T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Ulusal Program"

"Ulusal" ya da "millî" kelimesi bir sıfat. "Ulusa, millete ait, yerli, bir başka ülkenin veya uluslararası gücün etkisini taşımayan" anlamlarına geliyor. Başına geldiği kelimeye "millilik" atfediyor. Bu yönüyle de toplum nezdinde olumlu bir intiba sağlanması amaçlanmış oluyor.

"Ulusal-milli" sıfatı, son günlerde ısrarla yeniden yapılması öngörülen "ekonomik program" için kullanılmaya başladı. Programı inşa edecek olan Kemal Derviş başta olmak üzere Ecevit dahil herkes "ekonomik program"ın "ulusal-milli" nitelik taşımasında kararlı olduklarını belirgin bir heyecan dozunda vurguluyorlar. Biz medya mensupları da, bu söylemi bilinçsiz biçimde tüketiyor ya da yeniden fason üslûpta üreterek halka pazarlıyoruz.

Acaba bu "Ulusal Program kaygısı" nereden doğdu, ya da hangi ihtiyaca cevap veriyor?

İlk akla gelen Türkiye'nin ekonomik krizi aşma mücadelesinde Amerika, IMF ve Dünya Bankası'nın üstlendiği rolün halkta oluşturduğu "IMF güdümüne girme" imajını silme niyetidir.

İkincisi de, bizzat Kemal Derviş'in "Amerika'dan gelmiş olma"nın üretebileceği sorulara karşı bir peşin savunma duygusunun ürünü olabilir.

Eğer, tamamen içe dönük propaganda niteliği taşıyan bu iki kaygı ile değilse "yeni ekonomik program"a "ulusal" gibi bir sıfat eklemenin hiçbir anlamı yoktur. İçe dönük propaganda ise, bilinen halk deyimiyle karın doyurmamaktadır.

Evet, "yeni ekonomik program" Türkiye için yapılmaktadır. Türkiye'nin sorunlarını esas alarak bir çözüm aramaktadır. Eğer "ulusal" nitelemesi Türkiye'ye uygulanacak bir program olması hasebiyle kullanılıyorsa bu da akla zarar bir yaklaşımdır. Çünkü buradan "ulusallık-millilik" gibi bir propaganda üslûbu çıkarmak, halkı aptal yerine koymaktır.

Artık sokaktaki insan da biliyor ki, hazırlanacak programın uluslararası finans desteğine ihtiyacı vardır. Yani Amerika'nın, IMF'nin ve Dünya Bankası'nın sağlayacağı krediler olmadan Derviş'in yapacağı bir şey yoktur. Bizzat Derviş'in tercih edilmesi bununla ilgilidir.

Yine sokaktaki insan biliyor ki, "Derviş'le birlikte para muslukları açıldı" sözlerinden çabuk rücu edilmiş, önce program hazırlanacağı, bunun, dünya finans çevrelerinin bilgi ve değerlendirmesine sunulacağı, onlar programın içeriğine güven belirtirlerse para musluklarının açılacağı ortaya çıkmıştır. Bu durumda hani nerede ulusallık? Yoksa biz farkında olmadan bu "uluslararası" finans kuruluşları da "ulusal" kaygılarla mı hareket etmektedirler acaba?

Sokaktaki insanın bildiği bir başka şey ise, Ecevit'in "IMF çağdışı" gibi gene propagandaya dönük söyleminin ömrünün bir gün sürdüğü, Başbakan'ın, Washington'dan gelen sinyallerle, hemen akabinde IMF'ye saygılarını bildirme zarureti ile karşı karşıya kaldığıdır.

Bunlar yaşadığımız gerçeklerdir. Bunlar bilinirken, birbirimizi dolduruşa getirmenin, "ulusal-milli" gibi nitelemelerle kuyruğu dik tuttuğumuz tesellileri oluşturmanın, zevahiri kurtarma açısından bile bir anlamı yoktur. Çünkü bu tür sahte yaldızlamalar zevahiri bile kurtarmıyor.

Kriz üstüne kriz gelmiş, dibe vurmuşsunuz. Çaresiz kalmış, gitmiş taa 'Amerika'lardan Derviş'i getirmişsiniz. Ne yazık ki şu anda Derviş bile ekonomi adına kritik bir angajmanı temsil etmektedir? Çünkü Derviş ismi "içerde alternatifleri tüketmiş bir iradenin çağrısı"nın sonucudur. Derviş, şu anda "ben bu işin içinden çıkamam" deyip gitse, ekonominin nasıl bir batağa saplanacağını düşünebiliyor musunuz?

"Yeni ekonomik program"ı hazırlarken reel ekonominin temsilcilerini dinlemek ve o alanı canlandırıcı kaygılarla hareket etmek anlamlı, olabildiği ölçüde, artık kemerinde sıkacak delik kalmayan geniş halk kesimlerinin en az etkileneceği bir perspektif aramak anlamlı, ama bütünüyle propaganda kokan "ulusal" sözcükleri son derece boş, anlamsız, sahte.

Sokaktaki insan, artık "acı ilaç"ın nasıl içirildiğini de biliyor. Onun için ona, propaganda ve sahtelikler sökmüyor.

Gerçekçi, doğrucu ama güven verici son bir süreç... Evet son bir süreç... Çünkü her başarısız program, bir sonrakinin güven tabanını yokediyor ve başarısını daha riskli hale getiriyor.

Acı ilaç olacaksa, bunun adil bir biçimde paylaşılması, adil yani, altta kalanın canını çıkarmayan, üst gelir dilimlerine daha çok fedakârlık getiren, uluslararası finans kuruluşları ile ilişkilerde, bedel her ne ise bunu "saydam-şeffaf" biçimde halkla paylaşan ve her bedelde milli onay arayan...

Dün arayan İlhan Kesici halkın "Bir çiçekle bahar gelmez" özdeyişinden hareketle Derviş'e ilişkin fazla ümit alanı bırakmadı ama, Derviş başarılı olmak zorunda. Ondan beklenen Cristopf Kolomb'un yumurtayı dik tutmasına benzer bir misyon belki ama halkın takati kalmadı. Bayram tatilinde dolaştığım Anadolu'nun canı burnunda. Dönüp geldiğim İstanbul'un nefesi tıkanmış durumda. Derviş, programı yapmadan önce başı suyun içinde bekleyen halk kesimlerinin, reel ekonominin çırpınışını görmeli. Sonuçta gene "Ölen ölür kalan sağlar bizimdir"e gelinecekse, en azından samimi olarak ölenlerin acısını paylaşmak için yapılmalı bu...


13 Mart 2001
Salı
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED