|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Büyüklerin maçıydı. Galatasaray Trabzonspor'u 3-1 yendi. Biri yenecek, ya da berabere kalacaklardı. İki takımın da bugüne dek yaptıkları işler biliniyordu. Ama bu demek değildi ki, iyi işleri daha çok olan, istikrarlı olan kazanacak. Maç 90 dakikaydı ve Galatasaray kazandı. Doğru, hakem hataları çoktu. Örneğin Mutlu Çelik, Trabzonspor'un yedek kalecisi Bülent'in küfür ettiğini 30 metre uzaktan duyup, O'nu kırmızı kartla tribünlere yollamıştı da, Gökdeniz'in kendisini biçen rakip oyuncuya avazı çıktığı kadar bağırarak, ana avrat küfür ettiğini, tam arkasından geçerken duymamıştı. Sonucu etkileyecek ters kararları, penaltı ve goller de bir hatanın ürünü olabilirdi. Trabzonlu taraftar bunlara kızmakta, sinirlenmekte yerden göğe kadar haklı da olabilir. Hiç itirazım yok. Ama sinirlenmenin çocuklarımız açısından bir sınırı olmalı. Önceki akşam izledim; Çocuklar 8-10 yaşlarındaydı. Tribünlerdeki koltukları tekmelerek kırmaya çalışıyor, sonra da sahaya fırlatıyordu. Daha çocuktular, ağabeylerinin babalarının ellerinden tutup da gelmişlerdi maça. Bu kadar öfkeli olmayı kimden öğrendiler acaba? Bu yaşta yakıp yıkmayı öğrenen bu çocuklara sorun bakalım "Büyüyünce ne olacaksınız?" diye. G.ANTEP'İ SAMET KEŞFETTİ Tevfik Lav, umutluydu, iyi başladı, yürütemedi ve gönderildi. Gaziantep yönetimi başarılı bir operasyonla takımın başına Samet Aybaba'yı getirdi. Lav'ı her maç öncesi umutla konuşturan bir kadrosu vardı. Ama olmayınca olmuyordu. Ya Lav yetersizdi, ya da aşı tutmuyordu. O'nu suçlamıyoruz. Ama Samet Aybaba'yı onurlandırmak da görevimiz. Baksanıza takımı nerede alıp, nereye getirdi. İstanbulspor galibiyeti ile 4'de 4 yapan Aybaba'nın maçtan sonra "kendimizi keşfettik" demesi bir bütünlüğün ürünü. Kendisini kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz. HER ŞEYE RAĞMEN KARTAL Denizli deplasmanında alınan 3-3'lük beraberliğin öyküsü kolay unutulmaz. İki farklı yenilgiden 87. dakikada bir farkla galibiyete ulaşacak, sonra maçı uzatma dakikalarında berabere bitireceksin. İzleyeni 94 dakika ayakta tutan bir futbol. Bu tarafı çok güzel. Ancak maça Beşiktaş gözlüğü ile bakanlar için çok dramatik. Fevzi açısından bakanlar için de öyle. En formda olduğu maçlardan sonra bile Daum'un Fevzi'nin yerine kaleci istemesi, O'nun bir deli mi, dahi mi, yoksa bir kahin mi? olduğu sorusunu da beraberinde getiriyor. Ne dersiniz... NOT: Fenerbahçe'yi genellikle hep kazandığı maçlardan sonra eleştirdim. Yine eleştirebilirdim. Ama inanın aynı şeyleri yazmaktan yoruldum. Bu yarayı Barcelona maçı öncesi kaşımak istemiyorum.
|
|
|
|
|
|
|