T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İstanbul'da yaşamak

İstanbul üzerine yapılan neşriyat epeyce arttı. Bu kitapların çoğu "Eski İstanbul hayatı"ndan bahsediyor. Hatıralar, seyahatnameler, bilimsel eserler, âdet ve ananelerden bahsedenler vb.

Ben bunu tuhaf bir benzetme ile insan-sağlık ilişkisine bağlıyorum. Hani gençlik elde ve canımız sağ iken hastalığı umursamaz, tedbir için ihmalkâr davranırız da; yaş kemale erip el-ayak titremeye başlayınca acaip titizleniriz.

Eh İstanbul elden çıktı artık, gelsin mersiyeler, ağıtlar, "nerde o günler" edebiyatı.

Doç. Dr. Halûk Dursun böyle yapmıyor işte.

İstanbul'da Yaşama Sanatı (Ötüken Yay., 1999) adlı eserine "Nostaljiye rediyye" ile başlıyor. Kılavuz olarak.

Ele geçmezse eğer sevdiğimiz

Çare ne? Eldekini sevmeliyiz!

Beytini almış. Şöyle diyor: "...Biz, her iki tarafta bulunmuş birisi olarak, yani hem nostaljik yazılar yazmış -Elveda Boğaziçi dizisi- hem de bol bol o tür yazıları okumuş birisi olarak, şöyle bir orta yol teklif ediyoruz: Yeni nesillere sadece görmedikleri güzellikleri, yetişemedikleri devirleri, tanıyamadıkları insanları, unutulan tatları anlatmayalım. Hiç olmazsa arada sırada bir nebze mevcutlardan bahsedelim."

İşte Halûk Dursun'u İstanbul üzerine yazan öteki kalemlerden ayıran nokta bu.

O, bugünün İstanbul'unu mevsim mevsim, köşe bucak, saat saat geziyor, görüyor, yaşıyor ve bu yaşantının bir "sanat" haline nasıl gelebileceğini aktarıyor.

"Giriş" bölümünde şehir-insan ve kültür münasebetleri üzerinde durularak, sözkonusu yaşama sanatı nedir, dile getiriliyor.

Elbetteki bu çabanın gayesi öncelikle yaşanılan mekanı tanımaktır. Bu sebeple ilk bölümdeki yazılar "İstanbul'un derûnuna âşina olmak" başlığı altında toplanmış. İkinci bölüm "Yaşayan Boğaziçi".

Halûk Dursun Eman Tur'un düzenlediği bir yat gezisinde (Ne güzel bir yağmur boşanmıştı o gün) bizlere yaşayan Boğaziçi'ni anlatmıştı. Yalıları, köşkleri, ağaçları, balıkları, insanları, ara-sıra hurda teferruatı ile. Yazıların sonlarında da "meraklısına notlar" başlığı ile ayrıntılı bilgiler sunuluyor. 149-165. sayfalar arasında İstanbulluluk denilen şeyin ne olduğu dile getirilmekte.

İstanbul'da Musiki, İstanbul'un florası ve kuşları, İstanbul'da ağız tadı, Su şehri İstanbul ve İstanbul'un böyledir baharı diğer bölüm başlıkları.

Yukarıda işaret ettiğimiz gibi Halûk Dursun günümüz İstanbul'unu ağacı, kuşu, balığı, çeşmesi, mimarisi, camisi, musikisi, suyu, yemeği, hasılı hayatı teşkil eden binlerce unsuru ile tanıtıyor.

Bu kitabî bilginin böyle kalmamasını da adım başı ihtar ediyor. Şehrin karmaşası süredursun biz bir bahar gününde erguvan seyrine, bir sabahın seherinde bülbül dinlemeye, Ekim-Kasım aylarında bizzat lüfer avına çıkamıyorsak -bunu bir zahmet addediyorsak-, bunun gibi yüzlerce unsura boş veriyorsak İstanbul'da yaşamış olmakla-olmamak pek farketmeyecek.

Halûk Dursun'un ayrı bir yönü de, İstanbul'da yaşama kültürünü zaman zaman yaptığı gezilerle talebelerine, halka tattırması, bizzat yaşatmasıdır. Ben bu özelliğini en az yazdığı yazılar kadar önemli buluyorum. Çünkü hayat okumaktan-yazmaktan ibaret değil, bizzat yaşanacak, tadına varılacak bir şey.

Yoksa adama "Kayışdağı suyunu Taşdelen diye dayarlar" da haberiniz olmaz.

Halûk Dursun'un gezileri-yazıları sadece İstanbul ile sınırlı da değil. Osmanlı Coğrafyası'nın her noktasına ulaşıyor. Bu yurt dışı gezi-yazılarını da Nil'den Tuna'ya Osmanlı Yazıları-I (Ötüken Yay., 2000) adlı eserinde topladı.

Kendisini tebrik ediyor, bu yolda daha nice geziler yapmasını, eserler vermesini diliyorum.


20 Haziran 2001
Çarşamba
 
MUSTAFA KUTLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED