T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
O'na hasretle...

Yarın kutlayacağımız Velâdet-i Nebi (sallallah aleyhi ve sellem)'nin 1430'uncu yılldönümüne...

O bizim dünyamızın mihveri. Hayatımızın odağı. Dönüp dolaşıp geleceğimiz nokta. Başvuracağımız rehber. Sığınacağımız liman. Teselli bulacağımız iklim.

O Allah'ın kâinata armağanı... O, Peygamber. En doğru haberin taşıyıcısı.. En güzel hayatın model insanı. O, kişiliği ilâhi terbiyede dokunmuş önder.

Bir kitap ki, hangi hecesine sarılsanız, sizi hidayete götürecek, size bir dirilik bahşedecek.

Bir mücerred kavil değil, bir gerçeklik O. 63 yılı dolu dolu yaşamış ve 63 yılının her bir karesinde, ilâhî terbiyenin imbiğinden geçmiş güzellikler sunan bir insan...

Bir çocuk, bir öksüz, bir yetim, bir genç, bir baba, bir eş, bir işadamı, bir komutan, bir arkadaş, bir devlet başkanı, bir muzaffer, bir mağlûp, çileyi ve sevinci yaşamış bir önder...

Gülümsemesinden yürüyüşüne kadar hayatının her karesi kayda geçen ve milyarlarca çoğalan bir insan. Hep okunan, asırlarca okunan, milyarlarca okunan bir insan...

Böyle okunacağını bilen ve o sorumlulukla yaşayan bir insan.

Canlı Kur'an.

Kur'an neyse, O, kişiliğinde derlemiş tüm ilâhî modeli. Sanki Kur'an'ın inşa edeceği toplum modeli, O'nun hayatının çözülmüş, renk renk, çizgi çizgi izdüşümü olmuş...O yaşıyor her mü'minde... Hayatımızın fethi demek, O'nun renkleriyle yeniden biçimlenmek demek. Bir toplumun İslâm'a göre inşası demek, O'nun gönül dünyasının bir iksir halinde şehrin ve toplumun damarlarını dolaşması demek.

Bize canımızdan aziz olmak gerek O. Çünkü canımızın anlamı O.

Biz yoksak bugün, O'nu hayatımıza taşıyamadığımız içindir. Gözlerimiz O'nun gözüyle bakmadığı, kulaklarımız O'nun kulağı ile duymadığı, dudaklarımız O'nun fem-i saadetlerine ayarlı olmadığı, yüreklerimiz O'nun kalbinin ahengine uymadığı içindir.

İslâm toplumları bir sancı içindeyse boydan boya, O'nun kutlu elleriyle inşa olmadığı, ellerimiz O'nun eline benzemediği içindir.

Evlerimiz Hane-i Saadet'e benzemiyorsa, bir İslâm toplumunun yapı taşı olamıyordur. Mescidlerimiz Mescid-i Nebevi'den doku taşımıyorsa, sancılıdır. Müesseselerimizin tohumu Darü'l-Erkam'la birlikte atılmamışsa, üzerine Medine kurulmaz. Önderlerimiz O'nun önderlik bilgisinin imbiğinden geçmemişse, yollarda kalırız. Ve her birimiz, O'nun Peygamberlik'ten öte sade bir mü'min olarak hissettiği sorumluluğu kuşanmadığımız zaman kendimizi kaybederiz.

Bir türlü Muhammed Ümmetinin izzetini kuşanamamak, O'nun terbiye ettiği nesle yeterince benzeyemediğimizdendir.

14 asrı aşıp, O'nun kalb iklimine sokulmak gibi bir gayretimiz olduğunda, buradan oraya bir kalb yolu inşa edebildiğimizde, oradan buraya nakış nakış hayat nümuneleri sağabildiğimizde ümmet mektebine kaydolmuş olacağız. "Muhammed Kitabı"nı okuyabildiğimizde, ümmet olacağız.

Tek başına başladı O. Ama yüreği, kainatı içine alacak kadar büyük açılmıştı. "Gelin" derken, tüm kâinatı çağırıyordu âdeta. En katı kalpleri bile yokladı çözmek için...

Bir dâvânın müntesibi olmaksa O'na bakmak lâzım. O'nun, te'yid-i ilâhî ile donanmış kalbî kıvamına... O kıvamın etrafında pervane olursak, ona vurulursak, ona koşarsak, ondan beslenirsek, ondan güç alırsak... O'nun yüreği gibi bütün bir dünyaya açılan kainat çapında bir yürek arayışına girersek, bizler de bir iken bin oluruz, çağları yarar geliriz.

Cömertti o. Halimdi. Müşfikti. Merhametli idi. Celâdetli idi. Ülfet edilebilendi. Rıfk sahibi idi. Mutedildi. Öfkesini yenendi. Gülümseyendi. Sevgisi musafahasında hissedilendi. Sevendi. Mükrimdi. Müşfikti.

Bütün bunlar, bir görev insanının vasıflarıdır. Dünyanın neresinde üç beş kişi bir araya gelmişse, bu vasıfları taşıyan insanların etrafında gerçekleşmiştir.

Bugün bizi bir ümmet olarak buluşturan bağlar, O'nun şahsiyet vasıflarından üzerimize düşen kırıntılar olmalıdır. Cömertliğinden bir şey düşmüşse vericiyiz. Sevgisinden yüreğimize bir kırıntı uğramışsa, birbirimize muhabbet beslemekteyiz. Hilmimiz, şefkatimiz, itidalimiz, zoraki tebessümlerimiz.... O'ndan kalabilen güzellikler... Bizi güzel yapan şeyler onlar...

Canlı Kur'an olmak ne demek?

Rabbin sevip inşa ettiği kul olmak demek. Her hattu hareketinde, Rabbin rızasına iltica demek. Her davranışı Rabbin hoşnudluğuna sunulmak üzere seçilmiş olmak demek. İnsanlara getirdiği ölçüyü, ilk ve hep kendi hayatında yaşamak demek. Kullukta en önde olmak demek. Ve bu sebeple, Rabbin nazarını her vakit üstünde hissetmek demek. Her dem murakabe hali demek...Diri olmak demek her an.

Bu, bir cam fânus gibi içi dışı bir olmak demek.

Bir tarih kişiliği değildi O.

O, kıyamete kadar tüm çağların önderi idi. Yani bizim ve bizden sonrakilerin. İnsan, O'nun önderliğinde insanlığını idrak edecekti O'ndan sonra... Tarih, O'ndan sonra hep O'nun etrafında yazılacaktı.

O'nu unuttuğumuz oluyor mu? O'nsuz geçiyor mu günlerimiz? O ne kadar var hayatımızda? O'nu ne kadar seviyoruz? O, evimizin ne kadar konuğu oluyor? Evimizi ne kadar Darü'l-Erkam gibi hissediyoruz? Çocuklarımız O'ndan ne biliyor?

O'nu sevmek, O'nu özümsemek, O'nunla bütünleşmek, aynileşmek...Bunlar, her çağın sevdalılarının temel özelliği... Onların kervanına katılmak... İşte yüreğimizi kavurması gereken tutku bu. Bunun için dua ediyoruz Rabbimize... Rabbim bizleri aşk ehli kıl. Sana ve Habibine... Rabbim bize aşka mütehammil gönüller lutfet. Amin.

(İnsan Krizi, Ahmet Taşgetiren, Erkam Yay. İstanbul, 2001, s. 31)


2 Haziran 2001
Cumartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED