|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Abartılacak birşey değil bahsetmek istediğim, en basitinden hayat... Zaman gerçekten çürüten bir akışla yoluna devam ediyor. Zamanın herşeyi eriten gücü çokça ürkütücü aslında. Zamanın bu ezici gücü karşısında sıçrama noktaları yakalamak giderek zorlaşıyor. Hiçbirşeyin yerine ikame edilemeyeceği "an"lar kendiliğinden sonsuz bir karanlığa yuvarlanıp gidiyor. Büyük anlatılar, büyük olaylar ve giderek karmaşıklaşan sistem içinde kendine ait alanlarını tümüyle kaybeden insana "birey" diyoruz artık. Basit lezzetlerin küçümsendiği, sadeliğin bir ayin olmaktan çıktığı bir dünya artık bu. Kimsenin elinde bu gidişe dur diyecek sihirli formüller yok. Buna karşılık gidişe dur diyecek küçük direniş alanlarını özleyen de yok artık. İnsanın biricikliği içten fethedildi. Tam insanın lezzet alma duygusundan, neşelenen yerlerinden ve coşan taraflarından gerçekleşiyor çürümenin taarruzu. Birbirlerinden farklı olmayı ve kendilerinden kalkarak dünyayı farklı kılmayı, hayatlarının en gizli tek ilkesi haline getirmiş kadınlar bile bedenlerini saran şeyleri ne kadar farklılaştırırlarsa, kişiliklerinin derinliklerinde gizlediklerini o kadar benzeştiriyorlar. Kadınların bile direnemediği bir sıradanlaşma sirayet ediyor herkese. Eğer kadınlar bile farklılaşmayı kendilerince biçimlendiremiyorlarsa, sıradanlığa bir şekilde direnemiyorlarsa, bu, durumun görünenden çok daha vahim olduğuna işaret eder. Hayatı yaşamaya güç yetiremediği için, hayat tarafından yaşanılmaya razı olanları dünyası artık bu dünya. Hayatın kendince dayattıklarını çaresizce kabullenenlerin dünyası. Buna direnmeye mecali kalmayanlar değil yanımızda gördüğümüz insanlar, buna direnmeye niyeti bile kalmamış olanlar... İnsanların sadece güçlerini çalmıyor bu hayat. İnsanların arzularını, lezzetlerini ve kederlerini çalıyor. Tutkunun ve kederin serbest piyasa düzenine tabi kılındığı bakışlar ve gülüşlerle donanmış durumda her yer. Aranması gerekenin ne olduğu bile "unutuşun kitabı"na isim oldu sanki. Evet, hayattan bahsetmeye fırsat bile kalmadı. Bu fırsat gazete manşetlerinde başkalarının kollarına takıldı. Kötülük her yerde en konforlu yerlere kuruluyor hemen. Kötüler yok ortada, kötülüğe mekan açanlar iyiler. İyilerin kötülüğün yayılmasından başka çare kalmadığını düşündüğü bir noktada dünya. Kötülerin ise konforlarını devamlı kılmak uğruna, ulufe şeklinde iyilikler yaptığı günler bunlar. Dünyanın efendileri, dünyanın kölelerine yazdırıyor kötülüğün kitabını. Kötüler ise iyilik yapmanın erdemi üzerine şiirler okumayı seviyor artık. En sade lezzetlerin hor görüldüğü, ama en acımasız düzenlerin şirinlik abidesi sayıldığı bir dindarlık, tek bir insanın hayatının biricikliğinin hiç önemsenmediği ama bütün insanların sistem adına sevilmesi gerektiğini bağıran bir hümanizma ve küçük hikayeleri, ancak bir büyük hikayenin dipnotu olarak önemli gören, onun dışında körleşen bilumum izmler. Bu dünyanın direği bu. Oysa hayattan hayata kaçmanın zamanı artık. Hayattan kaçıp, hayata koşmanın zamanı yani. Tutkulara ve hüzünlere can havliyle sarılmanın zamanı. İyiliği ve kötülüğü aslına rücu ettirmenin zamanı. Kadınlığının hakkını veren kadınlara saygı duymanın zamanı. Sahteliklere direnen kadınları sonsuz bir tutkuyla sevmenin zamanı. Hayattan alınan cesaretle, hayatın ürettiği korkuların üzerine gitmenin zamanı. Güzelliği ve gücü birleştirmenin zamanı. İpeksi bir isyanın zamanı. Kelimelerin anlatamayacağı kadar güzel ve müthiş zarif olana, bütün dünyaya meydan okuyan bir tutkuyla değer vermenin zamanı. Kendi lezzetlerimize, kendi tutkularımıza ve kendi kederlerimize koşmanın mevsimi bu mevsim. Dünyayı mevsimsizleştiren iyiliğin en az kötülük kadar dışlanması gerektiğini anlamanın anı. Hayattan türeyen korkuları, hayattan alınan cesaretle kovmanın ve ipeksi bir isyanın zamanı...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |