T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Birileri asgari ücretliyi gözetleyecek!

Türkiye'nin "Küreselleşme"yi okuma biçimi gerçekten enteresan... Geçen gün İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde "Küreselleşmenin Türkiye için anlamı" konulu bir konferans veren New York Times'ın dış politika yazarı Thomas Friedman, "Türkiye de küreselleşecekse bu altın deli gömleğini giymek zorunda" demiş. "Demiş" diyorum çünkü konferansı CNN'nin canlı yayınından izlemek için karşısına geçtiğimde bu söz çoktan söylenmiş olduğundan kulaklarımla duymadım; Hürriyet'ten aktarıyorum. Aslında o kadar da emin değilim; belki de bu özlü sözler benim "Küreselleşme" karşısında gözlerimin kapandığı dakikalarda söylendi... Ama Friedman'ın küreleşmeninin üç konudaki demokratikleşme ile ortaya çıkan bir sistem, bir olgu olduğunu anlattığı bölümü dinlerken gözlerim hâlâ açıktı. Yani: A- "Finans kesiminin demokratikleşmesi." B- "Teknolojinin demokratikleşmesi." C- "Bilginin demokratikleşmesi".

Türkiye'nin bu "üç demokratikleşme" (deli) gömleğini nasıl giydiğini, hepten "deli" çıkıp çıkmadığını filan şimdi uzun uzadıya inceleyecek değilim. Belki sadece küçük bir hatırlatma: Türkiye'de "Finans kesiminin demokratikleşmesi" zaten malûm... "Teknolojinin demokratikleşmesi" adı verilen yapılanmayı ise, Meclis'in doğum sancıları çekerek dünyaya getirmeye çalıştığı yeni RTÜK yasasının hiç değilse internete ilişkin faslından açıklıkla izleyebiliyoruz... Pekiyi ya "Bilginin demokratikleşmesi"? Ben bugün küreselleşmenin bu üçüncü ayağına göz atmak istiyorum:

Artık hepimizin bildiği gibi dünya televizyon kanallarında adına "Big Brother" (Büyük Birader) denilen bir gözetleme/dinleme programı ortalığı birbirine katıyor. Bu programlar için "iyi" diyenler de var, televizyon kanalları önünde protestolarını sürdürenler de... Batıda, "Büyük Birader"in gördüğü büyük ilginin "sırrı"nı kurcalayan ciddi analizler de yayımlanıyor. En azından 30-40 yıldır cinsel hayat başta olmak üzere pek çok konuda serbestçe yaşayan batı toplumları açısından bir eve kapatılmış üç beş kişinin 24 saatini izlemenin ne gibi bir çekiciliği olabilir? Neyse; bildiğiniz gibi bu programlar çok gecikmeden "Biri Bizi Gözetliyor" adıyla Türkiye'ye de geldi, bizde de izlenme rekorları kırdı. Bu programın Türkiye'de niçin bu kadar tuttuğunu anlamak da o kadar kolay değil. Tamam, Türkiye'deki gündelik hayat batıda olduğu gibi "serbest" olmadığından, programın Türk versiyonunda "çok özel" anlar ekrana gelmese bile, üç beş insanın mahremiyetine bir biçimde tanık olmak bazıları için önemli ve ilginç olabilir. Ama şunu da unutmayalım ki, Türkiye'de gündelik hayat yine batıdakinden çok farklı olarak zaten her zaman "Biri Bizi Gözetliyor" formatına uygun olarak ilerlemiyor muydu? Biz zaten toplumun şu ya da bu kesimine mensup insanlar olarak sürekli gözetlenip, sürekli dinlenmiyor muyduk? Zaten fazlasıyla "Big" olan bir "Birader"in gözetimi altında fazlasıyla bunalmışken, tutup bir de bunun oyununu oynamak ve seyretmek! Bu kadar olur yani...

Thomas Friedman, "Bilginin demokratikleşmesi"ne ilişkin olarak şöyle diyor: "Artık herkes başkasının nasıl yaşadığını biliyor." "Büyük Birader" oyununu da bu bilgilendirmeye dahil etmek gerekir mi bilemem. Ancak bu "oyun"u Türklerin çok sevdiği ve sevmekle kalmayıp oyunu alaturka bir yaratıcılıktan hareketle zenginleştirmeye başladıkları muhakkak. Hürriyet'in dünkü sayısında yer alan şu habere bir bakın: "Bu da orta direk usulü Big Brother". Yani, "Kanal D, krizden yorgun düşen Türkiye insanını yepyeni bir yarışmaya davet ediyor. '102 Milyon' adını taşıyan yarışmada iki yarışmaca, bugünkü asgari ücretle, 102 milyon lirayla geçinmeye çalışacak"mış. Yarışmanın sonunda 25 milyar ödül var; Opel Corsa marka bir otomobil de yine kazananı bekliyor. "Yarışmacılar bir ay boyunca bulundukları evlerde ve izleyiciler önünde 24 saat kamera eşliğinde yarışacak." Siz şu fikre bakın... Medyanın "Büyük Birader"inin ortaya attığı şu "ilginç" fikre bir bakın... Yüzbinlerce aile, 102 milyon liralık asgari ücretle yoksulluk içinde yaşamaya çalışması yetmiyormuş gibi, şimdi de "hayat şartları" ile milleti eğlendirecek! Hep birlikte ekranın karşısına geçip, "Bak bak! Herif elektrik parasını ödeyemediği gibi, cebinde dolmuş parası da kalmadı!" diyerek kendimizi gülmekten yerlere atacağız... Kanal D'de "Televole" programı bitince "Asgari ücret programı" başlayacak; "Laila"dan çıkanlar asgari ücretlinin ekmek parasını denkleştirirken yaptığı hesaplara göz atıp belki de alaturka liberalizmin "Yoksul olanlar bunun nedenini kendilerinde aramalıdırlar!" ilkesini hatırlayacaklar...

Madem öyle, "Türk'ün yaratıcılığı"nın bir işareti olan "102 Milyon" programının daha çok ilgi çekebilmesi için biz de bir öneride bulunalım: Bir ay boyunca ceplerine konacak 102 milyon lirayla eve kapatılacak olan yarışmacıların birisi Kanal D'nin patronu, diğeri de Kanal D'nin program müdürü (Haber Müdürü de olabilir!) olsun! Niçin karşı çıkıyorsunuz; şu kısacık dünyada milletin de eğlenmeye hakkı yok mu?


2 Haziran 2001
Cumartesi
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED