T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Cinlerin Esrarı"

Geçen günkü yazımda şöyle bir değinmiştim; Çandar, peşpeşe "Cinlerin cirit attığı" dünyaya ilişkin yazılar kaleme alırken, sütununun yanında yayımlanan bu dizi de nereden çıkmıştı böyle? "Herhalde", demiştim kendi kendime, "milletin uzaylılar ya da UFO'ları konuştuğu şu günlerde gazetemiz de meselenin bir diğer yönünü gündeme getiren kısa bir hatırlatma yapacak!"

Ne gezer! Bir değil üç değil, bugün tam 8'inci fasla geldik... 6 Haziran günü başlayan "Cinlerin Esrarı" adlı dizi tam gaz devam ediyor. Hatırlarsınız, yazı dizisi internette dolaşan bir "cin fotoğrafı" ile açılmıştı. Birleşik Arap Emirlikleri'nde tatil yapan bir grup Suriyeli genç bir mağaraya girdiklerinde ürkütücü bir sesle karşılaşmışlar; mağaranın kapısında kendilerini "Mağaraya girmeyin, burada cin yaşıyor!" diye uyaran yaşlı adamın sözünü dinlemeyip içeri girmişler; ve sonunda aralarından birisi elindeki fotoğraf makinasının flaşına basar basmaz "cin çarpması"na uğrayarak oracıkta düşüp ölüvermişti... Önümüzde duran fotoğraf neyin nesidir bilemem. Diziyi kaleme alan arkadaşımız ne olduğu anlaşılamayan bu yaratığın fotoğrafı altına şu açıklamayı düşmüş: "Bu fotoğrafı çeken göremedi; çünkü, flaşın patlaması ile ölmesi bir oldu. İddiaya göre bu fotoğraf, cinlerin resimlenebileceğini kanıtladı." Evet doğru söylemiş; "iddiaya göre"...

Yazdıklarından dolayı kimseyi incitmek istemem; ama diziyi kaleme alan Abdullah Muradoğlu'nun o günden bugüne geçen 7 gün içinde öyle ifadeleri var ki, "iddiaya göre" koşulunu çoğu zaman gözardı ediyor. Muradoğlu, bir yandan "cinlerin esrarı" hakkında değişik toplumlarda karşılaşılan inanışları aktarıyor, öte yandan ise okurları bu konuda ikna etmeye... Yazarın bu ikinci gayretini farklı dinlerin "cinler" hakkındaki kabulleriyle geliştirmeye çalıştığını da görüyoruz. Bu bahislere atılan başlıklar her gün karşılaştığımız olayları aktarırken kullandığımız haber başlıkları gibi seçilmiş: "Hz. İsa bir kadndan yedi cin çıkardı"; "Nusaybin cinleri heyet gönderdi"; "Kur'an'ı dinleyen cinler hidayete erdi", vs. Yani sanki hepsi birer gazete haberi...

Dizinin 6'ncı faslının manşeti daha bir tuhaftı: "Gizli servisler cinle uğraşıyor". Yani "İnsanlar kadar devletler de 'görünmeyen varlıklara' ilgi duyuyorlar. CIA ve KGB gibi büyük gizli servisler bile medyumlardan medet umdukları gibi pekçok konuda onların yardımına başvuruluyor." Nitekim, ülkemizin ünlü medyumlarından birisi ile yapılan bir röportaj da diziye dahildi. Şunu da unutmayalım: Dizinin her bölümünün, elde fazla fotoğraf olmadığı için birtakım fantastik resimlerle de süslenmesi de ihmal edilmemiş.

"Cinler" hakkında kimin ne düşündüğünü sorgulayacak değilim. Her konuda olduğu gibi bu konuda da insanlar tabii ki bir dindar ya da bir hayalgücü sahibi olarak istediklerini düşünebilir ve istediklerine inanabilirler. Nitekim diziye yerleştirilen çerçeve yazılarda Fethullah Gülen'in ve Prof. Hayrettin Karaman'ın bu konuda ne düşündüklerini de öğrenmiş olduk. Ben kendi adıma, "Cinlerin insanlığın hizmetinde kullanılabileceğini" düşündüğü söylenen Fethullah Gülen'in düşüncelerinden çok Prof. Karaman'ın şu yorumunu daha beğendim: "Ben 10 yıldır meydan okuyorum cinlere, gelsinler de beni hasta etsinler diye, gelemediler. Şimdi de meydan okuyorum. Bunu Kur'an'a dayanarak yapıyorum. Kur'an'da, benim has kullarımın üzerinde onların hiçbir sultası, egemenliği, etkisi olamaz, deniliyor."

Benim diziye itirazım tabii ki işin "inanç" faslıyla ilgili değil. Ben bu diziyi bir "günlük siyasi gazete"ye uygun bulmuyorum. Siyaset, ekonomi ve medya dünyasındaki "cinlikler"in peşine düşmüş bir gazetede bu tür dizilerin ne gereği var? Fevkalade belirsiz ifadelerle ve fotoğraflarla oluşmuş bu dizinin gazeteye ne gibi bir faydası olabilir? Bütün dünyada olduğu gibi bu tür diziler birtakım özel dergi ve kitaplarda tabii ki kendisine yer bulabilir; ama bir günlük gazetede?

Bu tür yayınların önemli gördüğüm iki sakıncası daha var:

Bunlardan birincisi, Yeni Şafak'ı sırasında çocukların da ellerine aldıklarını unutmamak... Yeni Şafak okuru olan çocuklar ana ve babalarının güvendiği bir gazetede yayımlanan "cin fotoğrafı"nı gördüklerinde neler hissederler?

Ayrıca, basın dünyasında "İslamcı basın" olarak adlandırılan ve sürekli "Ortaçağ karanlığı" içinde olmakla suçlanan gazeteler dizi seçerken bu iddiaları da göz önüne almak zorunda değil midir?

Sonuç olarak, Yeni Şafak'ın sadece çevremizdeki "cinler"le ve "cinlikler"le ilgilenmesinin çok daha yararlı olacağını düşünüyorum!


13 Haziran 2001
Çarşamba
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED