|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Batı tipi laiklik Türkiye'de uzun zamandır üzerinde tartışılan bir konu. Batının en önemli ülkelerinden biri olan Almanya'da tüm dinlere mensup insanlar hiç bir kısıtlama ile karşılaşmadan inançlarının gerektirdiği gibi yaşıyor.
Türkiye'de din ve laiklik tartışmaları uzun bir süredir tartışılıyor. Laiklik, uygulamaları itibariyle üzerinde tam bir mutabakata varılamayan bir konu. Fazilet Partisi hakkındaki kapatılma davası sürerken, Almanya'da hristiyanlık değerlerini eksen alan siyasal partiler bulunduğu gibi, bu partilerin iktidara geldikleri belirtiliyor. Helmut Kohl'un başında bulunduğu Hristiyan Demokratlar Birliği(CDU) 16 yıl aralıksız iktidarda kaldığı, bu partiden üst üste iki dönem cumhurbaşkanlığı yapan Richard von Weizsöcker'in ise bir papaz olduğu belirtiliyor. Hristiyan Demokratlar Birliği (CDU) ile Hristiyan Sosyal Birliği Partisi (CSU) Almanya'nın güçlü partileri arasında yer alıyor.
Din siyasete karışıyorMerkezi Almanya'da bulunan İnsan Onuru ve Hakları Derneği (HDR) yöneticilerinden Recep Karagöz, "Almanya'da din-devlet ilişkileri" üzerine bir çalışma yaptı. Karagöz çalışmasında, İslam dünyasında bilinenin tam aksine Hristiyanlığın kamu düzeni ve siyasete doğrudan müdahalesinin bulunduğunu vurguluyor. Karagöz, Alman İmparatorluk Anayasası olan Weimar Anayasası'ndaki din-devlet ilişkilerine ilişkin pek çok maddenin bugünkü Alman Anayasası'nda da yer aldığını, klisenin devletin dışında özerk bir alana sahip olduğunu, ancak klisenin siyaseti de etkin bir biçimde yönlendirdiğini savunuyor.
Meclis'te papazdan nutukİki Almanya'nın birleşmesinden sonra Federal Meclisin eski Kraliyet Sarayı "Reichstag"a taşındığı belirten Karagöz, "Geçen yıl yeni meclisin açılışında konuşan bir din adamı, tüm milletvekillerini Hıristiyanlığın temel değerlerine riayet etmeye çağırdı, gündemde olan ahlaki, toplumsal ve siyasi konularla ilişkin görüşlerini açıkladı. İddia edildiği gibi, Hıristiyan dininin yaşadığımız dünyaya ilişkin görüş ve önerileri yoksa Federal Meclis'te yaklaşık bir buçuk saat konuşan papazın konuşması, nasıl izah edilecektir?" dedi. Alman anayasasında devletin "laik" olarak tanımlandığını belirten Karagöz, "Anayasanın 20. Maddesi'ne göre Almanya Federal Cumhuriyeti, demokratik ve sosyal bir Federal Devlettir. Ayrıca, anayasada, 'Devletin kilisesi yoktur' denir ve Almanya tarafından resmen tanınmış dini cemaat ve topluluklar kamusal-tüzel örgüt olarak tanımlanır. Dolayısıyla kiliseler özerktir, anayasal güvence altında bulunmaktadır. Almanya'da kilise devletin dışında özerk bir alana sahip olmasının yanı sıra din-devlet/siyaset veya kilise-devlet/siyaset ilişkileri o kadar girift bir haldedir ki, bunları ayrıştırmak imkansızdır. Hatta, kiliseler birçok alanda devletin işleyişine aktif ve içeriden katılıyor, siyaseti etkin biçimde yönlendiriyor" dedi. Devletin çalışan kesimlerden her ay, Kilise Vergisi adı altında vergi topladığını belirten Karagöz, cezaevi ve askeri kışla gibi kamu kurumlarında din görevlisi istihdam edildiğini, ibadetlerin yerine getirilmesi için mekanlar sağlandığını ifade etti. Federal ve eyalet parlamentolarına seçilen milletvekillerine, hükümette yer alan bakanlara, başbakanlara ve cumhurbaşkanına yemin töreni esnasında iki seçenek tanındığını kaydenen Karagöz, "Sözkonusu kişiler kendi dünya görüşleri doğrultusunda, yemin metnini 'Allah bana yardım ettiği sürece' cümlesiyle bitirmek imkanına sahiptirler. Bu cümleyi okumak veya okumamak yemin edenin inisiyatifindedir" diyor. Federal Parlamento'ya seçilen milletvekillerinin dini anlayışlarını beyan ettiklerini ve bu beyanların belgelendiğini vurgulayan Karagöz, "27 Eylül 1998 seçimleri sonrası Federal Parlamento üyelerinin dini eğilimlerini incelerken, Birlik 90/Yeşiller partisinden milletvekili seçilen, Türk kökenli Ekin Deligöz'ün dini görüş olarak İslam beyanıyla karşılaştık. Böylece, Ekin Deligöz, Almanya tarihinde ilk Müslüman milletvekili olarak yer almış oluyor.
Kiliseler okul açabiliyorlar"Almanya'da, dini cemaatlerin açmış olduğu okullar, devlet okullarındaki din dersleri gibi eğitim çalışmaları incelendiğinde görülecektir ki; bu alanda tam bir iç içe geçmiş [girift] bir durum mevcuttur. Almanya'da kiliselere ait ana okulu, ilkokul ve diğer okullar eğitim hizmeti veriyorlar. Kiliseye ait ve özerk olmasına rağmen bu okullarda istihdam edilen personel ve okulun temel giderlerini karşılamak amacıyla, devlet tarafından ödenek ayrılıyor. Devlete ait okullarda din dersi müfredat programının hazırlanması, ders araç ve gereçlerin tespiti, din dersini okutacak öğretmenlerin yeterlilik sınavı dini cemaatlere bırakılıyor. Devlet sadece ekonomik boyutunu karşılamakla yükümlü.Dini cemaatler sadece okul açmakla kalmayıp diğer sosyal alanlarda da faaliyet gösteriyor. Tüm şehirlerde Katolik veya Protestanlara ait hastaneler var. Bu hastanelerde ve dini cemaatlere ait olmayan devlet hastanelerinde ibadethane, din görevlisi, dini ihtiyaçları giderecek tüm gereksinimler hastaların hizmetine sunuluyor. Dini cemaatlerin sağlık sektörüne yönelik çeşitli çalışmaları da anayasal güvence altında bulunuyor.
Cemaatler Meclis'te toplantı yapıyorMerkezi Almanya'da bulunan İnsan Onuru ve Hakları Derneği (HDR) yöneticilerinden Recep Karagöz: Eyalet ve federal meclislerde dini cemaatlerin temsilcileriyle toplantılar yapılabiliyor, bu toplantılara cemaat temsilcileri inançlarına uygun kıyafetleriyle katılabiliyor, meclis kürsüsünden milletvekillerine hitap edebiliyorlar. Sözgelimi, Müslüman bir bayan başörtüsü veya Hıristiyan bir bayan veya erkek dini kıyafetleriyle meclis kürsüsünde görüşlerini dile getirebiliyor, hiç bir engelleme ile karşılaşmıyor. Geçtiğimiz yıl Kuzey Ren Vesfalya Eyalet Parlamentosu'nda İslama ilişkin yapılan bir oturuma başkanlık etmek üzere başörtülü bir Müslüman bayan seçildi, Meclis Başkanlığı kürsüsünden oturumu yönetti. Almanya'da varolagelen din-devlet ilişkisi, devletin din karşıtlığı üzerinde değil, her ikisinin, sistematik şekilde kaynaştırıldığı, adeta bir mozaik haline getirildiği süreç olarak görmek empatik bir okuma olacaktır. Almanya'da dinin siyasete alet edilmesi gibi bir ucube yaşanmamaktadır. Ne Hıristiyan değerleri referans olarak aldıklarından ötürü bir partinin kendisi, ne de 'Almanya Hıristiyanlıkla yoğrulmuş/şekillenmiş bir ülkedir' diyen siyasi parti temsilcileri, dini siyasete alet etmek gibi bir suçlamaya muhatap olmazlar.
ABDULLAH MURADOĞLU
|
|
|
|
|
|
|