra, Başbakan'dan aldığı cesaretle, Kürt realitesini öne çıkaran bir-iki yazı yazmış, aylarca mahkeme kapılarında sürünmekten kurtulamamıştı. İkinci büyük hatam, zatı muhteremin "anayasal vatandaşlık" önerisini ciddiye almış olmamdır. Tesadüfe bakın ki, o günlerde "rakımı en yüksek tepe"de ikamet ediyor, bir yandan da demokratikleşmenin önündeki en büyük engel saydığı devlete "babalık" yapıyordu. Eee, boş kalınca ne yapacak, elbette "Devlet bütün vatandaşlarına eşit uzaklıktadır, Türkiye'deki problemin çözümü anayasal vatandaşlıktadır" türünden laflar edecektir. Olsundu... "Anayasal vatandaşlık", Türkiye'de ilk kez, üstelik en resmî ağız tarafından dile getiriliyordu. Devletin "hakem" hüviyetinden hızla uzaklaştığı bir dönemde, bu, devrim niteleğinde bir gelişmeydi. Biz hakir kullar, "anayasal vatandaşlık" öneren zatı devletlilerine destek çıkmak suçundan Cumhuriyet savcılarına hesap verirken, hazret çoktan alan değiştirmiş, vaktiyle "gaflet" ve "hıyanet" olarak değerlendirdiği "başkanlık sistemi"ni tartışmaya açmıştı. Birçokları gibi ben de "Başkanlık Sistemi" önerisini ciddiye aldım, hatta ayıptır söylemesi muhteremin utangaç bir biçimde dile getirdiği "Ahrar Fırkası" programına sahip çıktım. Halt ettim... Demirelci suçlamaları neyse ne, "Doğru, Demirel'den de gelse 'doğru' niteliğinden bir şey kaybetmez" dediğim için küfür ve tehdit telefonlarına muhatap oldum. Spastik Aydınlık'çının diline düşmek de cabası... Süleyman Bey "yeniden" geliyor. Gelecek ve sorunları şıpın işi çözecek... Ama hiç kimse, bizim yaşayarak gördüğümüz, istikbaldeki kuşakların tahayyül etmekte zorlanacakları bu "arkaik" Türkiye'nin kimin eseri olduğunu sormayacak.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |