|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye Yazarlar Birliği olarak düzenlediğimiz Suriye gezisine ilişkin gözlemlerimi paylaşmayı sürdürüyorum. Suriye'de (ve Arap dünyasında) gözlemlediğim entelektüel ve kültürel canlılık, dinamizm, düzeylilik ve "dürüstlük" beni hem heyecanlandırdı; hem de İslam dünyasının ve dünyanın geleceğinde Müslümanlığın teorik ve pratik imkanlarının, dinamiklerinin ne denli özgürleştirici, ufuk ve zihin açıcı esaslı roller oynayabileceği, katkılar yapabileceği konusunda umutlandırdı. Örneğin, Endülüs ateşinin yeniden yakılması konusunda esaslı ve çok yönlü bir çaba içine girilmiş. (Üstelik bu iş bir Arap asabiyetiyle de sürdürülmüyor: Örneğin İslam düşünce, kültür ve medeniyet tarihinde bambaşka bir damarın kurucusu ve temsilcisi olan Gazali de yeniden icat edilmeye çalışılıyor: Bir yayınevi Gazali düşüncesine ilişkin sekiz ciltlik dev bir çalışma hazırlamış!) Gerek üniversitelerde, gerekse dergilerde genelde İslam düşüncesinin, özelde ise Endülüs'ün entelektüel, sanatsal ve kültürel birikiminin yeniden anlamlandırılması ve icat edilmesi konusunda heyecan verici bir hareketlilik, kıpırdanma ve atılım gözlemledim. Ahmet Kot ve Ahmet Köseoğlu aracılığıyla tanıştığımız Suriye'nin en imaginatif "ressam"larından Celal Şeyho ve arkadaşları, biz Suriye'ye ayak basmadan iki gün önce sona eren bir etkinlikten sözettiler: Suriye'deki İspanyol Kültür Merkezi, bir hafta süren kapsamlı bir etkinlik düzenlemiş. Etkinlikte bir İslam düşüncesi sempozyumu, Endülüs müziği dinletileri, İslam sanatları sergileri ve çeşitli atölye çalışmaları gerçekleştirilmiş. Müthiş heyecan verici bir şey! Birkaç gün farkıyla katılamadığım için ne kadar üzüldüğümü siz tahmin edin artık. Ve dergiler... 40 küsur çeşit, toplam 200 civarında dergi topladım. Önce dergileri keşfetmem gerektiğini düşündüğüm için fazla kitap toplayamadım; çünkü vaktimiz sınırlıydı. (Müthiş dost ve "cins" aydın M. Akif Ak Ağabey'le kitaplar için ayrı bir Ortadoğu seferi düzenlemeye karar verdik. Bu kez Beyrut'a ve mümkün olursa kutlu şehir Kudüs ve Kahire'ye kadar uzanacağız.) Dergiler faslında ilk gözlemim şu oldu: Bugüne kadar Türkiye'den Arap dünyasına çok sayıda "dinci" yayıncı ve aydın gitmişti. Ama bu kişiler, Türkiye'de ne olup bittiğini kavrayabilecek entelektüel melekelerden ve de heyecandan yoksun oldukları için bu kişilerin Türkiye'ye aktardıkları veya tanıttıkları yazarlar hep belli çizgideki yazarlar olmuştu. Miyoplukları burada da "özlerini" bağlamıştı. Oysa Arap dünyasındaki entelektüel hayat, Türkiye'dekinden çok daha canlı, sürekli ve dinamik bir görünüm arzediyordu. Hiç olmazsa orada "kabile mantığı"nı terketmek gerekiyordu. Çünkü Arap dünyasında kendilerini sosyalist, liberal veya batcı olarak tanımlayan yazarların, düşünürlerin İslam'la ilişkilerinde Türkiye'de olduğu gibi "kendinden nefret" veya "intihar mantığı" hakim değildi: Arap aydınların hemen tümü, hem İslam düşüncesini, hem de Batı düşüncesini aynı anda ciddiye alıyor; yepyeni, çağdaş bir İslami dil, söylem, konuşma biçimi geliştirme kaygısı güdüyor ve yüzyıllardan bu yana süregelen "sohbet"i canlı tutmaya çalışıyorlardı. Örneğin "nahda" (yenilenme) veya "türas" (kültürel miras) olarak adlandırılan entelektüel hareket, Mısır'dan Fas'a, Cezayir'den Suriye'ye kadar Arap dünyasındaki sol ve liberal aydınların başlattığı bir hareketti. Bu hareket, İslam düşüncesi ile çağdaş Batı düşüncesi arasında bir "diyalojik konuşma" başlatmayı, İslam düşüncesini yeniden icat ederek çağdaşlaştırmayı amaçlıyordu. (Benzer gözlemleri, 1960'larda Suriye'den Fas'a kadar Arap dünyasını karış karış dolaşan Niyazi Berkes'in de yaptığını ve benzer bir şok yaşadığını burada anımsatmakla yetineyim). Bugün gelinen nokta oldukça heyecan verici bir nokta: Bir yandan İslam'la daha doğrudan ve daha sahici ilişkiler kurmanın kapıları aralanmaya çalışılıyor; öte yandan da Batı düşüncesine "alternatif" yeni bir "Arap-İslam aklı" veya "söylemi" kurma konusunda yoğun bir tartışma yaşanıyor ve birikim oluşturuluyor. Bu hareketin "El-Tarik", "E'n-Nehc" gibi dergileri var ve bu dergiler yaklaşık yarım asırdır yayınını sürdürüyor. Sosyalist En-Nehc dergisi kapsamlı özel bir sayı hazırlamış. Başlık aynen şöyle: "İbrahim Peygamber Çağımıza Ne Söyler?" Buyurun burdan yakın! Yine sosyalist aydınların yayımladıkları El-Tarik dergisi "Çağdaşımız İbni Rüşd" başlıklı bir dosya hazırlamış! Hayır ordan yakmayın, burdan yakın! Liberal aydınların asırlık dergisi El-Hilal, "İslam Medeniyeti Nasıl Bir Meydan Okuma Geliştirebilir?" başlıklı bir dosya yayımlamış. İslami duyarlıklı aydınların çıkardığı üç aylık 300 küsur sayfalık El-İctihad dergisi de İslam düşüncesinin yeniden inşası konusunda onlarca özel sayı hazırlamış! Artık nereden yakmanız gerektiğine siz karar verin! Cins adam Paul Virilio, "coğrafyanın sonu"ndan sözeder. Modernliğin en banal ve yıkıcı sonuçlarından biri Müslüman toplumların arasına da yapay sınırlar çekmesi oldu. Bu sınırların bugün ne denli yapay ve zoraki olarak çiziktiriverildiği daha iyi anlaşılıyor. Zaten bu sınırlar kısmen delinmiş Arap dünyasında: Fas'ta başlayan bir entelektüel hareket veya yayımlanan bir dergi aynı anda Mısır'da da, Suriye'de de, Lübnan'da da yankısını ve karşılığını buluyor. Küreselleşmenin ikinci raundu, müslüman toplumlar arasındaki zihinsel, kültürel, siyasal ve ekonomik sınırların kalkmasıyla ve müslüman toplumlardaki aydınların yepyeni bir silkinme, diriliş ve konuşma'yı ortaklaşa gerçekleştirmeye soyunmalarıyla sonuçlanacak. Bu süreçte, kendilerini konjonktürlerin ayartıcı cazibesine kaptıran ve bulundukları yeri daha bir muhkemleştirmek, yaşanılır ve solunabilir kılmak yerine, terketmeyi marifet sanan oportünistler birer birer dökülecekler! Allah onlara acısın!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |