|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hazine, nasıl olacağı merakla beklenen borç takasının ayrıntılarını açıkladı. Elbette bu ayrıntıları, "herkes" aynı merakla beklemiyordu. Daha doğrusu, "küçük bir kısım" büyük bir merakla beklerken "geniş bir kısım"ın ise, konuyla uzaktan yakından ilgisi bulunmuyor. Borç takası denilen şey parası olanları ve bu parayla devlet kaynaklarından rant kemirenleri ilgilendiriyor. Konunun özeti şu: Ellerinde takasa konu Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) bulunan yatırımcılar, getirecekleri senetler karşılığında 2 grupta yeni 3 farklı tip senet alacaklar. Bu senetler döviz cinsinden tanzim edilecek. Takasta kullanılacak dolar kuru da, 1 milyon 160 bin lira olarak belirlenmiş bulunuyor. Her iki gruptaki yatırımcılara, çeşitli oranlarda "ABD Doları'na endeksli" 3 yıldan 5 yıla kadar yıllık Libor+ 2.85 faizli 6 ayda bir ödemeli senetler verilecek.
Arjantin'den Türkiye'ye borç takası
Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti TL cinsinden iç borçlarını dolar cinsine çevirerek iç-dış aynı parayla borçlanma düzenine geçiyor. Yani para basarak iç borç ödeme yerine dolar bularak borç kapatma yolunu seçmiş bulunuyor. Bu yöntemle enflasyonun azmayacağı tahmin ediliyor. Hazine, iç borçlanmadaki bu para birimi değişikliği ile biraz soluklanma imkanı da buluyor. Takas çalışmalarının Salomon Smith Barney ve Morgan Stanley firmalarının danışmanlığında yapıldığını da bir not olarak düşelim. Çalışmaları IMF'nin Hazine Müsteşarlığı binasındaki geniş ve zengin teçhizatlı "denetleme" amaçlı bürosunda yapmış olmalılar. Zaten, borç takası ne Kemal Derviş'in he de Hazine bürokrasisisin icat ettiği bir enstrüman. Bizim gibi borç batağına girmiş bütün ülkelere aynı yöntem dayatılıyor ve uygulattırılıyor. Borç takası son olarak Arjantin'de, bu ülkenin Kemal Derviş'i olan ve yine Dünya Bakası-IMF ortaklığı ile görevlendirilen Cavallo tarafından yapılmıştı. Türkiye'ye "süper bakan" olarak ayak bastığı günden itibaren düzenli olarak "Arjantin, Brezilya ve İsrail"i örnek gösteren, her defasında bu ülkelerdeki enflasyonla mücadele modeline atıfta bulunan Derviş'in aynı yolu izlemesinin şaşılacak bir tarafı yok. Dünya Bankası bürokrasisi, bu ülkeleri Türkiye ile beraber aynı kategoride tuttuğu için sonuç kaçınılmaz olarak böyle olacaktı. Bu ülkelerin ortak özelliği, istikrarsız ve her an destabilize edilebilecek bir ekonomik yapı ile eksik demokrasidir. Tıpkı, Türkiye gibi... Kemal Derviş'in gelişiyle birlikte küresel değerlerin transfer olduğu zannedilen Türkiye'de; ekonomi, uluslararası sisteme karşılıksız açılırken, demokrasi de üst kurullar, RTÜK Yasası ve hatta parti kapatma davaları ile eksiltilmeye devam ediyor. Bu yapıdan ekonomik istikrar bekleyenler hele hele siyasetçilerin elinden iki banka alındı diye şeffaflık, küreselleşme umanların rüyadan bir an önce uyanmalarında fayda vardır. Aksi takdirde, Derviş gibi şaşırmaya hazır olsunlar...
İsrailli bankacıyı şoke eden soru
Derviş, 5 Haziran günü Türkiye'ye gelen İsrail'in eski Merkez Bankası Başkanı Jacop Frenkel'i Çırağan Sarayı'nda tamı tamına 8,5 saat süreyle dinledikten sonra çıkışta şunları söylemişti: "İsrail'in enflasyonla mücadele deneyimini dinledik, çok yararlandık. Önümüzdeki günlerde aynı şeyi, Brezilya için de yapmak istiyoruz." (Model ülkelere dikkat!) Derviş'in çok yararlandığını söylediği o toplantıda Frenkel, İsrail'in enflasyonla mücadelesini ve kaynak sorununu nasıl hallettiklerini allandıra ballandıra anlatırken Türk heyetindeki bir bankacı müthiş bir saptama yapıyor. "Sayın başkan! 'Kaynak sorununu hallettik, kaynak akışını sağladık' dediğiniz şey nihayet; başta diasporadaki İsrailliler'e kaynağı ve miktarı sorulmaksızın döviz hesabı açtırma imkanı tanımak ve bu hesaplara dünyadan çeşitli yerlerinden hibeler akmasını sağlamak değil mi? Bu durumda İsrail modeli Türkiye'ye nasıl örnek olacak?" Frenkel "kem-küm" edince devreye giriliyor ve "bu soruyu geçelim" deniyor. Derviş'in model aldığı İsrail mucizesi kağıt üzerinde gerçekten mükemmeldi ama paralar böyle bedava gelmek kaydıyla. Tıpkı fıkradaki gibi.... Ünlü bir zengine nasıl bugünlere geldiği sorulmuş, Adam, "Dişimden tırnağımdan artırdım, yemedim içmedim, sabah akşam çalıştım..." diye anlatmaya başlamış. Herkes, çalışa çalışa servet yaptığını zannederken adam, "Sonra bir gün, toprağı bol olsun trilyoner amcam öldü ve bütün mirası bana kaldı. Ben de köşeyi döndüm" demiş. Zengin olmanın, para bulmanın birden fazla yolu var ama açıkçası ben, Derviş'in amcasından pek umutlu değilim!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |