T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Olmayacak duaya amin...

Fazilet Partisi davasında sona yaklaşılırken, siyasette "kartların karışacağı" anlaşılıyor. Kimisi, "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" adlı IMF damgalı "belge"nin "dokunulmazlığı"na bel bağlayarak; hükümete 2003 yılındaki seçimlere kadar "bir şey olmayacağı" hesabındalar. Oysa, "işaretler" böyle göstermiyor.

"Son işaret", Fazilet Partisi'nin içinden geldi. 40 dolayında milletvekili Recai Kutan'a, istifa mektuplarını, Fazilet Partisi'nin kapatılması halinde yürürlüğe konulması için sundular. "Gelenekçi kanat" milletvekillerinin bu hamlesiyle, karar aşamasında olan Anayasa Mahkemesi'nin bir muhtemel "kapatma kararı"nın caydırılmak istendiği besbelli.

Bu, işin bir yanı. Diğer yanı, Anayasa Mahkemesi, "caysın ya da caymasın", vereceği karar, siyasi gelişmelere yol açacak. 28 Şubat mantığı ile hukukun siyasallaşmasının olumsuz sonuçlarından biri, kendiliğinden, böylece ortaya çıkıyor. Hukuktan sapan ve parti kapatmayı olağanlaştırmaya kalkarak "demokrasi doğrultusu"ndan da sapma gösteren ülkelerde, her hukuki karar, ister istemez, "siyasi karar" haline gelir.

Fazilet, eğer "odaktan" kapatılırsa, tüm milletvekillerinin üyeliği düşecek ve Türkiye'de erken seçim kaçınılmaz hale gelecek. Böyle bir durumda, "Derviş programı"nı unutabilir ve kendinizi çok daha çetin ve derin "ekonomik ve siyasi krizler"e hazırlayabilirsiniz.

Yok eğer, "devam"dan kapatılırsa –ki, Fazilet Partisi'nin Refah'ın aynısı olmasa bile devamı olduğu, hernekadar bu bir parti kapatma gerekçesi olmaması gerekse de, tartışılmaz– Fazilet Partisi'nin 100 dolayında milletvekili, yani TBMM'nin beşte birine yakın bir oranı "bağımsız" kalıyor. Böyle bir durum, Fazilet Partisi'nin her iki kanadının da işine geliyor olmalı. Adını "yenilikçi"ye çıkartmış olan "Erdemliler Hareketi" adlı kanadı, yeni bir parti girişimlerine güç verecek. Diğer kanat ise, "Hoca'ya sadık" yeni bir siyasi organizma için kolları sıvayacak. Bu kanat, siyasi hesapları gereği, "sine-i millete dönmek" gibi bir hamleyi gerçekten bir "taktik manevra" ile yürürlüğe koyarsa; "ara seçim" kaçınılmaz hale gelebilir. Yine, "Derviş programı"nı unutabilirsiniz...

Bu belirsizliğin diğer partilerde kabarttığı iştihalar da var, kuşkusuz. Özellikle MHP'de. MHP'nin bazı yöneticileri, son günlerde ikide bir, hükümet dengelerini değiştirecek nitelikte, MHP'nin sandalye sayısını aritmetik olarak şişirebileceği; "kapılarını açtığı" mesajlarını veriyor.

Bu biraz "aç tavuk kendini darı ambarında görür" misali. Koalisyon kompozisyonunda MHP'ye Başbakanlık getirecek bir gelişmeyi, tek kelime ile MHP'ye yedirtmezler.

Kim yedirtmez?

Amerika ve Batı.

"Derviş programı" daha önce de belirttiğimiz gibi, "IMF garanti belgesi"ne sahip. Türkiye'yi "küresel ekonomi yapısı" içinde tutmayı ve o yapı içinde "reforme etme"yi hedef alıyor. Amerikan ve genel olarak Batılı çevrelerin en büyük korkularından biri, programa yönelik tepkiler ve itirazların, Türkiye'de "milliyetçi ve içe kapanmacı" bir dalgayı yükseltmesi ihtimali. "Milliyetçi ve içe kapanmacı dalga"nın siyasi simgesi ise, aynı merkezlerin gözünde MHP. Dolayısıyla, MHP yönetimindeki bir hükümet, Türkiye'nin para kaynaklarını elinde tutan güç merkezlerinin "en istemediği" gelişme.

MHP'nin iktidarına, bu sebeple, "piyasalar" ve gayrısafi milli hasılasının yüzde 80'inin üzerinde borca rehin kalması nedeniyle Türkiye'yi "denetim altına alan" dış merkezler karşı. MHP yönetimindeki bir hükümet modeli, Türkiye'nin iki günde ekonomik bakımdan çökertilmesi anlamına gelir.

Sürekli yerlerde sürüklenen veya iki büklüm haldeki Türkiye'yi ayağa kaldırtmak için yere toptan sermek, bir "uluslararası strateji" olabilir. Bunu diyenler de var. O takdirde, "MHP seçeneği" tümüyle dış çevrelerin bir oyunu olabilir ki, bu da "komplo teorisi"ne girer; ben, "komplo teorisi"yle analiz yapmaktan hoşlananlardan biri değilim...

ANAP ya da DYP'nin, Fazilet'ten toplayacağı "ganimet" var mı?

ANAP'ın kendisi tam anlamıyla "muhtac-ı himmet bir dede." Ya da "kelin merhemi olsa başına çalar" manzarasında. ANAP'ın bir "cazibe noktası" olabilmesi, Lütfullah Kayalar'ın açtığı "muhalefet bayrağı"nın ağustos başlarındaki ANAP Genel Kongresi'nde göndere dikilmesi şartıyla belki mümkün olabilir. Aksi halde, Mesut Yılmaz'ın ANAP'ı, "bağımsız kalacak milletvekilleri" için, bırakın "cazibe noktası" olmayı, "uzak durmayı" özendiren bir siyasi organizma.

Bir kere Mesut Yılmaz'ın kendisi "takibat" altında. Beyaz Enerji, Mavi Akım, Halkbank, Etibank vs. "kovalanan" konular. Bunların herbiri, bir başka yerden gelip "Mesut Yılmaz (ve Hüsamettin Özkan) kavşağı"nda buluşacakları izlenimini veriyor.

DYP? Geçiniz...

Geçmeyip duracağınız yer; Fazilet Partisi davası kararının, karar nasıl çıkarsa çıksın, "siyaset sahnesi"nde yaratacağı dalgalanmalar. Bir o, bir de RTÜK Yasası'nın mevta haline gelmesi ve Cumhurbaşkanı'nın "veto"sunun, hükümetle ve yolsuzluklarla irtibatlı "tekel-kartel cephesi"nde yaratacağı kaçınılmaz sarsıntı ve dağınıklık, Türkiye'nin yakın geleceğinde "sürprizli sonuçlar"a açık beklentilere yer veriyor.

Kala kala, "istikrar" ve "programın selameti" için bel bağlanan bir tek, Başbakan Bülent Ecevit'in sağlığı kalıyor. "Programa endeksli dış ve iç dünya", neredeyse, –Bülent Ecevit'ten fazla hazzetmeseler de– "Allah başınızdan eksik etmesin" duasına çıkacaklar.

"Olmayacak duaya amin" demek gibi bir şey...


20 Haziran 2001
Çarşamba
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED