|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Radyo Televizyon Kanunu artık bir başka bahara kaldı. Meclis, tatile kadar ancak, IMF'nin zorunlu gördüğü yasaları çıkarabilecek. Bence, sonbaharda da, hükûmet, Cumhurbaşkanı'nın rezervlerine rağmen, yeniden aynı yasayı Meclis'ten geçirme çabasına giremeyecektir.
Maskeliler!
Necdet Sezer, aynen bizim ortaya koyduğumuz gerekçelerle karşı çıkıyor kanuna: Tekelleşme olgusu; ağır para cezalarıyla ve soyut suç kavramlarıyla basın hürriyetinin zedelenmesi; büyük kuruluşların lehine işleyecek bir düzenin kurulması; ihale yasağının kaldırılması vs. Cumhurbaşkanı, Ertuğrul Özkök ve Işın Çelebi'nin "şeffaflık" ve "maskeli yayıncılık" iddialarına bakıyoruz hiç kulak asmamış. Çünkü, bir nebze zekâsı olanlar bile, yeni kanunun kendisini gizlemek isteyen patronlar açısından engel teşkil etmediğinin farkında. Üstelik, hisse payı % 20 ile sınırlandığında, patron en az 5 paravan isim bulmak zorundayken, bir kişi bir televizyonun bütün hisselerine sahip olma hakkını kazanınca, tek bir paravan isimle, isterse, "maske" takabilir. Sorun, maskeli patronlar değil, maskeli gazeteciler sorunu. Patronun emir eri sözde gazeteciler, gerçeği utanmadan, nasıl da eğip büktüler. İhale yasağının kalkması için, Fransa'daki Bouygues örneğini bile verdiler. Ve Fransa'da, patronajın % 35 izlenme oranı ile sınırlı olduğunu iddia ettiler. Oysa Bouygues'in durumu, hem Fransa'da kıyasıya eleştiriliyordu; hem de Lyon Belediye Başkanı Michel Noir'la ilişkisinden yararlanarak, Lyon çevre yolunu pahalıya almış, hadise ortaya çıkınca, Noir 18 ay hapis cezasına mahkûm olmuştu. Ayrıca 5 yıl süreyle siyasetten de men edilmişti. Üstelik, Fransa'da bir kişi bir ulusal kanalda sadece % 49 hisseye sahip olabiliyordu. Bouygues'in TF 1'deki hisse oranı % 39'du.
Veyahut makbul bir adammış gibi Berlusconi örneğini verdiler. Hem Bouygues, hem Berlusconi, hem Murdoch, hem Maxwell, bunların hepsi kötü örnek. Meselâ Berlusconi, ilk iktidara gelişinde, temiz eller operasyonunu durdurmak istedi; bunun için kanun hükmünde kararname çıkararak, yolsuzluk dolayısıyla hapiste yatanların serbest kalmasını sağladı. Ama vatandaşın "Haydi hırsızlar" diye sokağa dökülmesi üzerine geri adım attı. Vergi kaçırdığı, rüşvet verdiği ortaya çıktı. Berlusconi, koalisyon ortağının desteğini çekmesi üzerine, iktidardan düştü. Ama, sanal dünyadaki gücünü kullanarak gene başbakan olmayı başardı. Hem de hakkında 11 adet suç dosyası bulunmasına rağmen.
Çok sayıda basın kuruluşunu elinde bulunduran Murdoch ve Maxwell de, medya dünyasında makbul ad'edilmiyor. Zaten, İngiltere'de, televizyon sahibi olan kişinin, aynı zamanda gazetesi olamıyor. Medyada sermaye yoğunlaşmasını engellemek için alınmış bir tedbir bu. Murdoch'un The Times, Sunday Times gazetelerinin yanısıra, Sky TV'si var. Fakat bu televizyon kanalı, ulusal bir kanal değil. Belirli bir para ödenerek, Sky TV'yi seyretmek mümkün. Maxwell'in başına gelenleri de hatırlatalım. Basın gücünü kullanarak, yüksek meblağlara varan kredi aldı. Borcunu ödeyemedi. Çalışanların yardım sandığını boşalttı. Bankaları dolandırdı. En sonunda yatından düşüp öldü. İntihar ettiği sanılıyor.
ABD ve Japonya
Bizim maskeli gazeteciler, sık sık, Amerika'da General Electric'in NBC'nin sahibi olduğunu hatırlatarak, medya patronlarının başka iş yapmasını savundular. Sadece başka iş değil, şaşılacak bir pişkinlikle, devlet ihalesine girmelerini de savundular. General Electric, gidip Amerika'da devletin, enerji ihalesine mi giriyor? Veyahut General Electric'in başkanı, NBC televizyonunun yöneticisini arayıp "Cumhur Ersümer bizi çok destekledi, aleyhinde yayın yapmayın" mı diyor? Zaten General Electric'in sahibi halk. Amerika'daki 3 ulusal tv kanalı da çok ortaklı; halka açık. Kimse televizyonun üzerinden, özel çıkarlarını takip edemiyor.
Japonya derseniz, evet medyada bulunan kişi, başka iş yapabiliyor, fakat bir kişi hem bir ulusal kanalın, hem de gazetenin sahibi olamıyor. Japonya'nın en çok satan gazetesi Yomiuru Shinbum'un 14 milyonluk bir tiraja sahip. Bu gazetenin, yan iş olarak beyzbol takımı ve senfoni orkestrası var.
Değirmenin suyu
Türkiye'de basın çıkmaz sokakta. Okur gazeteleri beğenip almıyor. Beğense, hiç Milliyet gibi köklü bir gazete, promosyonsuz, sadece 25 bin (yazıyla: yirmi beş bin) satar mıydı? Hürriyet'in, yalnız 350 bin net satışı olur muydu?
Ertuğrul Özkök bir ara yazmıştı. Televizyon kuruluşlarının masrafı 800 milyon dolar, gelir 400 milyon dolar. "Aradaki açık nasıl telâfi ediliyor?" diye sormuştu. Aynı soruyu, Işın Çelebi de Meclis'te tekrarladı. Özkök'e göre, aradaki fark kara paraydı. Oysa, sahipler belli olmasa (!) bile, televizyon kuruluşlarının, defterleri, hesap ve kitapları meydanda olduğuna göre, Maliye her an kara parayı ortaya çıkarırdı. Aradaki açık, Özkök'ün iddia ettiği gibi kara para falan değil. Bankalardan kullanılan haksız kaynaklar ve basın gücünün istismarı suretiyle elde edilen muhtelif imkânlar.
Suç işleme örgütü
Bu kanun, her şeyden önce ihaleye fesat karıştıranlara örtülü af getiriyordu. Başbakanlık makamına, Kanal D ve CNN Türk'ün ortağı gibi görünen isimleri tek tek sormuş, bu kişilerin ortaklıklarının gerçek olup olmadığının açıklanmasını talep etmiştim. Başbakanlık'tan gelen cevapta şöyle deniliyordu: "Bilindiği üzere 3984 sayılı kanunun 29'uncu maddesi, özel radyo ve televizyon kuruluş ve hisse oranlarını düzenlemektedir. 3984 sayılı kanun ve ilgili yönetmelikler gereğince, özel radyo ve televizyon kuruluşlarının kuruluş ve hisse yapılarıyla ilgili olarak bildirimlerini alan ve buna göre işlem yapan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, bildirimde yer alan bilgi ve belgelerin kanunun 29'uncu maddesinde öngörülen düzenlemeye uygun olup, olmadığını incelemektedir. BUNUNLA BİRLİKTE FİİLİ DURUMUN, ŞEKLİ DURUMLA ÖRTÜŞMEDİĞİNE İLİŞKİN İDDİALAR DA ÜST KURULCA İLGİLİ KAMU KURULUŞLARINDAN BİLGİ VE BELGE TEMİNİ İLE İNCELENMEKTEDİR. Buna göre önergede yer alan iddiaların gerektiğinde kamu adına inceleme yapma yetkisine sahip Maliye Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, Sermaye Piyasası Kurulu gibi kuruluşlardan temin edilecek bilgi ve belgelerden yararlanılarak, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'nca incelenmesi ve kanunun 29'uncu maddesinin ihlâl edilip edilmediğinin tespiti neticesinde gerekli yasal işlemler yapılacaktır."
Aydın Doğan Kanal D'nin sahibiyken, durumu, paravan isimlerle gizledi mi? Gizleyip de, elektrik santralleri devir ihalesine ve POAŞ ihalesine katıldı mı? Katıldıysa, bu eylem resmi makamları sahte isimlerle aldatıp, ihaleye fesat karıştırmak olmuyor mu? Çok sayıda kişi (Kanal D ve CNN Türk'ün ortakları birarada) bu suçu işlediğine göre, suç işlemek üzere teşekkül oluşturmaktan acaba söz edilebilir mi? Sezer'in vetosundan sonra, maskeli patronları hareketli, heyecanlı günler bekliyor. Patronlarını merak edenler, onları mahkemede yargılanırken görüp, tanıyabilecekler!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |