T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Herkesten önce o utansın!

2001 Öğrenci Seçme Sınavı da geride kaldı. Sayısal Bölüm'de yer alanları bilmeyiz ama Sözel Bölüm'ün sorularına hakim "ruh" geçen yıllardakinin aynısıydı. Adına ülkemizde de "Lise" denilen ve ne işe yaradığı hakkında artık hemen hiç kimsenin bir şey söyleyemediği öğretim kurumunda birkaç yılını geçirmiş olan öğrenciler her zamanki gibi yine sıkıştırıldıkları "dilbilgisi cambazlıkları" ve "yanlış soru/doğru cevap" çıkmazı içinde ellerinden geleni yapmaya çalıştılar...

Evet, "yanlış soru/doğru cevap"... Siz şimdi Sözel Bölüm'ün şu 58. Sorusuna ve cevap seçeneklerine bir bakın:

58. 1 Nisan 1923 tarihinde yapılacak milletvekili seçiminden önce seçim kanununda yapılan değişiklikler şunlardır:

I. Milletvekili seçilebilme yaşı 25'ten 18'e indirilmiştir.

II. Milletvekili seçmek ve seçilmek için vergi verir olmak şartı kaldırılmıştır.

III. 50.000 erkek nüfus için bir milletvekili seçilmesi yerine 20.000 erkek nüfus için bir milletvekili seçilmesi esası kabul edilmiştir.

Bu değişikliklerden hangilerinin yönetime katılımı artırdığı söylenebilir?

A) Yalnız I B) Yalnız II C) Yalnız III D) II ve III E) I, II ve III

Hadi bakalım! Kolaysa cevap verin! "Cevap anahtarı" doğru cevabın "E" olduğunu söylüyor. Demek ki, milletvekili seçebilme yaşının 25'ten 18'e indirilmesi (!), seçme ve seçilme hakkı için "vergi verir olma" şartının kaldırılması (II) ve yeni düzenlemeyle 20.000 erkek nüfus için bir milletvekili seçilmesi esasının getirilmesinin (III), tamamı, soruda belirtilen "yönetime katılımı artırıcı" değişikliklerdir...

Bu ne kolay "Sözel Tarih" böyle! Çocuklar bu kadarını bilseler kâfi! Seçim yasasında bir takım değişikliklere gidiliyor ve ülkede "yönetime katılım" hızla ilerliyor! 1923 seçimlerinin hangi ortamda yapıldığı; TBMM'de İkinci Grup olarak adlandırılan milletvekillerinin sindirilmesinin nasıl sağlandığı; önde gelen muhaliflerden Ali Şükrü Bey'in nasıl öldürüldüğü; 1923 seçimlerinde listeler oluşturulurken İkinci Grup milletvekillerinden adayların nasıl dışarıda bırakıldığı, gibi konular çocukları hiç mi hiç ilgilendirmiyor... Onlara düşen, önlerine "koşullu" olarak sunulan soruların cevaplarını kurşunkalemle işaretlemekten ibarettir...

İsterseniz, Birinci Meclis'in çalışmalarına bizzat katılan Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nun 1923 seçimlerini değerlendiren şu satırlarına da göz atalım: "Gerçi iki dereceli seçim yasasındaki yönteme göre bütün illerde milletvekili seçimleri yapılıyordu, ama bu seçim işin formalite yönüydü. Halk Partisi tarafından gösterilen aday mutlaka seçiliyordu. O halde bu adaylar, 'halkın seçimine sunuluyordu' demektense, 'halkın onayına sunuluyordu' deyişini kullanmak belki daha yerinde olur."

Olsun, ne farkeder! Biz yine de çocuklarımıza halkın "yönetime katılımı" yönünde yapılan bu değişiklikleri sorabiliriz! Olaylar bambaşkaymış, ortada gerçek anlamda bir "seçim" olmadığı için "yönetime katılmak"tan söz etmek hepten abesle iştigalmiş, ülke bu seçimlerden sonra hızla bir "Tek parti" yönetimine kayıyormuş, ne farkeder... Çocukların aklını karıştırmanın âlemi yok!

Bu sınav işte böyle bir sınav; "Yanlış soru/doğru cevap" olarak nitelenebilecek bir mantıksızlık üzerine kurulu kötü anlamıyla "tarihten kalma" bir sınav... Haklı olarak söylendiği gibi, bu sınavın asıl işlevi çocuklarımızı geniş anlamıyla "Kültür"den soğutmaya, hayattaki bütün soruların "koşullu" bir karakterde olması gerektiğine inandırmaya, iyi bir metinle başbaşa kalmanın bu dünyanın en sıkıcı işi olduğuna ikna etmekten ibaret... Olması gerektiği gibi "Tarih" de bilmeseniz olur "Edebiyat" ya da "Felsefe" de... Orhan Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar'dan tek sayfa okumadan da yaşamak pekâla mümkün, Cumhuriyet döneminin siyasi tarihine az da olsa kafa yormadan başarılı olabilmek de... Oohhh ne güzel, ne rahat bir öğretim bu böyle!

2001 ÖSS sorularının bir kez daha ortaya koyduğu gibi, Türkiye'nin bu "Lise", bu ÖSS ve sonuç olarak bu "Okul" ile değil 21. yüzyılı, geride kalmış yüzyılı yakalaması bile boş bir hayaldir! Vakit geçirmeden, acilen birşeyler yapılmalı ve ülke nüfusunun yarısını oluşturan çocuk ve gençleri bu "komedi"den kurtarmak gerekmektedir. Akılsız bir "optik okuyucu"yu ülkenin eğitim/öğretim ve kültür hayatının başına mümessil tayin eden bu zihniyetten bir an önce vazgeçilmeli, çocuk ve gençlerin zihnini "dilbilgisi cambazlıkları"na ve "yanlış soru/doğru cevap" çıkmazına sokan dünyada eşi görülmemiş bu mekanizmayı bir an önce lağvetmelidir. Sadece biraz önce aktardığım 58. soru değil; bu yılın ÖSS'sinin "Sözel bölüm"ünde "yanlış soru/doğru cevap" türüne giren başkaları da var. Bakalım, eğer araya başka konular girmezse sizlere onlardan da söz etmek istiyorum.

Ama hakkını yememek lâzım, bu yılki ÖSS bir yenilik getirmedi değil... Milliyet'in ifadesiyle: "Bu yıl üniversite sınavında ilk kez türban yasağı vardı." Her birisi bir "Dershane"yi yedeğine almış gazetelerimizde "Yanlış soru/doğru cevap" meselesiyle hiç ilgilenilmediği gibi, bu "ilk yasak" meselesine de doğru dürüst değinilmedi. Fakat, bu "ilk yasak"a ilişkin fotoğraf yayımlayabilmek hemen hepsinin ortak derdiydi, desek yanlış olmaz. Belli ki hemen hepsini -"Biri Biri Gözetliyor" dalgasının da etkisinde olacak- türbanını mecburen çıkarmak zorunda kalan bir adayı fotoğraflamak ateşi sarmış. Neredeyse "gizli kamera" benzeri numaralar... Akıl alır gibi bir şey değil ama gerçek; bir öğrenci önce türbanlı, sonra da türbansız olarak karşınızda! Daha ne istersiniz...

Hürriyet, Sabah, Akşam, Posta, Takvim ve (belki inanmayacaksınız ama) Radikal... İşte işte basbayağı görüyoruz! İlk fotoğrafta türbanlı, ikincisinde türbansız olarak sırada oturuyor... Bakın bakın, ilk fotoğrafta türbanlı olarak okul girişine yaklaşıyor, ikincide salonu başı açık olarak terkediyor... Ya şuna ne dersiniz? İşte bakın türbanlı öğrenciler "özel bölme"de türbanlarını çıkarırken, biz de onları fotoğraflıyoruz... Ya şu Hürriyet'in manşetini süsleyen fotoğrafa ne demeli? İşte basbayağı başı açık olarak bize bakıyor... Ve işte Hürriyet'in, uğradığı uygunsuz muamele karşısında öfkesinden gözlerinden kıvılcımlar saçan "türbansız" kızın fotoğrafı altına koyduğu resimaltı: "Türbanını açtı ama/Yer: Adana. Salona türbanla giren öğrenci, uyarı üzerine başını açtı. Ancak çok öfkelendi."

Öfkeli öğrencinin öfkesiyle dalgasını geçmeye çalışan bu ve benzeri yayınların "çizmeyi aştıkları" kesin... Tamamen kendilerinin takdirine bağlı olan bir kararla başlarını örten öğrencilerden bazıları son çare olarak başlarını açmaya karar vermişse, basının bu öğrencileri türbansız fotoğraflarıyla sayfalarına taşıyıp onları "çıplak" olarak okurlarının "temaşa"sına sunmaya çalışması "çizmeyi aşmak" değil midir?

Hepiniz gibi ben de büyük bir üzüntüyle seyrettim. Başörtüsünün üzerine alelâcele yerleştirdiği perukla hıçkırıklar içinde (ama ne hıçkırıklar) ÖSS kapısına yaklaşan genci ben de seyrettim... Hıçkırıklar içinde koşturuyordu... Besbelli ki başına mecburen geçirdiği peruk onun canını çok sıkmış, gururu kırılmıştı. "Yazıklar olsun!" dedim kendi kendime sesli olarak. Ve şöyle devam ettim: "Üniversite öğrenimi görebilmek için ÖSS kapısına her şeye rağmen dayanan bu genci hıçkırıklara boğanlar utansın! Herkesten önce de, varlık nedeni, çocuklarına kültür kapılarını sonuna kadar açarak onların her birini bu dünyanın 'hür' ve "neşeli" kalelerinden birisi yapmak olan Cumhuriyet utansın..."


20 Haziran 2001
Çarşamba
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED