T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

İyi - kötü - çirkin

Önce "iyi"den başlayalım.

Elbette ki Galatasaray. Yiğidi öldür hakkını yeme. Dokuz as elemanını kaybetmiş, yönetim problemlerini, mali meselesini bir türlü çözememiş, Fatih Hoca'yı İtalya'ya kaptırmış, bütün bu sebepler yüzünden önünü göremez hale gelmiş bir takım.

Neredeyse yedeklerden, niçin alındığı sorgulanan, "üçüncü sınıf" sayılan elemanlardan kurulu bir takım.

Üstelik bir yığın sakat.

Takım kurmakta zorlanan bir antrenör [Ki zaman zaman alabildiğine küçümsenmiş, horlanmış]. Öyle bir hoca ki, Fatih Terim'den arda kalan boşluğun, kızgın lav akan çukuruna dalmakta tereddüt etmemiş; ona varis olmuş. İşte bu takım, bunca engeli aşıyor, üç cephede savaşıyor, süper ligde lider. Nerden alıyor gücünü, diye sorarsak şunları söyleyebiliriz:

Bir kere Fatih Terim'in attığı sarsılmaz temel'in köşe taşları azalsa da hâlâ takımı sırtlıyorlar. Hasan Şaş, Arif Ergün, Suat, Küçük Hasan, Capone.

Üstelik bu isimler Avrupa kupalarında oldukça tecrübeli. Lucescu bu temelin ve bir makina düzeni ile işleyen sistemin esasını bozmadı. Aksayan noktalara yeni elemanlar monte etti [Meselâ Sergen ve Emre Aşık'ı kazandı; kolay değil hani]. Her maçın ruhuna uygun kadrolar oluşturdu.

Sakin, zeki, donanımlı, bilgili bir adam.

Ayrıca yönetim konusunda geçici de denilse Mehmet Cansun'un idarî alandaki fırtınaları göğüslemesini de bu tabloya ilave etmeliyiz.

Bu tablo yokluk ve yoksulluk içinde kıvranan Türkiye'de azla yetinmenin, eldeki imkânları iyi kullanmanın; motivasyan ve güven sağlamanın örnek göstergesidir.

Türkiye'deki tüm kişi ve kuruluşlar bu çerçevede krizden çıkış için Galatasaray'ı göz önünde bulundurmalıdır. Umarız bu günkü maçı da alıp Avrupa yolculuğuna devam eder.

Kötü misal: Fenerbahçe.

Ortak kanı şu: Fenerbahçe kötü oynuyor.

Bir türlü çapına yaraşır performansı, başarıyı yakalayamıyor. Tabelaya bakarsanız galibiyet yazar. Sıralamaya bakarsınız liderin ensesinde. Mustafa Denizli'ye bakarsanız büyütülecek bir şey yok. Nasıl yok.

O kadar alkış, kadro, propaganda, medya, para, tesis desteği ile çıkılan Avrupa seferinden sıfır puan ile dönüyor. Bir rekor yani. Pes doğrusu.

Fenerbahçe bu hali ile, tıpkı geçen seneki gibi şampiyon olabilir. Ama bu şampiyonluk kendi taraftarı dahil kimseyi memnun etmeyecek. Çünkü insanlar bu takımdan iyi futbol bekliyor. Zar-zor kazanılmış galibiyetler değil.

Ayrıca artık Türk futbol seyircisi de, kendi liginde kazanılan başarılar ile tatmin olmuyor. Mutlaka Avrupa'da bir çıkış bekliyor.

Hadi bu kötü gidişi bir umut cümlesi ile bağlayalım: Seyirci yine sabırla beklesin. Fener bu yıl da şampiyon olsun. Avrupa'ya gitsin, bu ikinci seferinde birincide yaşanan fiyaskonun izlerini silebilsin.

Ne demişler: Sabırla olurmuş koruk helva.

Çirkin'e gelince.

Galatasaray-Trabzon maçında yaşananlar [Daha doğrusu bir türlü önüne geçilemeyen koro halinde yapılan küfürler]. Maçtan sonra sökülen kırılan koltuklar, stat dışında sürüp giden kavgalar. Ve tabii ki, bu manzarayı körükleyen hakem skandalları. Mutlu Çelik bu istenmeyen çirkinliklere çanak tuttu. Bugün o, yarın başka bir hakem olabilir.

Bu çirkinliğin önüne nasıl geçilebilir?

Ülkeyi kasıp kavuran kronik enflasyon kadar çözümü zor bir soru.


30 Ekim 2001
Salı
 
MUSTAFA KUTLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED