|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Anlık bir esinti gibi gelir, mutluluk dediğin; belki bir ıhlamur kokusuyla, sizi çocukluğunuza götürür... Ya da kıyıda bekleyen bir sandalın, acemice yazılmış ismini görünce, yıllar önce çıktığınız tatilden güzel hatıralar canlanır gözünüzde. Cami avlusunda ikindi öncesi bekleşen ihtiyarcıkların, aheste tavırları ile, aşinası olduğunuz fakat köklü ünsiyete rağmen, sık sık özlediğiniz bir yerlere dalar gidersiniz belki. Bir sofra etrafında toplandığınız bayram sabahlarını andıran o muhabbet dolu aile ortamını, ihtimal ki bir tabak taze fasulyenin ilk lokmasında hisseder, sonra nedense kaybediverirsiniz o fotoğrafı. Bir nefesin alışında gelen o incecik, o ipeksi duyguyu, nefesinizi verirken uzaklaşmış bulursunuz kendinizden. Şimdi her biri bir yerlere dağılmış arkadaşlarınızdan, senelerden beri haber bile alamadığınızı farketmeniz uzun sürmez. Sigara dumanını içinize çekmeden, doğrudan burnunuzdan çıkarmayı denediğinizde, genzinizde kalan garip kokusuyla, bir arkadaşınızın sünnet merasimini yadedebilirsiniz, fakat yine o da bir lahzadan ileri geçemez. Okulda yediğiniz ilk tokadı hatırlamak için, ille de yeni bir tokat yemeniz gerekmez; bir ihtimal, sokakta ya da okul bahçesinde bağrışarak koşuşan çocukları gördüğünüzde o tokadı hatırlayabilirsiniz... Her ne kadar sebebini hatırlamakta zorlansanız da, acısı yanağınızda kalmış olabilir. Yazın aşırı sıcağında ufukta görünen yalazının, uç noktalardaki manzarayı titretmesine bakıp, orak ve tırpanla ekin biçilen zamanları, kavurucu harman günlerini ve içilen tuzlu ayranları özleyebilirsiniz. Radyodan duyduğunuz bir şarkının nağmeleriyle, 'Hava Durumu' sinyaliyle, yahut 'Oşinografi" kelimesiyle, yine eskilere uzanabilir; gördüğünüz ilk yangını, aldığınız 'Pekiyi'lerle dolu karnenizi, ilk aşkınızı, hani o kimseye açamadığınız sevdalarınızı hatırlayabilirsiniz. Ama bir klakson sesiyle hepsi dağılabilir bir anda. Yıllar öncesinin acı, tatlı, mayhoş, buruk veya kekremsi tadlar taşıyan olaylarını, sadece bir anlık hatırlayışlarla mutlu olabileceğinizi varsaymak mümkün. Ya hüzün? Onun da anlık esintilerle geldiğini söyleyebilir misiniz bana? Ve çabucak gittiğini? İsterseniz söyleyin. İnanmam ki!..
Mahalli mi?
Kırşehirli mahalli sanatçı Neşet Ertaş'tan alınan "......" türküsüyle devam ediyoruz diyor sunucu. İşte buna TRT ağzı derler. Kırk yıl önce belki o tanımlama uyardı Neşet Usta'ya. Bugünse epeyce dar gelir. Hem öyle dar gelir ki kırk yaşındaki bir adama "zıbın" giydirmek derecesinde. İlini, obasını, yöresini, ülkesini çoktan aşmış ve dünyanın dört bir tarafında sevilen bir sanatçı olmuş durumda artık. TRT anlayışı, "Onu biz ünlendirdik, Neşet Ertaş'ı Neşet Ertaş yapan biziz" diye düşünüyor olabilir. Doğru olduğunu düşünelim bir an için ve hemen vazgeçelim bu saçma düşünceden. Çünkü tam tersi bir durum söz konusu. Yani TRT'yi TRT yapan Neşet Ertaşlar, Özay Gönlümler, Erkan Yolaçlar, Cenk Koraylar ve diğer emektarlardır.
ARİF OLAN ANLAR. OZAN OLAN SÖYLER. OZAN ARİF OLANSA HEM SÖYLER, HEM ANLAR.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |