|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye'de, ekonominin nasıl hassas bir denge üzerine oturduğu, Yüksel Yalova olayı ile bir kere daha ortaya çıktı. Evvelki gün piyasalar sallandı; borsa düştü, faiz ve dolar yükseldi. Ama, Yalova'nın konuşmasından önce de, bir tedirginlik mevcuttu.
Buğday tartışması
Evvelâ buğday tartışması başladı. Bakanlar Kurulu'ndaki müzakereler, birilerinin ne kadar "milliyetçi" (!), Derviş'in ise "IMF'nin adamı" olduğunu göstermek gayesiyle, sürekli basına sızdırılıyordu. Sanki, bazı bakanlar halkın çıkarını düşünüyor, yüksek taban fiyatı veya ücret zammı talep ediyor, her defasında Derviş "IMF buna kızar" gibi bir cümleyle, vatandaşın yararına olan düzenlemeleri red'ediyordu. Oysa Derviş'in, IMF'yi öne sürerek değil, programa uymadığını belirterek direndiği kanaatini taşıyoruz. Başka ne yapabilir ki! İflas etmiş bir ekonomi, dengelerini kaybetmiş bir piyasa devralıyor. Sonra, bir takım taahhütlere girişilerek, daha önce pek çok hükûmetin yaptığı gibi, IMF ile anlaşma imzalanıyor. Orta yerde böyle bir taahhüt dururken, her bir bakan ucuz kahramanlığa soyunup, programı, bir tarafından delmeğe gayret ediyor.
Buğday tartışmasının yarattığı tedirginliğin yanı sıra, Hazine, iki hafta üst üste, vadeleri uzun tuttuğu için, borçlanamadı. Bu durum da piyasayı tereddüde sevketti. Faiz arttı; dolar yükseldi; borsa düştü. Nihayet Yüksel Yalova'nın tavrı, gelişmelere tuz biber ekti. Ecevit, "hükûmet içindeki uyumdan" söz ediyordu ki, Yalova'nın konuşmasını öğrendi. Tam bir soğuk duş!
Buğday
Buğday konusunu en iyi, Milliyet'ten Güngör Uras anlatmıştı: "Devlet baba, hububat üreticisini himaye etmek için, her yıl buğday için taban fiyat açıklar. Devlet adına Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), bu fiyattan buğdayı alır. Üretici, taban fiyatı garanti kabul eder; daha yüksek fiyatı bulduğunda tüccara satar.... Şimdilerde, devlet baba, tüm tarım ürünlerinde olduğu gibi, buğdayda da piyasadan çekilmek üzere. Çünkü TMO'nun destekleme alımları, devlet babaya yılda 500-600 milyon dolar bir finansman (zarar değil finansman) yükü getiriyor. Devlet, IMF'ye söz verdi. Destekleme alım yerine, çiftçiye doğrudan destek verecek. Çiftçiye tarlada para dağıtacak, alım taahhüdüne girmeyecek." (28 Mayıs 2001 – Milliyet)
Güngör Uras, Derviş ile Tarım Bakanı Gökalp arasında fiyat ihtilâfının sebebini de güzel izah ediyordu: "IMF'ye verilen niyet mektubunda, buğday taban fiyatının, dünyadaki buğday fiyatının % 20'sinin üzerinde olmayacağı kararlaştırılmıştı. ABD Kansas Borsası'nda ekmeklik buğdayın tonu 115 dolardır; Türkiye'ye maliyeti 135 dolardır. % 20 üzerine çıkma hakkımız olduğuna göre (1 dolar= 1 milyon 100 TL hesabıyla) taban fiyatı 178 bin lira olabilir. Derviş ise 'Çiftçiye, doğrudan gelir desteği uygulanmasına paralel olarak, destekleme fiyatlarının, % 52,5'lik enflasyon hedefini geçmemesi, programın bir gereğidir." diyor. Geçen yıl 102 bin liradan buğday alındığına göre, bu yıl 155 bin lira aşılmamalı. İşte ihtilâfın ana sebebi bu."
Sansasyon
Sonradan, hükûmet, iki farklı görüşü telif ederek orta bir yol buldu. Tartışma, IMF yandaşı – IMF karşıtı (milliyetçi) çizgisinde yapılacağına, gerçekler, Güngör Uras'ın yazdığı gibi halka anlatılsaydı, hem kamuoyu aydınlanır, hem de piyasalar "hükûmet gitti, gidiyor" endişesiyle, allak bullak olmazdı. Maalesef sansasyon peşinde koşan bir basınımız ve gazeteleri kendi çıkarları doğrultusunda besleyen politikacılarımız var. Fakat, bütün çabalara rağmen, mevcut siyasilerin itibarı artmıyor; karalamağa çalıştıkları Derviş ise, her gittiği yerde vatandaşın ilgisini çekiyor. Kimse onu "Amerikan uşağı" gibi görmüyor. Neden görmüyor, onu da izah edelim. Her şeyden önce Türkiye'yi, ağır borçlandırarak, bir ekonomik çıkmazın içine sokan, borç veren kuruluşlara ve ülkelere bizi mahkûm eden, mecbur duruma düşüren Kemal Derviş değil. Kasım 2000 ve Şubat 2001 tarihlerinde yaşanan iki ağır ekonomik krizin faturası da mevcut hükûmetin omuzlarında. Birkaç ufak adımla, % 100'e varan devalüasyonu engelleyebileceklerken, bunu yapmamaları, hem faizlerin % 7000'lere çıkmasına, hem de borsa ile TL'nin dibe vurmasına yol açmıştır. Şimdi, ülkemizin bu kadar fakirleşmesine sebebiyet verenler ucuz milliyetçilik yapıyorlar. Çok şükür ki, kimse onlara kanmıyor. Ekonomiden sorumlu bakan Recep Önal dahi, yetkileri elinden alınmasına rağmen, bakanlık koltuğunu muhafaza etti. Bunlar, siyasi sorumluluğun icabını bile yerine getirmeye hazır değil.
RTÜK
Millet artık hükûmetteki partileri sevmiyor. Aynı sevimsizlik, maalesef, Parlamento'daki muhalefet partilerine de sirayet etmiş durumda. Siyasetteki aktörlerin inandırıcılıkları dibe vurdu. Şu hale bakın! Aydın Doğan'ın girişimiyle RTÜK yasası –örtülü af yasası– gündeme geldi. 15 gündür Meclis, mecburen bu tasarıyı görüşüyor. Milletvekilleri –iktidar partilerinde olanlar da– gönülsüz. Nitekim sık sık, karar yeter sayısı veya toplantı yeter sayısı bulunamıyor; oturumlar bu yüzden erken kapanıyor. Milletvekillerinin üzerinde tahakküm kurmak üzere, Mesut Yılmaz ve Hüsamettin Özkan, özellikle, televizyonların sahiplerinin hisse oranlarını düzenleyen, onların kamu ihalelerine girmelerinin önünü açan çerçeve 13'üncü madde görüşülürken, Genel Kurul'a geldiler. 13'üncü madde, iktidarın 300'ü aşkın milletvekili bulunmasına rağmen, 114 oyla geçebildi. Karar yeter sayısına dahi ulaşılamadı. Ama maalesef, muhalefet sıraları da boştu. DYP'den 22, FP'den 44 milletvekili red verirken, DSP'den 12, MHP'den de 3 milletvekili red oyu kullandı. Milletin vekili değil de, bir medya kuruluşunun vekilharcı gibi çalışanlara, milletin onlara yüklediği mesuliyetin farkında olmayanlara, vatandaş nasıl güvensin? Niçin güvensin? IMF'ye karşı bir taahhüde girişilmiş. Çıkarılması gereken kanunlar var. Tütün Kanunu, İhale Kanunu gibi. Verilen süre geçiyor. Araya RTÜK Kanunu'nu soktular. Neden acele ediliyor?
Acelenin sebebi
Bazı patronlar, belgelerde tahrifat yaparak, yalan beyanda bulunarak, kamu ihalesine katıldılar. İhaleye fesat karıştırdılar. Bu konuda, RTÜK başkanları Kutlu Savaş ve Nuri Kayış'ın NTV ve ATV ile ilgili Maliye Bakanlığı'na ve Başbakanlığa müracaatları var. Bugüne kadar hiçbir cevap alamadılar. Benim paralel bir müracaatım, yasal mecburiyet olduğu için, Başbakanlık tarafından cevaplandırıldı; konunun SPK'da ve Maliye Bakanlığı'nda incelendiği, yasaya aykırı durum olup olmadığı konusunun araştırılması için RTÜK'ün görevlendirileceği belirtiliyor. (Bir anlamda top gene taca atılıyor. Zaman kazanılıyor.) Ama suç orta yerde duruyor. Paravan isimler RTÜK'ün dosyasında. Çıkarılmaya çalışılan RTÜK yasasının ana amacı, kanuna karşı hile yapan kimi medya patronunu –örtülü bir af ile– cezai sorumluluktan kurtarmaktır.
Savaş'ın uyarısı
Son olarak bir belgeden söz edeceğim. Kutlu Savaş imzalı, Başbakan Bülent Ecevit'e gönderilen, frekans ihalesinin gecikmesinden dolayı, devletin trilyonlarca lira zarara uğradığını belirten yazı. Kutlu Savaş özetle şöyle diyor: 1) 1997 yılında, MGK, başlanılan frekans ihalelerinin durdurulmasını talep etmiş, Üst Kurul da, ihaleleri süresiz erteleme kararı almıştır. 2) MGK ve Hükûmet tarafından ihalelerin olmasa olmaz şartı olarak belirlenen Güvenlik Belgesi konusu, yönetmelikte yer almış ve Resmi Gazete'de yayınlanmıştır. 3) Mayıs 1999'dan itibaren, frekans ihalesiyle ilgili tüm işlemler tamamlanmış, ancak güvenlik belgeleri aylar geçmesine rağmen tanzim edilmemiş ve ihaleler bu yüzden yapılamamıştır. Kutlu Savaş yazısını, "ihalelerin yapılmayışı sonucu ortaya çıkan trilyonlarca liralık kamu kayıplarının sorumlusu RTÜK olmayacaktır" diye bitiriyor. Meclis'te görüşülen RTÜK tasarısı, frekans ihalesinin en az 1-2 yıl daha ertelenmesine imkân vererek, devletin zararını arttıracaktır. TV kuruluşları devletin frekansını bedava kullanmayı sürdürecekler.
Her fırsatta, milletin değil de çıkar gruplarının ve büyük sermayenin menfaatini düşünenleri, millet neden sevsin? Siyasetin irtifa kaybetmesinin sebebi, Parlamento'nun tutum ve davranışıdır.
DİPNOT: Çölaşan, eski iddialarını tekrarlıyor. Kendisine verdiğim cevapları 30 Mart 2000, 4 Nisan 2000, 6 Nisan 2000, 23 Mayıs 2000, 19 Eylül 2000, 23 Kasım 2000, 6 Ocak 2001 tarihli makalelerinde bulabilir. Bizim daha fazla onun isminden bahsedip zaman ve yer ayırmaya vaktimiz yok. O ancak bizim yazımızda küçücük bir dipnot.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |