|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ahmet Altan tarihçi değil, romancılığı ağır basan bir yazar. Son günlerde adının gündeme gelmesi, tarihle kesişen bir konuyu işlediği son romanı 'İsyan günlerinde aşk' yüzünden oldu (Can Yayınları). Doğan Hızlan'ın kendisiyle röportajı, pazar günü, "Böyle olmadığını söyleyen tarihçi varsa çıksın" çarpıcı başlığıyla yayımlandı. (Hürriyet, 10 Haziran 2001). "Böyle" dediği, romanda bir alt-motif olarak işlenen tarih tezi: "31 Mart vak'ası mürteci takımın silâhlanarak sokağa dökülmesi değildir; 31 Mart dinî motiflerle olsa bile özünde bir askerî ayaklanmadır. Askerler iç düşmanın varlığını meşruiyet gerekçesi yaparak ayaklanmışlardır. 31 Mart orduyu siyasetin içinde tutacak bir neden olarak günümüze kadar yaşadı. Tıpkı, mürteci ayaklanması olacak diye yapılan ve askerin iktidardaki gücünü pekiştiren 28 Şubat müdahalesi gibi. Bence Türkiye'de hiçbir zaman bir mürteci ayaklanması ihtimali yoktu." Ahmet Altan'ın romanında işlediği tez bu. 31 Mart ayaklanması ile 28 Şubat müdahalesini aynı çizgide birleştiren tarihî yorumuna tarihçilerin ne diyeceğini merak ediyor Ahmet Altan... Bence boşuna meraklanıyor. Geçmişte mahiyet itibariyle benzer bir tarih tezi düzeltmesine, ben de, "Bakalım şimdi ne diyecekler?" merakıyla kenarından katılmış ve hayatımın en büyük şaşkınlıklarından birini yaşamıştım. 1991 yılının 19 Mayıs günü, Zaman gazetesi, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Samsun'a, Padişah'ı ve İngiliz işgal yönetimini atlatarak ve gizlice değil, Sultan Vahdettin'den mâlî destek ve İngilizler'den vize alarak gittiğini belgelerle açıklayıverdi. Cumhuriyet tarihi kitaplarında yer alan bilgilerin tam tersiydi belgelerle açıklanan... Şaşırtıcı çıkış, ertesi gün, Uğur Mumcu'dan geldi. Gazetenin belgeli haberini, iddialar bir çok yabancı kaynakta yer aldığı için, 'câhilce' bulmaktaydı Mumcu. Sir Andrew Ryan'ın 'The Last of Dragomans' (1951), Yüzbaşı J. G. Bennett'in 'Witness: The story of a search' (1962) kitaplarında konu ilk elden anlatılmaktaymış. Konuya belgeli haberdeki biçimiyle yer veren Prof. Gothard Jaeschke'nin 'Kurtuluş Savaşı ile ilgili İngiliz belgeleri' kitabının Türkçesi de çıkmış (1971). Bu bibliyografik bilgileri sunan Uğur Mumcu, "Padişah'ın izni ile İstanbul'dan ayrılan Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, işgal altındaki İstanbul'dan çıkış vizesinin İngiliz imzası taşıması neyi kanıtlar?" diye soruyor ve cevabı da kendisi veriyordu: "Hiçbir şeyi". Artık rahmetli Mumcu gibi cesur kalemler olmadığı için, Ahmet Altan'ın "31 Mart bir gerici kalkışması değil, etkilerini bugüne kadar sürdüren askerî bir ayaklanmadır" tezine karşı, "Ne var bunda? Hem öyle olsa ne yazar? Bakın, Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan (1960) 'İkinci Meşrutiyet'in ilanı ve Otuzbir Mart Hadisesi' adlı anılarında, Abdülhamid'in mabeyn başkatibi Ali Cevat Bey'in de, olayları Ahmet Altan'ın tezinde olduğu gibi anlattığını Taha Akyol yazdı (Milliyet, 10 Haziran 2001) zaten" diyen çıkmıyor... Yıllar önce, dönemi mercek altına alan sosyalist yazar Abidin Nesimi'nin 'Yaşadıkça' adlı eserinden aktararak, ayaklananların "Şeriat isteriz" diye bağırmalarının, olayı 'Şeriatçı bir ayaklanma' haline getirmediği, o sözlerle kast edilenin, ülkede hukukun hâkim olması olduğunu yazmıştım. Şeriat'ın varolduğu bir ülkede "Şeriat isteriz" diye bağırmak gariptir zaten. Aranırsa, 'İsyan günlerinde aşk' romanında işlenen tarih tezini doğrulayacak yerli-yabancı pek çok kaynak bulunabilir... Zaten, gerçekler anlaşılınca, "Hayır efendim, yazdığınız doğru değil" diye efelenecek yerde, "Bunu herkes biliyor, kitaplarda yazılı" kolaycılığına sapılmasının sebebi de bu...Ahmet Altan merak etmesin, tezine tepki, geçmişte 19 Mayıs gerçeği ortaya çıktığında yaşanana benzeyecektir... Oysa, o yayına kadar, 19 Mayıs, bir 'efsane' biçiminde yansıtılıyordu. Necip Fazıl, son eserlerinden olan 'Vahdettin: Vatan hâini değil, büyük vatan dostu' kitabında, "Mustafa Kemal'i Anadolu'ya Padişah gönderdi" diye yazdığı için hapse mahkum edilmiş, cezası Yargıtay tarafından da onaylanmıştı; vefat etmeseydi ileri yaşında hapse girecekti. Bir lise müdürü aynı sebepten mahkemeye verilmiş, bir ajansın, "Vahdettin olmasaydı Atatürk Kurtuluş Savaşı'nı başlatamazdı" dediğini ileri sürdüğü bir üniversite öğretim üyesi de soruşturma geçirmişti... Sözün kısası şu: "Bunu herkes biliyor" denilmesine aldanmayın, 1991'e kadar, aksine açıklamalar, kendini mahkeme önünde bulmak için yeterliydi ülkemizde. Ahmet Altan'ın 31 Mart tezinin de aynı türden bir etkisi olursa şaşmayacağım. Neşe Düzel'in bu hafta görüştüğü ODTÜ tarih bölümünden Doç. Aykut Tansu, Ahmet Altan'ın tarih tezini doğrulayan şeyler söyledi bile (Radikal, 10 Haziran 2001). Tarih kitaplarında yok yok esasında. Sözgelimi, Sabancı Üniversitesi'nden Prof. Halil Berktay'ın, 1915 Ermeni olaylarında, 'devlet içinde devlet' haline gelmiş, gizlilik yeminli Teşkilât-ı Mahsusa üyesi bir grup İttihatçı'nın rol oynadığı tezi... Bu tez, o subayların isimlendirilmiş biçimiyle, Hollanda Leiden Üniversitesi'nden, resmi çevrelerin takdirine muhatap Eric Von Zürcher'in, dilimize de çevrilmiş, 'Turkey: A modern history' eserinde aynen yer alıyor (s. 121)... Gerçek tarihi gerçekten kimden öğreneceğiz?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |