T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Demokrasi dağılımı adaletsizliği!

Fazilet Partisi'nin kapatılıp kapatılmayacağı üzerindeki tartışmaların sıradan bir zihni faaliyet halinde sürüp gidiyor olması; sonrası bilinmez ama, en azından "bu kış da Türkiye'ye demokrasi gelmeyeceği"ni açıkça gösteriyor. "Demokrat" olarak tanınan bazı kalem ve fikir sahipleri bile "kapatılmayı" normal, sıradan, "olabilir de olmayabilir de" kabilinden bir karar olarak görebiliyor, kendilerini "Fazilet'te bundan sonra ne olur" sorusuna cevap bulmaya memur edebiliyorlar. Bu, demokratikleşme iradesi değil; düpedüz, sistemi demokrasiye verdiği zararlara rağmen onaylama faaliyetidir. Türkiye soruyu, "FP kapatılır mı kapatılmaz mı?" şeklinde değil, "bu ülkede hâlâ nasıl parti kapatmaktan bahsedilir?" şeklinde ortaya koyabilmeliydi. Bu yaklaşımı temel almadığı için, bugün ortalıkta dolaşan sözümona kaygılanma ifadeleri ciddiye alınmayacak kadar önemsizdir.

Sadece, "kadrolu demokratlar"ın değil, mesela İMKB'nin döktüğü timsah gözyaşları da kimseyi yanıltmasın... Kimse, hiçbir zaman üç-beş spekülatörün elinden kurtulamayan borsanın istikrara falan duyarlılığı olduğunu zannedip aldanmasın. Borsanın lokomotifi olan sıcak parayı zaten kaçıran Türkiye'nin borsasının 500 puan artması ile düşmesi arasında bir fark yoktur. Dolayısıyla, borsanın Anayasa Mahkemesi kararından etkileniyor gibi görünmesi ciddiye alınacak bir gösterge değildir.

Fazilet Partisi'nin kapatılması sadece borsanın bugünlerde içinde bulunduğu psikolojiyi değil bütünüyle Türkiye'nin ruh sağlığını etkileyecek sonuçlar doğuracaktır. "Milli Görüş" partilerine siyaset skalasında yer bulamayan bir Türkiye, asla gerçek istikrarı bulamaz, siyasal normalleşmeyi sağlayamaz. Bu gerçeği, "FP'yi kapatma gücü" görüyor ve anlıyor ama, bu partiyle hiçbir gönül bağı bulunmayan her zaman bölünmesinden fayda umanlar umursamıyor bile. Adaletsiz ve demokrasiye aykırı bir kararın üzerinden demokratik bir açılım sağlanabileceğini zannediyorlar.

Şu soruyu, herkes kendisine sormalıdır:

Türkiye, kapısına kilit vurulmuş ve üyeleri yasaklanmış bir kitle partisinin lanetli mirası üzerinden mi siyaseti dizayn edecek, demokratikleşecek ve Avrupa Birliği'ne girecek?

Anayasa Mahkemesi'nin mesaisini parti kapatmakla doldurduğu sırada, Meclis'in yapmaya çalıştığı Anayasa değişikliğinin Türkiye'nin demokratikleşme iradesini yansıttığına kim inanır?

Dahası... Fazilet Partisi kapatılırken, Meclis'e gözü kapalı yasa çıkartan gücün "küresel irade!" olduğuna kim inanır? İnansa bile içinde demokrasi bulunmayan bir iradenin "küre"sini kim ciddiye alır?

Koskoca bir partinin kapatılması kayıtsızlıkla geçiştirilen bir ülkede, herhangi bir yasanın, herhangi bir fıkrasının, herhangi bir cümlesindeki herhangi bir kelimenin şöyle ya da böyle yazılmasının önemli olduğu iddiasına kim aldanır?

Fazilet Partisi hakkındaki kararın sonuçlarını, "Parti bölünür mü, yenilikçiler ne yapar, gelenekçiler ne olur?" gibi magazin haberciliğiyle yorumlayanlar artık uykudan uyanmalılar. Belki, her şey bugün tahmin edilenden daha dramatik bir şekilde gerçekleşecek ama asıl travma bununla sınırlı kalmayacak.

Türkiye değişiyor ama değiştirici güç kesinlikle bu ülke adına tasarladığı istikrarı demokrasiyle sağlamaya niyetli değildir. Tıpkı gelir dağılımı adaletsizliği gibi, giderek demokratik haklar dağılımı adaletsizi de artacaktır. "İslamcı" unsurların siyasetten, kamu hizmetlerinden, sermaye hareketlerinden ve kamusal alandaki görünürlülükten aldıkları pay düşecek ve dibe vuracaktır.

Ve sanılmasın ki, "Müslümanlar"dan esirgenen bu demokrasi başkalarının işine yarayacaktır.


20 Haziran 2001
Çarşamba
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED