|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Parti kapatmanın hâlâ ülke gündeminde yer alabildiği ve bunun çok da kanıksanmadığı bir siyasal ortam içinde Türkiye. Bu siyasal ortam içinde Avrupa Birliği gibi son derece dinamik bir süreci göğüslemek durumuyla karşı karşıya. Üstelik bu dinamik sürecin esasını kurumsal düzenlemelerden çok siyasal değer üretiminde yenilenme oluşturuyor. Siyasal değer üretiminde yenilenme için yapması gerekenler bakımından ise Türkiye kötürüm halinde adeta. Buna bağlı olarak AGSK konusundaki "stratejik kavşak" da giderek yoğunlaşan bir gündem oluşturuyor Türkiye açısından. Dolayısıyla "siyasal değer" üretimindeki sıkışma, "siyasal model" kurmadaki yetersizlik ve "stratejik makas" değiştirmedeki pasifizm daha çok kuşatılmasına yol açıyor Türkiye'nin. Bu noktanın aşılması için hemen bütün siyasi odaklar, siyaset dışı dayatmaları gerçekleştirenlerin geri çekilmesini "sabırla" bekliyor. Tabii bu tür bir "sabır"ın aslında "fırsatçılık" olduğunu ve gerçek bir siyasal üretimle ilgisi bulunmadığını söylemeye gerek bile yok aslında. Siyaset yaparak, siyaset üzerindeki kuşatmayı aşmak ve siyasete yeni yollar açmak yok siyasetçinin gündeminde. Tam tersine "siyasal" sıfatının tüm içerimlerine ters bir romantizm var. Ankara "kilitlenmiş" bir şekilde FP hakkındaki kapatma davasının akıbetini beklerken, siyasi odaklar ve/veya partiler ilginç ve trajik bir görüntü oluşturuyor. Bu ilginçliğin merkezinde ise FP yer alıyor. Kapatma davasının açıldığı günden beri meseleyi demokrasi temelinde bir tartışma olarak merkezileştiremeyen bu parti, hiçbir siyasal tartışmanın öznesi olmaksızın, sadece "noktasal" çıkışlarla kendini savunmaya çalışıyor. Bahsettiğimiz bu parti Türkiye'nin "anamuhalefet" partisi olmasa ve Türkiye'nin dinamizmini temsil eden muhalefet görevini sahiplenmiş olmasa diyecek birşey yok aslında. Fakat bu parti Türkiye'nin anamuhalefetini temsil etmektedir ve sadece kendisiyle ilgili sorunlar bakımından değil, Türkiye'nin genel politikaları bakımından da, "siyasal meşruiyet" eksenli politik kritik yapma görevi bu partiye aittir. Fakat bu parti, bırakın Türkiye'nin genel politik iradesi namına muhalefet görevi yapmayı ve siyasal meşruiyet eksenli izlemelerde bulunmayı, bizzat kendi "siyasal varlığı" ile ilgili bir siyasal tartışma dizisi bile başlatamamaktadır. Sadece Meclis'te yapılacak düzenlemeleri Anayasa Mahkemesi'nin dikkate alması gerektiğinden bahsediyor FP. Fakat gerçek bir "siyasal muhalefetin öznesi" olmadığı içinde, sayısal ağırlığına denk bir tartışma ağırlığı oluşturamıyor kesinlikle. Durum böyleyken, FP çevreleri "el altından" bazı milletvekillerinin sine-i millete döneceği söylentisini yayıyor. Kutan sorulan sorulara, "bu partimizin iç meselesidir" diye cevap vermek suretiyle böylesi bir hareketlilik olduğunu onaylıyor zımnen. Tabii bu tip bir karar alınıp alınmadığı hususen muallakta bırakılıyor. Böylece bunun bir etkisi olabilecekse, bu "yedeklenmiş" oluyor, ne kadar saçma bir politika olduğunun belirginleşmesi ihtimaline karşı da manevra alanı açık tutuluyor. Trajik olan, epey bir müddettir anamuhalefet partisi adına dillendirilen en orijinal "buluş"un bundan ibaret olmasıdır. Epey bir zaman önce de gündeme geldi bu husus ve FP yönetimince yalanlanmadı. Böylece, en az siyasete siyaset dışı dayatmalarda bulunanlar kadar, bundan yakınan FP de, millet iradesini salt bir "politik araç" olarak gördüğünü beyan etmiş oluyor. Siyaset namına ve demokrasi lehine bir siyasal üretime giremeyen ve siyasal meşruiyet tartışması açma gücünü gösteremeyen bu partinin, bir çıkış olarak sine-i millete dönmekten bahsetmesi, siyasetin sıfır noktasında kalmayı zımnen benimsediklerini gösteriyor. Sine-i millete dönmekten bahsetmek, en hafif deyimiyle, siyasetin kaldıramayacağı bir "siyasal romantizm"dir çünkü ve "milli egemenlik" kimliğinden uzaklığın işaretidir...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |